22.02.2018,15:59
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Vatandaş sorusu: Bugünlere nasıl geldik?
2712016-12552972_10153921535774589_156661117630312356_n-010317.jpg
TÜLAY HERGÜNLÜ
Yıl 1998; PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan’ın Suriye’de barınıyor olması ve Suriye hükümetinin de her defasında bunu reddetmesi Türkiye’nin canını fazlasıyla sıkmaktadır.

Eylül ayında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay’da yaptığı bir konuşmada, Öcalan’ın Suriye’ de barındırılmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtir.  Ateş Paşa “Sabrımızı taşırmasınlar” diye adeta kesin bir uyarı taşıyan bu konuşmasıyla hem Suriye’nin Öcalan konusundaki tutumunun düşmanca olduğunu açık açık ifade eder, hem de Türkiye’nin askeri bir yaptırıma başvurabileceğini ima eder. Ardından da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum” der. Başbakan Mesut Yılmaz’da Suriye’den PKK’ ya verdiği desteği kesmesi çağrısı yapar. Ateş Paşa ve siyasilerin bu açıklamalarıyla birlikte bölgeye kuvvet kaydırmaları başlar. 

           

Sonuç olarak Suriye tüm iddiaları reddeder ve Öcalan’ın Suriye’de olmadığını açıklar. Ekim ayında Öcalan’ın Suriye’den sınır dışı edildiği haberleri basında yer alır. Anlaşılan Suriye, Türkiye’nin ciddiyetini anlamış ve korkudan Öcalan’ı sınır dışına çıkarmıştır.

           

20 Ekim’ de Suriye ile Türkiye arasında Adana’da bir anlaşma imzalanır. Buna göre Suriye, PKK terörüne verdiği desteği 20 yıl boyunca çekeceği taahhüdün de bulunur. Bu arada Türkiye Öcalan’ın yakalanması konusunda Interpol’ü devreye sokar. Türkiye’ nin bastırması sonucunda başta Almanya, Rusya, İtalya ve Yunanistan olmak üzere hiç bir ülke Öcalan’ı barındırmaya cesaret edememiştir.

 

Yıl 1999;  Bir dizi kaçış serüveninin ardından Şubat ayında Abdullah Öcalan yakalanır. Nihayet, bordo bereli komutanın” Memlekete hoş geldin Öcalan! “ sözleri ile bir dönem kapanmıştır. Nisan ayında da PKK’nın ikinci ismi Şemdin Sakık da yakalanmış ve Türkiye’ye getirilmiştir.  Örgütün birinci ve ikinci adamları artık hapistedir.  

 

Öcalan, “Annem Türk’tür. Yukarıdakilere söyleyin göreve hazırım” demekte, Türkiye’nin yıllardır başını ağrıtan, on binlerce vatan evladının toprağa düşmesine sebep olan PKK terörü bitme noktasına getirilmektedir…1999 yılında 236 şehit verilmişken 2000 yılında şehit sayısı birdenbire 29’a düşer. 2001 yılında 20 şehit, 2002 yılında ise 7-10 şehit verilmiştir.   

 

Ne yazık ki ülkede esen bahar havası kısa sürer ve 2003 yılında 31 kişi ile birdenbire yükselmeye başlayan şehit sayısı, ilerleyen yıllarda ivme kazanır. 2015 ve 2016 yıllarındaki büyük çaptaki bombalı saldırılarla tahammül edilemez boyutlara ulaşır. Öte yandan Güneydoğu’da “açılım” sonucunda oluşturulan hendeklere verdiğimiz şehitler ve Suriye’ deki Fırat Operasyonu’nda kurban giden askerlerimizin tabutları ise her gün yürekler de büyük yaralar açmaya devam etmektedir. Ve nihayet 10 Aralık’ ta İstanbul, Beşiktaş’ ta 44 canımız ki bu sayı her an artabilir, terör saldırısı sonucunda yiter, gider…

Peki, bu tahammül edilemez boyutlara ulaşan terör saldırılarının nedenlerini vatandaş olarak hiç kendimize sorduk mu?

 

Ne oldu da terör bu kadar azgınlaştı?

Ne oldu da PKK Terör Örgütü daha düne kadar Kuzey Irak’ta ancak Kandil ve çevresini mesken tutabilmişken, bugün Suriye’ de büyük kantonları kapsayan topraklara sahip oldu?

Ne oldu da Suriye ile bu derece ağır sonuçlara sebebiyet verecek derecede anlaşmazlıklara düşüldü?

 

Bu sorulara paralel giden bir başka soru daha;

Bu FETÖ örgütü nasıl oldu da ülke de darbe yapmaya teşebbüs edecek güce ulaştı?

 

Cevapları bulduğumuz anda da zaten küresel büyük oyunu fark edeceğiz… Belki de bu sayede tek çıkar yolun Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve Laik Türkiye Cumhuriyet’ine sarılmak olduğunu, başka gidecek yolumuzun kalmadığını anlayabileceğiz.

 

Ve böylece, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün, öyle rastgele söylenmiş bir söz olmadığını daha iyi kavrayabileceğiz.

 

***

 

Allah bir daha böyle acılar göstermesin diyeceğim ama Allah, “Aklınızı kullanın, Başınıza gelenler kendi ellerinizin ürettiğidir” diyor. Olan ise masum insanlarımıza oluyor…

 

Tüm şehit evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar dilmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Ailelerin ve Türkiye’mizin başı sağ olsun!

             

hergunlu@ttmail.com

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?