Bugun...


Cengiz HERGÜNLÜ

facebook-paylas
Katlanmak zorunda mıyız?
Tarih: 03-05-2021 15:38:00 Güncelleme: 03-05-2021 17:25:00


Ekonomik basında ‘düşürülemiyor, enflasyon 16,2 den 17,14’e yükseldi’ yazısını görünce ve sürekli piyasada, işletmeler nezdinde ekonomik konuların içinde olduğunuz için canınız sıkılıyor. Etrafımızda yaşanan olayları gördükçe, uygulanan ekonomi politikalarına karşı kendinizi tepki vermek zorunda hissediyorsunuz. ‘Neden bazı şeyler hiç değişmiyor’ anlamında.

 

Amacımız siyaseti ya da siyasetçileri eleştirmek değil. Ama 1970 yılından itibaren Türkiye’deki enflasyon dönemine baktığımız zaman, daima yüksek enflasyonla yaşamak zorunda kaldığımız görünüyor.

 

Dünya standartlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde fiyat artış oranı bazında yüzde 6’nın altında olması gereken bir ılımlı enflasyon düzeyine hiç ulaşamamışız. Yüksek enflasyon neredeyse ülkemizin kaderi haline gelmiş. Sürekli para basma yoluyla enflasyona müdahale ediliyorsa bundan sonrası daha tehlikeli olabilir.

 

Tüm kesimlerin ve özellikle KOBİ’lerin ileriye, geleceğe dönük planlama yaptıklarında, yaşanan bu yüksek enflasyon sonrasında, hangi enflasyon türünün arkadan gelebileceğini şimdiden değerlendirmeye almaları gerekir. Bunun yanında, hükümetlerin izledikleri enflasyon politikalarını yakından izlemeleri gerekir.

 

Enflasyonu her yıl aynı düzeyde artan bir ülke olmadığımız bir gerçek, fakat her yıl enflasyon oranı önceden doğru tahmin edilebilse bile, enflasyonun sakıncalarını ortadan kaldırabilecek tedbirlerin alınması daha kolay olabilecektir.

 

Bir başka deyişle, söz konusu olan, önceden doğru tahmin edilebilen enflasyon tutarları sonucu ülkede enflasyon tahribatını en düşük düzeye indirebilecek tedbirler alınabilir, savunma mekanizmaları geliştirilebilir. Önemli olan karar vericilerin politize nedenlerle, şirin gözüken enflasyon rakamları vermemiş olmalarıdır. Doğruyu ve gerçeği yansıtan enflasyon tutarlarını söyleyebilme liyakatine sahip olmalarıdır. Geleceği planlama aşamalarında bunlara da dikkat edilmesi gerekir.

 

Gelişmekte olan ülkelerde görünen yapısal bozukluk ve darboğaz gibi nedenlerle enflasyonla başa çıkabilmek daha zor olmaktadır. Yapısal bozuklukların içinde sayılan yetişmiş işgücü kıtlığı ve teknolojik bilgi yetersizliği bizim ülkemizde bence yoktur. Yeter ki, ülkenin gelişmişlik düzeyini salt politik ideallerin önüne koyan yaklaşımlar sergilenmesin. Örneğin; yetişmiş işgücünde bilgi ve beceri yeteneğine göre yerleştirme yapılabilsin. Akıl ve yetenekler ön plana çıkabilsin.

 

Ama gelişmekte olan ülkelerde yapısal bozukluğa en fazla katkı yapanın döviz kıtlığı olduğu bir gerçektir. Bütçe gelirlerinin yetersizliği nedeniyle açık finansman politikasının izlendiği diğer bir yapısal sıkıntıdır. Bunların gerçek nedenleri ayrı birer araştırma konusudur.

 

Finans piyasaları gelişmediği için sermayenin tabana yayılması gerçekleşmediği gibi, eksik öngörülen enflasyonla birlikte birtakım kesimler satın alma güçlerini korurken işçi, memur, emekli gibi benzeri kesimlerin ücretleri yılda ya da altı ayda bir belirlendiğinden, bu kesimler satın alma güçlerinin düşmesine engel olmazlar.

 

Bordro mahkûmları olarak tanımlanan bu kesimlerden kâr geliri elde eden kesimlere doğru bir gelir transferi oluşur. Bir başka deyişle eksik öngörülen enflasyondan dolayı, fakir kesimlerden zengin kesimlere doğru yeniden bir gelir dağılımı yaşanır.

 

Gelir dağılımdaki bu adaletsizliklerin artması sonucu manevi ve ahlaki değerlerin aşınmasına, bozulmasına, yolsuzluk ve rüşvet gibi suçluluk oranının artmasına neden olur. Hatta aile bağları zayıflar, boşanmalar artar.

 

Bir yanda, gitmediği işinden aldığı düşük ücret ödeneği nedeniyle geçinemeyen kişinin, eşinin ölen babasından kalan emekli maaşını alabilmek için hileli boşanma yolu araması. Diğer yanda sosyal güvencesiz, en düşük ücreti ödeyerek ürettiği ürünlerin bedelini, yurt dışında kurduğu firma vasıtasıyla, kazancını yine yurt dışında bırakma yollarını arayan yatırımcılar.

 

Enflasyonun yaratığı ahlaki aşınma boyutunun küçük bir göstergesi olarak, kendi yaşamımızdan verdiğimiz bu örnekler neticesinde sonuç; bu dengesizliklere, halk ve birey olarak katlanmak zorunda olmadığımızdır. Toplum; halkı oluşturan birey ve vatandaş olma bilinciyle, kamuya karşı kendi denetimini yapabilme hakkına sahip olduğunu bilmeli ve yasal yollardan bu denetim hakkını kullanabilmelidir.

 

Faydalı olması dileğiyle

Cengiz HERGÜNLÜ

SMMM-Bağısız DENETÇİ

www.hergunlu.com

 



Bu yazı 1275 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI