Dünyanın enflasyonist bir sürece girdiği ister raporlara, ister ülkelerin ekonomi kurmaylarının söylemlerine, isterseniz de uluslararası gelişmelere baktığınızda görülen bir gerçek. Hatta bir adım öteye gidip, stagflasyon riskinin tartışıldığı bir ortamdayız.
Nitekim bizim Merkez Bankası yetkililerinin söylemlerinde de bu risklere dikkat çekiliyor. Her ne kadar dünyadaki gelişmeler ile bizdeki gerekçeler, ortak yönleri ve etkileşimleri olmasına karşılık temelde ayrışsa da, önümüzde enflasyonist bir ortam olduğu açık.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın söylemlerini dikkate alırsak, bunun beraberinde sıkılaşma politikalarını sertleştirerek sürdürecek bir süreç olduğunu anlıyoruz. Ekonomi yönetiminin anlamadığı mesele tam da bu nokta.
Bireylerden firmalara kadar sınırı çoktan aştık. Yani tahammül edilebilecek noktanın çok ötesindeyiz ve bundan sonrasının daha büyük ekonomik problemleri hayatımıza getireceğinden de bihaberiz. En azından ekonomi yönetimi oturduğu masadan konuştuğu için yeterince haberdar değil ya da umursamıyor.
Sadece rakamları tutturmanın, ekonomide sağlıklı bir yöntem olmadığını öğrenmemiz gerekiyor yoksa ekonomi bilimi bize acı sonuçlarla öğretecek. Bununla birlikte tamamen boş verme şansımız da bulunmuyor.
Planlı, adımlarını doğru atan, önceliklerini yeniden sorgulayıp, geniş kitleleri ayağa kaldırarak ekonomiye az hasarlı bir dinamizm katan bir yaklaşımı tekrar masaya yatırmak zorundayız. Ne var ki Şimşek ve ekibinin böyle bir niyeti olmadığı, niyetlendiğinde de seçim ekonomisine uygun tavır alma ihtimalinin daha yüksek olduğunu görüyoruz.
Yani hem sıkarken, hem gevşetirken bize problem yaratacakları şimdiden gözüküyor. Peki bir parasal genişleme, sıcak paranın buraya akması ve ticaretin canlanması mümkün mü? İhracat pazarları açısından bu çok olası gözükmüyor.
İç piyasa derseniz de, bu şartlar altında sürdürülebilirliği kalmadığı açık. O zaman MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’in sözlerini mercek altına almak gerekiyor. Diyor ki Özdemir, yılın ikinci yarısında ticaret hızlanacak, sıcak para ülkede dolaşacak.
Sıcak parayı emisyondaki parayı arttırarak sağlayacaksak ayrı bir tartışma konusu, carry trade parasını çekip, yüksek bedeller ve daha yüksek faizler ödeyeceksen ayrı bir tartışma konusu. Eğer bu bir ara gazı değilse, hangi gerekçeyle ülkedeki para miktarının ve ticaretin artacağına ilişkin öngörüde bulunuyor. Bence buna açıklık getirmesi gerekir.
Böyle bir ihtimal yok da, birbirimizi gazlamaya devam ediyorsak, bunun daha büyük kapasite artışlarına neden olacağı ihtimalini de göz önüne almamız gerekir. Çünkü pandemiden başlayarak sürekli gaz verip, insanları aşırı kapasiteye yönlendirenlerin, günü kurtarmak uğruna nasıl problem yarattıkları, sadece tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşananlar üzerinden bile anlaşılabilir.
MÜSİAD Başkanı enflasyona ve faize takılmamak gerektiğini söylerken bir noktayı eksik bırakıyor. Hangi enflasyona ve faiz oranına takılmamak gerekiyor. Çünkü ortadaki gerçeklikle ilgisini yitirmiş iki başlık da, sadece öngörülemezlik olarak sonuç veriyor ve bunun maliyeti daha ağır oluyor.
Türkiye, öngörülebilir veriler ışığında, planlı ve akılcı yaklaşımlar sergilerse mutlaka bu işin içinden çıkar. Ama kimsenin dile getirmediği o gerçek var ki, her şeyi alt üst ediyor. Gerçek yaşamla ilgisini yitirmiş rakamlar. Bunu tartışmıyorsak, daha çok fatura öderiz.