21.11.2017,00:12
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Artvin dosyasını kapatmıyoruz – 3
252016-mazlum-coruh-213948.jpg
MAZLUMUN FİKRİ
Cerattepe, ülkemizin kuşatılmasına karşı direnişin son kalesidir.

Artvin’de neler oluyor?

Birinci yazıda, Cerattepe olayının sürecini özetledim. O kadar insanı tedirgin etmenin, direnişe zorlamanın, geleceğini karartmanın; zaman ve güç harcamanın karşılığında kamu yararının, sadece, 24-45 milyon Tl arasında olacağını Karadeniz Teknik Üniversitesi tespit etmiştir. Bu kadar paranın da kamu kasasına nasıl ve ne zaman gireceği de belli değildir. Buna karşılık adrese teslim, hülleihaleyle M’li Cengiz’e teslim edilen madenden, oşirketin veya şahsın kazancının, ortalıkta dolaşan rakamlara göre, 7 ila 107 milyar USD arasında olduğunu yazdım. Bu durumda ülkeyi ve Artvin’i yönetenlerin sorgulanması gerekmez mi? Her akıl ve ahlak sahibinin bunun arkasını araştırması en doğal görevi olmaz mı?

 

Cerattepe olayının, sadece, Artvinlilerin içme suyu meselesi olarak görülemeyeceğini bir kere daha yazayım.

 

İkinci yazıda ise, olaya biraz daha geriye çekilerek bakıldığında, Artvin-Cerattepe olayının, BOP’a karşı mücadelenin son kalesi olarak görüldüğünü; olaya daha uzaktan bakıldığında da Türkiye’nin Türk Dünyası ile bağının kesilmesi anlamına geldiğini, geleceğini anlattım.

 

Bu durumda bunun çok uzun soluklu, hain bir planın bir parçası olarak görülmesi gerekir.

Bu yargıya götüren, destekleyen olaylar var mıdır?

 

Elbette!

 

11 yıldır Çoruh Üzerine dizilen boş barajların arkasındaki gerçeği çıkarmaya çalışan bir mühendis olarak dikkatimden kaçmayan, aklıma takılan olayları sıralarsam bana inanır mısınız?

 

1.2006 senesinde 2450 rakımında bir çadırda geceyi beraber geçirdiğim Tarım bakanlığındaki bir Y. Mühendisin anlattıklarıdır: 2005 senesinde MİT, Tarım bakanlığına müracaat ederek ‘Muratlı ve Borçka Barajları sebebiyle kışlakları yok edilen köylülerin köylerinde kalmaları için her mevsim uğraşacakları bir iş alanı yaratılmasını istemiş. Çünkü bu köylülerin geri kalan arazilerini, mezralarını, almak için Doğu veya Güneydoğu’lu yurttaşlarımız, o bölgelerde dolaşmaya başlamışlar. Artvinliler bu durumdan kuşkulanıyorlar.’ İlginç değil mi?

 

2.Benzer olay, benim köyümde yaşanmış. Köyüm Altıparmak, Barhal Çayı havzasının en büyük köyü. Doğu Karadeniz sıra dağlarının hemen dibinde… Amcamın kızının anlattığına göre, yine şivelerinden Doğu veya Güneydoğulu oldukları anlaşılan kişiler, bizim köyün mezralarında, köylerini terk edenlerin arazilerini satın almak istiyorlar.

 

3. Artvin’e yakın, Çoruh nehrine karışan bir dere havzasındaki tarihi bir köyün (Eski adıyla MELO) sağlık ocağının arsasının satışında yaşananlar: Köylüler arsalarını bakanlıktan geri almak için aralarında para topluyorlar satış ihalesine giriyorlar. Bir yerden sonra açık artırma kapalı pazarlığa dönüştürülüyor ve arsa Tanvanlı bir yurdum insanına satılıyor. İşin içinde bir dalaverenin olduğunu anlayan köylüler olayı ilgililere bildirince ve medyada haber yapılınca satış iptal ediliyor.

 

4.2010 senesinde MİT’e yakınlığı anlattığı olaylarla anlaşılan, biri beni ziyaret etti. Dedi ki: 2009 senesi sonu itibariyle Artvin’den  Doğu ve Güneydoğu’lu yurttaşlarımızın aldığı konut sayısı 72 adettir. Bunların 36 adedi Şavşat ilçesinden. Bu haberi Şavşatlı olan yengemden doğrulattım.

 

5.Aynı şekilde Ardanuç İlçesinden alınan konut sayısının da 12 adet olduğunu, vakıflarda müdürlük yapan bir Ardanuçlu hemşerimden öğrendim.

 

6.Bu yaz, Ardanuç’un bir köyünde bir gece kaldım. Duyduklarımdan biri: İlçe merkezinin kuzeyinde bir köye Vanlı yurttaşlarımız yerleşmiş. Hatta köy ihtiyar heyetine üye vermişler…

 

7. Yaşadığım: Köy kahvesinde otururken üç komando askeri geldiler. Çay içip yolarına devam ettiler. Köyün rakımı 1500 metrenin üzerinde ve etrafı ormanlık.

 

8.Yine bu yaz, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna Şavşat ilçesinin Ardanuç ilçesine komşu Yanık köyü yakınında PKK saldırısı oldu ve bir mehmetçiğimiz şehit oldu.

Köylülerin anlattığına göre 4-5 kişilik 5-6 grup ormanlarda geziyorlarmış. Köylülerden 100 Tl verip koyun alıp kestirmişler, soydurmuşlar ve afiyetle paylaşmışlar…

 

9. Bu haber medyadan: Eylül ayı başlarında, Büyük Ortadoğu Projesinin sahibi ABD’nin büyük elçisi John Bass,sivil araçla, Artvin, Şavşat ve Yusufeli’nde geziye çıkıyor. Köyleri ve santralları geziyor. Güneydoğu seferinden sonra Artvin’deki bu sivil, sessiz gezisi sizi rahatsız etmez mi?

 

Bunlar benim tespit edebildiğim hayatın normal akışına uymayan olaylar.

 

Bu fotoğraftan ne okunur?

Bir iki cümle ile kendi aklıma gelenleri paylaşıp sonra değerlendirmeyi sizlere bırakayım.

1.Kamuyu yönetenler, 24-45 milyon TL’ye 20 bin kişinin yaşam sahasının kirletilmesinde, sularının zehirlenmesinde, onların o sahadan çıkmasına sebep olacak bu işte neden ısrarlılar?

Ülkelerini, yurttaşlarını korumaları gerekirken akıl dışılıkların yürümesi için çaba gösteriyorlar.

Bunlar hangi görevin insanıdırlar?

 

2.Yöneticiler, Genya dağının arka yüzünün dünyada korunması gerekli 250 özel bölge olduğunu bilmiyorlar mı? Oranın her türlü kirleticiden korunması gerekirken, tahrip edilmesinin önü açılıyor. Ormanlarımızı artık devleti yönetenler değil yurttaşlar koruyor.

 

3.Bu günkü siyasi iktidarın başı, 2004ten 2007 kadar, tespit edilen 20 küsur yerde, ‘Ben Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlarından bir tanesiyim; bize bu görevi verdiler; ben de kabul ettim’ ve benzeri sözler söylediğini hatırlamıyor muyuz?

 

4.Siz belki bilmiyor veya unuttunuz. 11 yıldan beri, iki nehir, Fırat ve Çoruh, üzerine peş peşe ve iç içe dizilmiş, içi boş barajların ne yaptığını kamu yönetiminin her kademesine ve ilgili kurumun her parçasına haykıran, bunların hesabını soran; buna karşılık sadece ‘Ya Allahh!... Ya Bismillah!...” nidalarıyla bu barajların temelini atanların sessizliğini izleyen biri olarak nasıl algılamalıyım? Nasıl açıklayabilirim.

 

5. BOP haritasında Firi Kürdistan(!)’a ayrılan vatan parçası, ülkemiz coğrafyasında belirlenmiş. Emperyalistlerin kurmak istedikleri bu devletin(!) Akdeniz’e uzanması için 5 yıldır dökülen kanları, yerinden yurdundan edilen insanları hatırlayalım. Bu insanların geleceklerini önceden bilen bir yönetim başımızdaydı ve halen başımızdadır.

 

Aklınızdan şu geçebilir: Kurulacak Kürdistan’ı denize ulaştırmak Akdeniz üzerindense eğer, Karadeniz’e ulaştırılmasının anlamı ne?

 

Onu da aklımızın erdiğince söyleyelim: Batının ve Çarlık Rusya’sının 200 yıllık bir planı vardı; adı, Doğu Sorunu. Bunun açık ifadesini Loyd George’un, 1911’lerde başlayan 9 Eylül 1922 de İzmir’de sona eren, beyan ve eylemleri söyler: Türkleri Asya’ya kovmak. Bu arzu, Sevr anlaşmasıyla 5-6 vilayete Türklerin hapsedilmesi şekline dönüşmüştü. Ama iki yüz yılda bir zuhur eden bir dahi, bu uzun soluklu bu planı yırttı.

 

1923’te imzalamaya mecbur kaldıkları Lozan anlaşması, onların planını akamete uğratmıştı. Dahi Gazi’nin ölümüyle yeniden harekete geçen emperyalistler, Türk’leri Asya’ya süremeyeceklerini anladılar; bu sefer Türkiye’nin Asya ile ilişkisini fiziken kesmek planını işleme koydular. Cerattepe ısrarından benim çıkardığım sonuçlardan biri de budur.

 

Ülkemizin yönetimini, 1941 den başlayan ikili anlaşmalarla, Milli Eğitimimize müdahalelerle, kendi istedikleri adamlara teslim ettirdiler. Geçen zaman içinde ülkemizi yönetenlerin teslimiyeti daha derinleşti.

 

‘Bu gün ülkemizi yönetenin 2023 hedefi, bu palan uygulamasının sonu olacaktır’ dersem bana komplo teorisyeni diyenler çıkacaktır. Benim sade mühendis aklım bu olayları başka türlü açıklayamıyor. Yaşanan olaylara, Fırat ve Çoruh üzerine dizdirilen boş barajlara ve Artvin Cerattepe’deki, akıl vicdanın kabul edemeyeceğiısrara bakınca başka türlü açıklayan çıkar mı?

 

İnanmayanlar ve konunun vahametini öğrenmek isteyen yurtseverler, yazıların ekindeki haritalara ve fotoğraflara iş görmeyen boş barajların yırttığı coğrafyamıza bakarak bir kere daha düşünmelidirler.

Ülkemizin Avrasya üzerindeki konumunu ve yakın ve uzak tarihini unutmadan durumu bir kere daha düşünmenizi öneriyorum. Cerattepe-Artvin Kalesi olayını başka türlü açıklayamayız.

 

Unutmayalım; tarih vereceği dersin bedelini peşin alır; geriye dönüşü ise imkânsız denecek kadar zordur. Çarpışan taşlar da ufalanır.

 

Yurttaş Mazlum Çoruh-İnş. Müh. Naci Özen

mazlumcoruh@gmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 1 | Onay Bekleyen Yorum 0

Zehra Avcı Antalya

Her yorumunuz doğru katılıyorum.
16.11.2016 22:12:09


Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay