Enflasyonda resmi açıklamalarda bile şaşırtıcı bir sonuç gelmedi. Son gelen veri bize anlatıyor ki, ne hedef enflasyon tutacak, ne de açıklananlar ile gerçekler arasındaki fark kapanacak.
Girdi maliyetlerinden yaşam maliyetlerine kadar hepsi vatandaşın ve firmaların üzerinde yük olmaya devam edecek. Bu yıpranma nereye kadar sürdürülebilir, açıkçası kimsenin bu konuda fikri de yok, tahmini de…
Özellikle aylık bazda ortaya çıkan artışları dikkatle incelediğimizde gıda, ulaştırma ve konut maliyetlerinin yukarı yönlü giden eğilimi en çok tetikleyen başlıklar olduğunu görüyoruz. Vatandaşın da zaten bundan daha başka bir harcama kalemi kalmadığı için, enflasyonda dibi gördüğümüz rahatlıkla söylenebilir.
Bundan sonrası enflasyonla mücadelenin değil, yoksunluğun artışının göstergesidir. Böyle bir fotoğrafta ödemeler zincirinin kırılmasından, kayıt dışı üretimlerin saha bulunmasına kadar bir dizi problemi, sağlık maliyetlerindeki artışı da arkasına takarak önümüze getirecektir.
Bu hedef sapması ve çarpık ekonomik yaklaşımda özeleştiri yapmak bir kenara dursun, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, halen enflasyondaki yükselişin geçici olduğundan bahsediyor.
Dış ticaret açığından enflasyona kadar her şeyi temennilerle algılayan, hatta kendi branşı olan sıcak parayı bile trilyon dolar yönetenlerle toplantı yaparak, ülkeye geleceğine dair inanca kapılarak yöneten Şimşek ve ekibinin artık bu uykudan uyanması gerekiyor.
Çünkü hem insanların, firmaların bu ağır faturayı kaldırabilecek gücü kalmadı; hem de ekonominin bu aleyhe açılan makasın gölgesinde hasar görmeden yoluna devam etmesinin olasılığı bile tartışılmaz noktaya geldi.
Sürekli bir temennide bulunarak, algıyla ekonomiyi yöneteceğini, insanları ikna ederek ekonomik sorunları ortadan kaldıracağını düşünen, temennilerinden oluşan söylemleri ekonomi programı zanneden bir seviyeden hızla çıkmamız gerekiyor.
Çünkü kur politikasından ücretler politikasına, vergilendirme yaklaşımından harcamadaki tasarruf yoksunu bakış açısına kadar her şeyin rakamlarla konuşulduğu, ama rakamlara kimsenin inanmadığı bir yapının sürdürülebilir özelliği kalmadı.
Tutmayacağı net bir biçimde anlaşılan hedefler üzerinden gelir artışı yapılan insanlara, dönüp bunun gerekçelerini açıklamak ve gereken farkı vererek özür dilemek bir yana, halen sabır talebinde bulunmak ekonomi yönetimini sadece başarısızlığa koşturmuyor.
Aynı zamanda ağırlaşan sorunları, istihdamdan iç piyasaya, maliyetleri karşılamaktan faturayı finanse etmeye kadar bir dizi problemi de önümüze çıkarıyor. Türkiye’nin gerçeklerle yüzleşerek, hızla çağın gereklerine uygun bir planlamaya, ardından da yapılacak nitelikli bir programla ekonomiyi konuşmaya ihtiyacı var. Yoksa bu gidiş hoş bir sokağa çıkmıyor.