Ekonominin okumasını yaparken geçen sene beri uzmanların şirketlere verdiği tavsiyelere dikkat ettiğinizde, birçok başlık olmakla birlikte ilk sıraya koyulması gerektiği söylenen nakit yönetimi..
Çünkü bir işletmenin ayakta kalabilmesi için iş yapabilmesi ne kadar önemliyse, orada nakit yönetimini başarıyla gerçekleştirmesi de o denli kritik bir başlık. Meseleyi şirketler çıkarıp Türkiye ekonomisine getirdiğimizde orada da işlerin yolunda gitmediğini görüyoruz.
Reel sektörün döviz yükümlüğünde yaklaşık 393 milyar dolarlık bir tablo var. Yine buna yakın bir uluslararası pozisyon açığımız da dikkat çekiyor. Cari açık finansmanıyla birlikte bir yıl içinde bulmamız gereken rakam ise 250 milyar doların halen üzerinde seyrediyor.
Peki tüm bunları nasıl karşılayacaksınız? Dünyadan bize kaynak akmadığını biliyoruz. Gelen para 50 milyar dolar civarında bir carry trade sermayesi. Onun da girerken ayrı, dururken ayrı, çıkarken ayrı faturası önümüzde ya da gelecek. Yani sağlıklı bir finansman olarak nitelendirilemez.
Dövizdeki baskı nedeniyle, dünyadaki gelişmeleri de dikkate aldığınızda ihracatta istediğimiz sonuçları sadece artı 1 dolar seviyelerinde konuşuyoruz. Her elde edilen rakama da Cumhuriyet tarihinin rekoru söylemleriyle makyaj yapılıyor. Oysa o 1 doların kârlılık durumunu analiz etmek gerekiyor.
Yine benzer sebeplerle turizm gelirlerimiz de sıkıntı bir fotoğraf veriyor. Türkiye aşırı değerli TL ve buna karşılık garip bir şekilde rakiplerine oranla pahalı kalan TL bazlı fiyatlarıyla birlikte işin içinden çıkamıyor. Transit gelip geçenleri saymamıza girmiyorum bile.
Burada ilk soru, tüm bu gerçekler ortadayken dolar bazındaki ihtiyacımızı nasıl karşılayacağımız. Zaten yılın yarısında 1,5 trilyon TL faiz ödeyen ekonominin, anlaşılan o ki yılın sonuna kadar sıkıştıkça pahalı para bulma eğilimi devam edecek.
İşin dönelim iç finansman yöntemine… Son açıklanan bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda vergi tahsilatı ile övünülmesine karşın, tahakkuk / tahsilat oranlarının yüzde 56 seviyesinde kaldığı ortaya çıkıyor. Bunun da sadece kâğıt üzerinde bir gelir anlamına çıktığı malûm.
Fakat iş burada da bitmiyor. Maliye, zaten sıkışmış reel sektörün ve bireylerin üzerine daha çok giderek, dolaylı yoldan ya da salma yöntemlerle para toplamaya çalışıyor. Burada zaten kur riski kapıda olan bir reel sektörün işin içinden nasıl çıkacağı ise büyük bir muamma.
Dönelim turizm sektörüne… Yurtdışı ziyaretçiden umduğunu bulamayan sektör iç piyasada hareket beklentisi içinde. Ama satın alma gücü tamamen çözmüş bir tüketici ile bunu başarması mümkün değil.
Zaten maliyet / gelir dengesizliği fiyatların daha da artmasına neden oluyor ve bitme noktasına gelen işleri içte de daha çok içinden çıkılmaz noktaya getiriyor. Peki kalanların turizm hareketi ne?
Son açıklanan turizm verileri yine anlı şanlı övünmelerin gölgesinde açıklandı. Ama anlıyoruz ki insanlar ya kendi evine, ya da eş dost, akraba evine seyahat etmiş. Toplam gecelemelerin bile sadece yüzde8’i otellerde yapılmış ki bu da gerçek turist anlamına geliyor.
Velhasıl kelam işin içinden çıkamayan bireyler ve reel sektör ekonominin en büyük riskini oluşturuyor. Ama bundan da önemli risk, bence gerçeklere gözünü kapatan, kapatmakla kalmayıp kendisinden başlayarak durumu makyajlayıp herkesi kandırmaya eğilimli ekonomi yönetimi.