Türkiye’de üreticinin maliyetleri üzerinde gerçekçi iyileştirmeler yapamayan, bu konuyla ilgili bir planı olmayan, hatta muhtemelen bu yönde bir görüşe de sahip olmayan ekonomi yönetimi, çalışan ile işvereni karşı karşıya getirerek çalışma barışını bozacak adımlarına devam ediyor.
Emeklisine yıllar içinde aldığı aylığı harçlık seviyesine getirip, sonra da zaten bankaların verdiği promosyon ya da yılda iki kere verdiği bayram ikramiyeleri üzerinden ‘seni düşünüyoruz’ mesajı vermeye çalışanların, şimdi gündeminde bölgesel asgari ücret var.
Sabah Gazetesi’nin haberine göre: “Hükümet, iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda farklı sektörlerin maliyet yapıları ve iller arasındaki ekonomik koşulları dikkate alacak sektörel ve bölgesel asgari ücret modeli üzerinde çalışma yürütüyor. Düzenlemenin hayata geçirilmesi halinde çalışanların alım gücü ile işletmelerin rekabet gücü arasında dengeli bir yapı oluşturulması hedefleniyor.”
Öncelikle bu yasal olarak mümkün değil. Daha önce TGSD eski Başkanı ve o dönem siyasetin içinde olan, reel sektörü de yakından tanıyan biri isim olan Umut Oran tarafından 2 binli yılların başında mesele gündeme getirilmişti.
Bunun Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu için uygulamayacağı çok açık bir biçimde ortada duruyor. Elbette bunu da dikkate almayan bir yaklaşıma niyetleniliyorsa, o apayrı bir tartışa konusu. Ama bölgesel asgari ücret kanuni düzenlemeyle yapılabilecek bir iş değil.
Bu işin uzmanların yasal olarak ortaya koyduğu boyutu. Nitekim benzer bir yorumu o dönem Çalışma eski Genel Müdürü İsmail Bayer de dile getirmişti. Sonuçta konu kapandı ve uygulanamayacağı konusunda anlayış oluştu. Fakat efsanesi hiç bitmedi. Sürekli her sıkışıldığında gündeme taşındı.
Anlaşılıyor ki, reel sektöre ve üretim ekonomisine ilişkin bir fikri ve yaklaşımı olmayan, sahayı tanımayan mevcut ekonomi yönetimi, maliyetleri iyileştirecek yerli tedarik oranı çalışmalarından, ücretler üzerindeki yüklere kadar hiçbir konuda yaklaşım sergilemek niyetinde değil. Bunun yerine her konuda olduğu gibi yine işveren ile çalışanı karşı karşıya getirecek modeller üzerinde duruluyor.
Umarım bu sadece bir çalışmadır ve çalışma olarak da kalır. Zira çözüm değil, daha büyük sorunların kapısını açacak bir başlık olduğunu görmek için ekonomist olmaya gerek yok. Biraz sahadan haberdar olun yeter.
Gelelim bölgesel asgari ücret yaklaşımına… Bu aslında bir tür itiraftır. Gelişmiş ülkelerde toplam çalışanların yüzde 6’sı kadar olan, hatta KKTC’de yüzde 7 civarında olan asgari ücret alanların oranı, bizde çalışma hayatının gerçeği olmuş vaziyette.
Peki asgari ücret niye var? Kanunda angarya suçtur ve asgari ücret de verilecek maaş değil, angarya sınırıdır. Yani bundan aşağı bir ücrete kimsenin çalıştırılamayacağı, kanunda angarya olarak görülen tanıma gireceğinin işaret fişeğidir.
Koca bir ülkeyi angarya sınırında çalıştırıp, sonra da bunu bölgeye göre düzenlemeyi tartışmak artık işin zıvanadan çıktığının göstergesidir. Zaten bu ücretlere insanları çalıştırmanız istisna olması gerekirken, bir de angarya sınırı olan rakamın da altına girmenin yollarını arıyorlar.
İşin insani ve hukuki tarafını bir kenara koyarsak, ki koymamalıyız ama koyarsak, burada çalışacak tek bir insan bulamazsınız. Çünkü ortadaki rakam çalışmaya değmeyecek bir ücrettir.
Yani bir genç, işe başlarken kendisine sunulan bu para yerine, gidip internetten e-ticaret yapıp, bunun birkaç katı gelir elde edebilme şansına sahip. Daha önce NEET tartışması olduğunda bunu dile getiriyordum ve itirazlar yükseliyordu.
İşte BETAM’ın son araştırması bunu kanıtlıyor. “Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nin (BETAM) hazırladığı İstanbul'da 18-29 yaş arası eğitimli gençlere yönelik araştırma, "Ne Eğitimde Ne İstihdamda" (NEET) tanımının piyasa dışındaki faaliyetleri dikkate almaması nedeniyle gençlerin önemli bir bölümünü yanlış sınıflandırdığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, mevcut ölçümde yüzde 35,5 olan NEET oranı, gayri resmî eğitim, bireysel çalışma ve bakım faaliyetleri dikkate alındığında yüzde 19,4'e düşüyor.”
Üstüne bir de bu fiyata çalışmayı kabul etse bile, emekli olduktan sonra açlık sınırının neredeyse yarısına yakın bir oranda emekli maaşı alacağını da görünce, çalışma yaşamına kadrolu olarak katılmak yerine başka işlere yöneliyor.
Şayet angarya sınırıyla ilgili etik bir bakış açınız yoksa bile, en azından bu hamleyle sektörlerin çalıştıracak tek kişi bulamayacağını görmeniz lazım. Ayrıca 28 bin TL’nin örneğin Van’da yeteceğini nasıl öngörüyorsunuz?
Van diyorum zira en çok genç işsizliğin olduğu il. Eğer orada iseniz 28 bin TL’ye de işi kabul ediyorsanız, bunun adı çalışan olmak değil, köleliğe razı olmaktır. Bunu da mı göremiyorsunuz? Hoş enflasyonun farkında olmayan bunları görür mü; ondan da emin değilim ya neyse.