21.11.2017,17:10
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
’99 travmamız geri döndü…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
12 Haziran 2017 günü saat 15.28’de Ege Denizi, Karaburun açıklarında gerçekleşen 6.2 büyüklüğündeki deprem bizi yine 18 yıl öncesine götürdü.

17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin yarattığı travma geçmedi. Geçmeyecek de. Çünkü reel tedbirler alınmadı. Günü kurtaran, içi boş, hamaset dolu yaklaşımlar hep gündemde.

 

O günlerde afet sonrası toplanma ya da çadırkent yeri olarak belirlenen alanların yerinde bugün AVM’ler ya da adına rezidans denen konut şekilleri yükseldi. Artık kentimizde “toplanma alanı” yok. Kalan sayılı yerler de önümüzdeki birkaç yılda yok olacak. Mevcut bina stoğunun depreme dayanıklı hale dönüştürülme çalışmaları bitmez, tükenmez ve çok verimli bir rant kaynağına dönüştü.

 

Her ikamet sahibinin yaptırmaya zorunlu olduğu ve DASK  olarak bilinen zorunlu deprem sigortası; deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, tsunami ve yer kaymasının doğrudan neden olacağı maddi zararları poliçelerde belirtilmiş limitler dahilinde nakit olarak karşılamayı taahhüt etmekte. Buraya kadar tamam.  Ancak  20 milyonluk bir kentte bu hasarların vukuu bulacağı bir deprem sonrası sigorta bedelleri hak sahiplerine gerçekten ödenebilecek  mi? Pratikte bu mümkün olabilecek mi?

 

’99 depreminden yaklaşık 2 ay sonra geçici maksatla yürürlüğe giren ve ardından zorunlu hale getirilen “Özel İletişim Vergisi” ; aradan geçen 18 yıla rağmen hala kaldırılmadı ve mükelleflerce yıllardır ödenmekte.

 

Deprem sonrası konulan vergilerden söz edince aklıma İstanbul’un tarihsel depremleri geldi. Özellikle 10 Temmuz 1894 depremi  (Büyük Hareket-i Arz) sonrası sigorta şirketleri hak sahiplerine ödeme yapamayınca poliçelerdeki deprem hasarlarını kapsam dışı bırakmışlar. Ayrıca ahali paniklemesin diye basına sansür konmuş,  deprem haberleri sınırlanmış ve hatta tümden yasaklanmış.  2. Abdülhamid dönemindeki bu depremde Çatalca-Adapazarı arası 175 Km’lik bir fay zonu kırığı söz konusu. En büyük hasar ise Kapalı Çarşı’da meydana gelmiş ve neredeyse çarşının tamamı yıkılmış.  

 

Evet…İstanbul ve Tarihsel Depremleri…

Elimizdeki bilgiler endişe verici.

İstanbul 250 yıllık bir döngü ile büyük depremler yaşamış.  KAF (Kuzey Anadolu Fay Hattı) Erzincan’dan başlayıp batı Marmara’da son bulan periyodik hareketini yüzyıllardır sürekli  tekrarlamış gözüküyor.  Ancak bilgilerimiz İstanbul ile sınırlı.  Hem Roma, hem de Osmanlı döneminde başkente dair bilgiler yoğunken, eyaletlere ilişkin deprem bilgisi yok denecek kadar az.  

 

İstanbul için ilk kayıtlı deprem MS 342’ye işaret ediyor.  MS 342 ile 1894 arası  55 adet küçük, orta ve büyük deprem kaydı var.

 

Sadece Osmanlı dönemine baktığımızda 250 yıllık döngü kapsamında  2 büyük deprem görmekteyiz. Aletsel dönem öncesi  hasar kayıtları, arşiv ve şer-i siciller (mahkeme kayıtları) ışığında;  10 Eylül 1509 tarihli Kıyamet-i Suğra (Küçük Kıyamet) ile 22 Mayıs 1766’daki büyük deprem. Günümüzde Marmara ya da İstanbul depremi diye beklediğimiz deprem işte bu 250 yıllık periyodun günümüzdeki devamı olacak. 

 

1509 Kıyamet-i Suğra…

2.Bayazit döneminde yaşanan depremin 7.5-8 civarı olduğu ve fayın Silivri-Kocaeli hattında tek parçada kırıldığı görüşü hakim. O dönem İstanbul’un nüfusu 400.000 kadar ve ölü sayısı 13.000 şeklinde  tesbit edilmiş. Bu sayı toplam nüfusun % 4’üne tekabül ediyor. Günümüzün 20 milyonluk İstanbul’unu düşündüğümde elim oranı hesaplamaya dahi gidemiyor. Üstelik 14.15.16. ve 17.YY’larda İstanbul diye adlandırılan bölge sadece  Sultanahmet Yarımadası. Diğer yerler o zamanın banliyöleri ya da köyleri.  Yani nüfus yok denecek kadar az. Bugün Silivri’den Gebze’ye uzanmış bir İstanbul  düşündüğümüzde durum daha da vahimleşiyor.

 

1509 İstanbul depremi Avusturya, Macaristan, Balkanlar, Nil deltası ve Kırım dahil çok geniş bir coğrafyada hissedilmiş olup, Edirne’den Çorum’a ağır ve orta şiddetteki bir hasar tablosu söz konusu. Ayrıca İstanbul’da 109 cami, 1070 ev, Topkapı Sarayı, Surlar, Fatih ve Bayazit camilerindeki ağır hasar ile Haliç’te oluşan tsunami yüzünden donanma gemilerinde kayıplar yaşanmış. Hane başına konulan 20 akçe vergi ile tüm sivil ve kamu binalarındaki hasar 1510 yılının haziran ayına kadar da giderilmiş. 

 

1766 Depremine Gelince…

Bu kez İstanbul’un nüfusu 500 ile 800 bin aralığında olup o dönem dünyasının 3. büyük şehri. İmparatorluk  görkemli yıllarını çoktan gerilerde bırakmış. 22 Mayıs’ta gerçekleşen deprem yine Silivri-İzmit hattında ve 7 ile 7.5 büyüklüğünde varsayılıyor. 4000 ölü ve 5000 göçük altı kaybı söz konusu. Toplam nüfusa oranı ise bu kez % 1,5. Galata ve Marmara Surları önünde tsunamiye neden olan depremde Fatih ve Eyüp camileri yıkılıyor. En ağır hasar Topkapı Sarayı, Kapalıçarşı, Eski Saray ve Galata’da gözlenmiş. Toplam maddi hasar ise 22.000 kese altın olarak kayıtlara geçmiş.

 

Ve Osmanlı yaklaşık 600 yıllık tarihi boyunca bir yangın, bir deprem sürekli bu iki doğal afet  ile uğraşmış. Ancak bina yıkımlarını “kalıcı ve bilimsel çözümlü bir yapı tekniği geliştiremediği için” bir türlü çözümleyememiş. Yangınlar sonucu ahşap evlerden,  deprem sonrası ise kargir binalardan vaz geçilmiş. Bu ikilem 16.YY’dan beri hep yaşanmış.

 

Ve ne yazık ki günümüzde de farklı boyutlarıyla yaşanmaya devam ediyor.

Rahmetli Mete Işıkara’nın dediği gibi…

Deprem öldürmüyor. Binalar öldürüyor…

 

yalamanyelda@hotmail.com

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay