22.02.2018,17:36
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Somuttan Soyuta PARA…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Aslında Parayı Lidyalılar bulmadı. O’nlar tarihte ilk kez altın ile gümüşü saflaştırma metodunu uyguladılar…

Modern dünyamızın vazgeçilmezi olan para; gökyüzünden Lidyalıların kucağına birden bire sikkeler halinde düşmedi. Sanılanın aksine paranın kökeni çok eskilere dayanıyor. Paleolitik dönemde kullanılan deniz kabukları bile bugünkü kağıt ve madeni paralar gibi hep aynı amaca hizmet etmiştir.

Paraya dair ilk oluşumlar MÖ 3000’lerde Mezopotamya’da başladı. Para yerine tahıl ve hayvanlar takas sistemi ile değiştirildi. Daha sonra insanlar şehirler kurup, yerleşik düzene geçtiklerinde işler karışmaya başladı. Ekonomik sistem büyüdükçe yapılan takasın hesabını tutmak da zorlaştı. Bu kez kayıt yapma gereği duyuldu ve bir dizi sembol oluşturuldu. Örneğin bir tahıl veya  koyun  resmi insanların borç ya da alacaklarını belirler oldu. Bu semboller kilden tabletlere yazıldığında ise insanlar ilk muhasebe kayıtlarını oluşturmuşlardı bile. Böylece mali işlemler ilk kez taşlara kazındı.

MÖ 2000’ler… Kültepe’de 25.000 Tablet ile Ortaya Çıkan “Döneminin Dünya Ticaret Ağı ” Gerçeği…

Kültepe-Kaniş’de bulunan bu tabletler Mezopotamya da dahil olmak üzere 1000 Km2’lik bir ticaret sahasını gün yüzüne çıkardı. Böylece dünya Kültepe ile;  hiç kaçağı olmayan, tüm mali faaliyetlerin kayıt altına alındığı bir ticaret sistemi ile tanıştı. Burada bulunan altın, gümüş ve kalay külçeler, değerli metallerin Tunç Çağı’nda ağırlıkları oranında alınıp, satıldığının en önemli kanıtıdır. Yani Kültepe’de başarılan olay, ticaret için olmazsa olmaz ölçü, ağırlık ve para birimlerinde ulaşılan bir standartlaşmadır. 

Bu standartlaşma tek tip para kavramına giden yolun başlangıcı oldu. Yani paranın atası en somut hali ile Kültepe- Kaniş’de karşımıza çıkar.

MÖ 1300’ler... Antalya, Kaş, Uluburun Batığı, “Kültepe Kara Ticaretinin Deniz Yolu Ayağı”…

1982’de Uluburun’da  yerel bir süngercinin bulduğu ve “kulaklı metal bisküviler” olarak adlandırdığı metal külçeler, Mısır hiyerogliflerinde görülen ancak bir türlü anlaşılamayan şekilleri de anlaşılır hale getirdi. Çünkü bu kulaklı külçeler çoğunlukla bakır ve kalaydan olup, günümüzdeki madeni paraların bulunabilmiş en erken örneğidirler. Henüz ağırlıkları ve saflıkları standart değildi ancak hepsi aynı kalıplardan çıkmıştı. Külçeler alış verişlerde sayı hesabı ile kullanılıyorlardı. Sadece boyutları büyüktü.

Uluburun  Batığı’nın bulunuşu ile birlikte Tunç Çağı insanının, tüm Akdeniz dünyasının en uzak köşelerini  bile ticaret yolu ile birbirine bağladığı anlaşıldı. 

MÖ 625-575. Efes Artemis Tapınağı’nda  Paraya Benzer İlk  Metal Buluntular…

Antik Efes Kenti yakınlarındaki Artemis Tapınağı’nın temellerinde bulunan 90 civarındaki küçük metal buluntu, paranın icadına giden yolda çok önemli bir rol oynadı. Bu metallerin buluntu tabakası MÖ 625-575 aralığına denk gelir. Bu tarihler aynı zamanda ilk Artemis Tapınağı’nın da tarihini belirler. Lidya kralı Kroisos’un tapınağa ait hediyeleri bilindiği için ilk paranın Lidler tarafından bulunduğu konusundaki yanlış algı  işte bu  Artemis Tapınağı’nda bulunan küçük metal parçacıklar ile oldu.

Bu küçük parçacıklar aslında para değildir. Çünkü bir metalin para özelliğini taşıması için belirli bir ağırlığı, ebadı ve şekli olmalıdır. Bu belirgin özellikler Lidya Krallığı ile artık bir para formatına ulaşacaktır.

Ve Lidyalılar Altın ile Gümüşü Saflaştırırlar…

Lidyalılar MÖ 700’lerde doğada saf halde bulunmayan altın ve gümüş alaşımlarını dünyada ilk kez saflaştırarak saf gümüş ya da saf altın bilyeler elde edip, birikim manasında saklamaya başladılar. İşte Artemis Tapınağı’nda bulunan metal parçacıklar da böyle minik bilyelerdi. Lidya kralı Alyattes (MÖ 600-560) bu bilyeler için (1 külçe=168 buğday tanesi) olacak şekilde sabit bir ağırlık belirleyerek paranın gelişim aşamalarına bir değerli halka daha ilave etti. Günümüz anlayışına uygun ilk parayı üreten ise oğlu Kroisos (MÖ 560-547) oldu.

Daha sonraları bu teknik döneminin  bilinen tüm dünyasına yayıldı. Bütün krallıklar ellerindeki altın ya da gümüş nisbetinde sikkeler  basmaya başladılar. Para artık her türlü gücün en önemli sembolü oldu. Özellikleri giderek ortak hale dönüştü. İlk banknot MS 806’da Çin’de ortaya çıktı. Malzemesi kağıt olmasına rağmen  önceki altın, gümüş ya da bakır madeni paralar ile aynı değere sahipti. 

Yani somut bir değerle yolculuğuna başlayan paranın malzemesi giderek eskisine nazaran değersizleştiği halde “öz değeri“ hiç bozulmamıştır. Günümüzde  paraya dair soyuta gidiş o derece artmıştır ki; kredi kartları, internet yolu ile satışlar, para puan vs gibi uygulamalar sonucu  artık göz ile görülüp, el ile dokunulmadan harcanır ya da kazanılır olmuştur.

Yolculuğu somuttan soyuta devam eden paranın değeri  hiç azalmamıştır. İnsanlar üzerindeki etkisi, taşıdığı değer ve önem ise ilk günkü  ile aynıdır… Ve öyle de kalacaktır.

 

yalamanyelda@hotmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?