Oysa son enflasyon raporunda gelecek sene sonu için yüzde 15 enflasyon hedefi var. Bunun tutup tutmasından çok, açıkçası bu hedef doğrultusunda insanlara yapılacak gelir artışının dara kritik bir rolü olduğuna inanıyorum.
Bundan bir sene sonra doğru ya da yanlış yüzde 45 enflasyon bekleyen bir hane halkı gerçeğine karşılık, sizin hedef üzerinden yılın başında vereceğiniz maaş artışının yüzde 15 – 20 bandında olacağı bugünden açıkça görülüyor.
Yani vatandaş nezdinde fakirleşmenin devam ettirileceğinden söz ediyoruz. Tüketicisinin satın alma gücünün göçtüğü bir ülkede reel sektörün ayakta kalacağını beklemek ise sadece iyimserlik olur.
Çünkü o reel sektör ki, yurtiçindeki açığını, yurtdışı pazarlarda kapatmaya muktedir değil. Bir tarafta TL bazında açıklanan enflasyonun çok üzerinde artan girdi maliyetleri, öte tarafta dünya ekonomisinde elde edilemeyen ivme ve beraberinde gelen pazarlıklar, bir diğer yanda da kur üzerinden aşırı değerli TL ile rekabet edemeyen bir reel sektör…
Bunun iç faaliyetler üzerinden verdiği fotoğrafa baktığınızda ise finansmana ulaşamayan, ulaşabilenlerin de çok pahalı maliyetlerle ‘kullanmasa daha iyi’ denilebilecek bir ortamda ayakta kalmasını umuyoruz.
Buna karşılık ekonomi basınında konuşulan ne? Başkanların, yani reel sektör temsilcilerinin serzenişleri, ama daha çok Merkez Bankası’nın yaptığı hamleyle faiz düşüşü sinyali verip vermediği…
Merkez Bankası’nın böyle bir eğilimi olmadığını yine son açıklanan enflasyon raporundan da Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın açıklamalarından da biliyoruz. Ayrıca politika faizinin kaç olduğu değil, bunun piyasalar nezdinde ne kadar uygulandığı önemli.
Bu ülke yüzde 8,5 politika faizi açıklandığında yüzde 70’lerde, 80’lerde krediye ulaşamayan reel sektör gerçeğini daha kısa süre önce yaşamadı mı? Ama meselenin özüne bakmak yerine, manşetler üzerinden konunun üzeri kapatılıyor.
Bu fotoğraf içerisinde tek kazançlı çıkacak olanın yine başta carry trade tayfası olmak üzere, paradan para kazananlar olacağını bugünden görmek mümkün. Üstelik konu o kadar ilginç bir yere tıkandı ki, kuru arttırsanız kısa vadeli borcun reel sektörde tavan yaptığı, kuru dengelemezseniz de rekabet edemediği bir resim veriyor. İşin içinden de çıkmak mümkün olmuyor.
Manşetlerle ve algıyla ekonomiyi yönetilmez. İTO Başkanı Avdagiç ihracattaki rekabetçiliğin önemli olduğunu söylüyor ama daha iki gün önce turizm sektörü üzerinde ‘Türkiye pahalı algısı’na dikkat edilmesi gerektiğine işaret ettiğini unutuyor.
Aslında atladığı mesele konunun bir algı olmadığı. Çünkü Türkiye turizmde de, diğer sektörlerde de pahalı kaldı. Ama gerçekleri konuşmak yerine, günü kurtaracak açıklamalarla gündemi geçirmeye çalışırsanız, biz bunları istemesek de daha çok konuşuruz. Görmeniz gereken fakirleşmenin sadece vatandaşta olmadığı, reel sektörün de hızla fakirleştiği ve borç sarmalına girdiğidir.