Ekonomi yönetimi her fırsatta sıkılaştırma söylemlerini tekrarlayıp, bir yandan da gül bahçesi tadında bir durum anlatırken, ülkede bireylerden şirketlere kadar ödeyebilme açmazının büyüdüğü açıkça gözüküyor.
Memleket bir yapılandırma çukuruna düşmüş, israf ekonomisinin gölgesinde yedi ayda ödenen faiz 1 trilyon 754 milyar TL’ye çıkıp, bütçe açığı Cumhuriyet tarihinin rekoruna koşarken, tahsil edilemeyen alacaklar üzerinden bütçe açıklarını yeniden okuma ihtiyacı gün gibi ortada duruyor.
İnsanlar borcunu nasıl ödeyebileceği ile ilgili açmazı çözmeye çalışırken, bir yandan da alacaklılar tahsilat peşinde koşuyor. Ödemeler zinciri büyük ölçüde kırılmış piyasada vadesi gelen çeklerin yenileriyle değiştirildiğini görüyoruz.
Bu yetmiyor bankalarda takipteki alacak durağının bir öncesindeki yakın izlemedeki kredilerin oranı patlıyor. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre bu tip kredilerin oranı yüzde 13’e yaklaştı. Toplam krediler içindeki payı ise yüzde 9 mertebesinin kıyısında geziyor.
Bununla da bitmiyor. Yakın izlemede durumunda olan kredilerin yapılandırma oranı, toplam kredilerin içinde 4 yılın zirvesine ulaşıyor. Yani reel piyasalarda da, bireylerin ya da firmaların bankalarla olan ilişkisinde de alacak ve ödeme problemi büyüyor.
Herkes bir yapılandırma çukurunun içinde zaman kazanmaya çalışıyor. Peki neyin zamanını kazanmaya çalışıyor? İşte bu sorunun yanıtı yok. Sadece bugünü atlatmaya çalışan insanlar ve tüzel kişiliklerden söz edebiliyoruz.
Mesele sadece özel sektörün içinde dönmüyor. Kamunun alacaklarında da durum aynı. TESK Başkanı Bendevi Palandöken vergi ve SGK borçlarının yapılandırılmasını desteklediklerini, ama faizin faizini ödeyen sistemle işin içinden çıkmanın mümkün olmadığını dile getiriyor. Yani oradaki yapılandırma hamlesi de zaman kazanma kaygısının üzerinden şekilleniyor.
Zaten bu durum başvurularda da sıkıntı yaratmış gözüküyor. Çünkü SGK’nın çağrısını bu çerçeveden okunabilecek bir başlık. 31 Ağustos 2026 tarihinin son başvuru sınırı olduğunu hatırlatarak, borcun 72 aya bölüneceğini tekrar hatırlatıyor.
Düşünsenize vergi gelirlerini arttırdığını, SGK’da prim rekorlarının kırıldığını söyleyen bir ekonomi yönetimi neden 72 ay vadeli yapılandırma yapar? Bundan da önemlisi borçlunun neden başvurduğu ya da başvurmadığı konusu var.
Başvuranlar zaman kazanmak ve nefes almak, e-haciz uygulamaları ile muhatap olma süresini ötelemek için başvuruyor. Başvurmayanlar ise daha dramatik bir durum. SGK’nın çağırısından anlıyoruz ki oran hatırı sayılır düzeyde. Yoksa neden bu ısrarlı hatırlatma?
Başvurmamanın nedeni, ödemeden umudunu kesmiş insanların göstergesidir. Meseleyi o kadar umutsuz karşılıyorlar ki, başvurarak zaman bile kazanmaya çalışmıyorlar. Elbette finansal okuryazarlık açısından baktığınızda başvurmayanın haklı olduğu açık. Ama bu hesabı yaparak imtina ettiklerini hiç sanmıyorum. Türkiye ekonomisi bir yapılandırma çukurunun içinde boğuşuyor ve ekonomi yönetimi bunu da görmezden geliyor. İşte asıl risk bu.