21.11.2017,00:15
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Gelecek; geçmişe saygı ile oluşur…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Geçmişi koruyabilme bilinci bir vizyon ve misyon meselesidir.

Bu bilinçten yoksun olan ya da yoksunlaştırılmış toplumlar değil yerinde saymak sürekli bir gerileme hali içinde olurlar. İşin doğası böyledir.

 

Yaşadığımız Anadolu coğrafyası müthiş bir uygarlık sahnesidir. Batısı, doğusu, kuzeyi ve güneyi ile her daim sahip olunmak istenen gözde topraklar olmuştur. Çağlar boyunca küçük halklardan tutun da büyük imparatorluklara kadar her çeşit siyasi yönetim bu topraklar üzerinde boy göstermiştir.

 

Peki, Anadolu’nun bugünkü sakinleri olan bizler bu mirasın farkında mıyız? Nasıl bir geçmişin üzerinde yaşıyoruz biliyor muyuz? Elbette ki bilmiyoruz.  Üstelik sorun sadece bilmemek de değil. Çünkü umurumuzda değil. Asıl sorun da bu husus. Sanata karşı daima mesafeliyiz ve bu alanla ilişkimiz hep olumsuzluklarla dolu. Okullarda yıllardır Sanat Tarihi dersleri okutulmuyor. Estetik bakış açısı ise bize fazla uzak ve lüks. Yaşadığımız konutlar ya da yeni yapılan binalar bunun en bariz örneği. Yeşili yok edip beton kutular içinde yaşamaya pek bir hevesliyiz.

 

Hal böyle olunca da sahip olduğumuz tarihi ve kültürel zenginlikler kimin umurunda?

 

Boş ver gitsin… Yak gitsin… Yık gitsin… Yok et gitsin!

 

Bu vandallığı yaşarken de hiçbir değeri ayrı tutmuyoruz. Hepsine kötü muamele ediyoruz. Halbuki biz böyle bir toplum değildik. Ne ara bu hale geldik?

 

Tarihi eserlere verdiği önem dışında hep çeşitli vesileler ile övündüğümüz Osmanlı İmparatorluğu;  camiye çevirdiği Doğu Roma kiliselerinin mozaiklerini dahi 17. yüzyıla dek kapatmadı. Kapattığında ise yok etmeden sadece üzerini örttü. Müslümanlar;  Hristiyan dininin Peygamberi, O’nun annesi ve azizleri eşliğinde yüzyıllarca namazlarını kıldılar, ibadetlerini ifa ettiler. Hiç de rahatsızlık duymadılar. Çünkü inandıkları din;  hoşgörü dini idi ve o güzel insanlar da samimi insanlardı.

 

Osmanlı yönetim şekli Antik Roma’dan kalan bir gelenektir. SuiGeneris denilen “nev’i şahsına münhasır” bir modeldir. Yani kendine özgü esaslı bir toplum, hukuk ve siyaset bütünü oluşturulmuştur. SuiGeneris kavramı sayesinde Batı Roma, Doğu Roma (Bizans) ve Osmanlı İmparatorluğu’nda farklı dinlere mensup pek çok insan bir arada yaşayabilmiştir.

 

Aslında SuiGeneris Osmanlı için sürekli söylendiği gibi bir hoşgörü hali de değildir. Başlı başına bir “Otorite”dir. Ülke topraklarına kim hakim ise O’nun sözü geçer. Bu duruma ”anlaşmalı sözleşme” de diyebiliriz. Çok dinli ve çok uluslu toplumlarda siyasi yönetim için gereken budur. Dinler arası yönetim ile en az 500 yıl yaşayabilmiş üç imparatorluğun bu kadar uzun süreler hakim olabilmesinin temeli de bu kurala dayanmakta. Yani birbirine tahammül edebilmek ve bir arada yaşayabilmenin kurallarını koyabilmek. Tarih boyunca bu önemli husus kurallara bağlandığında uzun ömürlü yönetim modelleri hayat bulmuştur.

 

Günümüzde toplumsal bazda yaşanan çekişmeler ise çok daha büyük boyutlarda. Kendinden olmayan insan, tarihi eser, kültür ve aklınıza her ne gelirse tüm alanlarda bir tahammülsüzlük hakim.

 

Geçmişi bilmek, korumak ve bilincinde olmak bu manada çok önemli ve vazgeçilmez bir özellik. Ancak yakın tarihimiz yok etme üzerine kurulu örnekler ile dolu. Saymakla bitmez. Öyle ki tarihi eserlere uygulanan tahammülsüzlük gitgide artan bir çizgide bugün de devam ediyor.

 

HenriProst ve sonrası…

Ülkemizdeki en büyük tarihi eser kayıplarından biri 1950’li yıllarda İstanbul’da yaşandı.

Fransız kent tasarımcısı HenriProst’un İstanbul ile ilgili hazırladığı master plan 1937 yılında teslim edildi. Ancak Atatürk planın kente zararı dokunacağını gördüğü için işleme konulmadı.

 

Vakıflar Müdürlüğü’nün raflarına kaldırılan plan; aradan yıllar geçtikten sonra 1950’deki genel seçimlerden zaferle çıkan Demokrat Parti iktidarı sırasında birkaç revizyon ile tekrar işleme kondu.  İstanbul’da 1956’dan 1960’a kadareski binalar yıkılarak yerlerine geniş yol, cadde ve sokak yapım çalışmaları hızla devam etti.

 

Sonuçta İstanbul’u İstanbul yapan pek çok medeniyete ait bina ve kalıntısı yok edildi. En büyük yıkım ise bugünkü Vatan ve Millet caddelerinin yapımı sırasında yaşandı. Söz konusu caddelerin sağlı sollu yaklaşık 50 metrelik yan bölümlerinde Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait ne kadar tarihi eser varsa hepsi ayırt edilmeksizin yok edildi. Aynı yıkım yaklaşımından Beşiktaş-Karaköy arası sahil şeridi de nasibini aldı.

Yok edilen sadece binalar değil, bir geçmiş idi. Asla bir daha geri getirelemeyecek bir geçmiş.

Bu kıyımda yok olan bina sayısı bile hala tam olarak bilinmemekte. Geriye sadece 1950 ve öncesine ait siyah/beyaz fotoğraflar kaldı.

 

Hızla büyüyen İstanbul’un ulaşım sorunu için elbette bir takım çalışmalar gerekiyordu. Tabii ki  yok etmeden, geçmişi koruyarak üretilecek çözümler denenmeliydi.  Ama kolay olan seçildi. Peki başarılı olundu mu? Hayır… Sonuç ortada. Kalıcı çözümler hayata geçirilemediği için bu koca kent bugün çok daha büyük sorunlarla uğraşmakta. Ve bu sorunlar gün geçtikçe de büyüyüp içinden çıkılmaz bir hal almakta. Çünkü küçük dünyaları olan insanların hayal gücü büyük umutlara yetmiyor…

 

yalamanyelda@hotmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay