Ne diyor TOBB Başkanı: “Ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini korumalıyız.” Bu nedenle de finansmana erişim konusunda kamu bankalarının meseleyi destekleyici bir tavır üstlenmesi gerektiğine işaret ediyor.
Merkez Bankası Başkanı bu konuda nasıl bir yorum yaptı bilemiyoruz. Ama meselenin onu da aşan boyutu olduğunu anlamamız lazım. Bu bir ekonomi yönetimi sorunudur ve ne yazık ki mevcut ekonomi yönetiminin söylemde başka, eylemde başka tutumu işlerin içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.
Öncelikle temenniler ile gerçek bir ekonomi programı arasındaki farkı anlatmamız lazım. Çünkü temenninize uygun rakam tutturma oyunundan vazgeçmedikçe, ekonomik gerçekler ağırlaşarak önünüze fatura olarak gelir.
Elbette bu madalyonun bir yüzü. Diğer tarafına da bakmak lazım. Kamu bankalarının desteği ancak böyle bir program çerçevesinde anlamlı olur. Fakat doğru analiz yapmak için onların da bir banka olduğunu, sendikasyon kredisi için yurtdışına gittiğinde sübvanse edilerek devam etmeleri halinde sıkıntı yaşayacaklarını bilmemiz lazım.
Aksi takdirde mesele daha önce uygulanan bugün de Varlık Fonu’nun içinde gölgelendiği için anlamadığımız, ama yılın yarısında 1,5 trilyon TL’ye ulaşmış faiz ödememizle sağlamasını yaptığımız görev zararı benzeri uygulamalara sahne oluruz.
TOBB nezdinde reel sektör kamu bankalarından destek istiyor, ama öncelikle yanıtını bulmaları gereken soru şu: Özel bankalar neden kredi vermekten imtina ediyorlar? Zira alabilenler, zaten bilanço olarak sağlıklı durumda olanlar.
Bu mantıktan yola çıkarsak, diğerlerinin alamayacağı gün gibi aşikâr. Türk reel sektörünün öncelikle bu sorunun yanıtını bulması ve yapılanmasını buna göre ayarlaması gerekir. Şayet ay başında yapacağınız ödemeler için finansman arar hale geldiyseniz, onun adı finansman değil, borçtur ve bir sonraki ay tekrar kapınıza aldığınız borcun faiz ödemesiyle birlikte gelir.
İSO 500 Listesi açıklandığında İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın raporun anlattıklarını paylaşırken, gelirlerin içinde finansman giderlerinin yüzde 80’leri aştığını söylemesi çok anlamlıdır.
Bu haliyle altı delik çuvala para atarak işin içinden çıkamayız. Çıkamadığımız gibi de daha çok maliyetli para kullanarak, kredi kartını kredi kartıyla kapatan ve sonuçta çıkmaza giren tüketici misali batarız.
Batmakla da kalmaz, tüm tedarikçilerimizi peşimizden sürükleriz. O zaman reel sektörün öncelikle verimlilikten yeni iş alanlarında startup ekosisteminden destek alarak yer almayı düşünmesi, satmış olmak için mal satmaktan vazgeçmesi, para değil, yapacağı bir proje ya da iyileştirme için finansman arar hale gelmesi lazım.
Bunun için de önce ülkenin üretim ekosistemini oluşturması gerekir. Bunun da muhatabı Merkez Bankası Başkanı değil, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek nezdinde ekonomi yönetimidir.
Çünkü merkez bankaları ekonomi yolculuğunda hedefleri tutturmakla görevli, dengeyi gözeten ve o hedeflerle sınırlı elindeki silahları bağımsız kullanan yapılardır. Özetle muhatap ekonomi yönetimidir, ekonomi bürokrasisi değil.
Sahi bu vesileyle TOBB Başkanı’na hatırlatayım: 2003 yılından beri konuştuğumuz sanayi envanteri nerede? Hatta resmi büyütelim. Gerçekçi bir tarım envanterimiz ve insan kaynağı envanterimiz var mı? Yoksa halen borç aranıyor demektir.