24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Bir Ramazan masalı
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Ramazan ayı geldiğinde, hep çocukluğumdaki yaz ramazanları gelir aklıma. Çünkü her yaz tatilinde bütün akrabalar rahmetli dedemden kalan anneannemin evinde toplanırdık.

Mahalledeki diğer evler de aynı şekilde kalabalık olurdu. Bütün yazı, tüm mahalleyi dolduran, uzak yakın akrabalar ve biz çocuklar kocaman bir aile gibi neşe içinde, cıvıltılarla geçirirdik. Ama ramazan ayının denk geldiği yazlar tadına doyulmaz bir şenlik havasında geçerdi biz çocuklar için. Hiçbir evin kapısı kapalı olmazdı. İstediğimiz zaman istediğimiz eve girer, iftar için hazırlanan baklavalardan, kuzinede pişen ev ekmeklerinden, bahçeden toplanmış taptaze, çıtır çıtır salatalıklardan ikramlarımızı alır, iftar sofralarının kurulup da, büyüklerle aynı masada o eşsiz lezzetteki yemekleri tadacağımız ve yemeğin sonunda tabağın dibinde kalan karpuz suyunu içebilmek için birbirimizle yarışacağımız o büyülü anın bekleyişi ile avludan avluya koşturur, oyunlara dalardık.

 

Zengin değildik hiçbirimiz ama yine de zengin olurdu, bereketli olurdu sofralarımız. Her ev kendi pişirdiklerinden diğerlerine de birer tabak götürürdü mutlaka. Bir evde yenilip de diğer evde yenilmeyen hiçbir şey olmazdı.İftardan sonra avluda toplanılıp sohbetler yapılırdı, bir yandan bahçelerden toplanmış süt mısırlar ateşte pişirilirken. Zaten o dönemlerde şeker, tuz, un, zeytinyağı gibi birkaç şey dışında çarşıdan, bakkaldan alınan gıda ürünü yoktu. Herkesin ektiği, imece ile biçtiği bağı, bahçesi, çaylığı, fındıklığı vardı. Ah evet,pişen mısırlar hep ilk önce çocuklara dağıtılırdı, kız erkek ayırt etmeden. Bazen yaş sırasına, bazen de boy sırasına göre. Bazı geceler televizyonu olan evlere doluşulur televizyon izlenirdi. Bazen de eskiden köyde yaşanmış olan destansı aşkları anlatırlardı büyükler, hatırlıyorum, ne hazin öyküler, ne unutulmaz sevdalarmış. Kimi zaman ise günlük işlerden konuşurlardı kendi aralarında. Büyükler kendi aralarında konuşurlarken biz çocuklar onları dinlerdik, artık büyüdüğümüzü ispat etmek istercesine dikkatimizi vermeye çalışarak. Sonra çabucak sıkılır yine avlulara koşardık cıvıldayarak, özgür uçurtmalar gibi, bir gün çocukların oynayacak avlu bulamayacağı günlerinde geleceğini bilmeden.

 

O günlerde büyükler, “ ah gidi eski günler” diyerek başladıkları ama henüz gerçekliklerini kaybetmemiş, bugün ise hayalden bile uzak masallara dönüşmüş, arık gerçekliklerini tümüyle yitirmişhikayeler anlatırlardı bazı geceler. İçlerinden en çok sevdiğim iki tanesini ben de sizlere anlatmak istiyorum:

 

Develerin pire, pirelerin deve olduğu, az gidip uz gidip, dere tepe düz gidip de bir arpa boyu bile yol alınmadığı bir dönemde, çok mutlu insanların yaşadığı bir yer varmış. Bu yerde “sadaka taşı” adını verdikleri bir taş varmış. Herkes o taşın yerini bilirmiş ve imkanlarına göre bir miktar parayı, ihtiyacı olan alabilsin diye ama kimselere görünmeden, göstermeden o taşın altına koyarmış. Kimse kimin ne kadar para koyduğunu bilmezmiş. Paraya ihtiyacı olan birisi olduğunda, o sadaka taşının altında birikmiş paradan ihtiyacı kadar olanı alır, diğerlerini başka ihtiyaç sahipleri için bırakırmış. Daha sonra kendi eli rahatladığında da sadaka taşının altına ihtiyacı olanların kullanabilmesi için bir miktar da kendisi bırakırmış. Bu işlem hep böyle devam etmiş ta ki bu güzel ve mutlu insanların sonuncusu da ölünceye kadar.

 

İkinci masalın kahramanları, yine aynı zamanda aynı yerde yaşayan, biraz daha varlıklı olduğu için, hem ailesi ile birlikte oturduğu kendi evi, hem de evi olmayanların oturabilmesi için kiraya verdikleri evi olan ev sahipleriymiş. Bu ev sahipleri ramazan ayında kiracılarından kira almazlarmış.Gelengiden misafirleri olursa iftar sofraları kurabilsin diye veya yardımlaşmayı, dayanışmayı çoğaltan böyle bir ayda kiracıları da ihtiyacı olan birilerine yardım edebilme imkanı bulsun diye. Bu işlem de o güzel ev sahiplerinden en sonuncusunun ölümüne kadar devam etmiş.

Her masalın sonunda olduğu gibi, gökten üç elma düşmüş:

 

Bir tanesi, sahur vaktinde gürültü yaparak, oruç tutan kutsal insanları rahatsız eden turistlere haddini bildiren yumruk olmuş, Beşiktaş’a düşmüş.

 

Diğeri çok şükür ümmete bir fiske bile zeval vermeden, küçücük bedenleri un ufak parçalara ayıran bomba olmuş, Filistin’e düşmüş.

 

Sonuncusu da ramazanda sofralar sadeleşsin, yokluğa sabır artsın, nefisler iyice terbiye olsun diye zam olmuş, çarşı, pazar, market tezgâhlarına düşmüş.

 

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

 

Jale Yanılmaz

Tüketici Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Jalyan70@yahoo.com.tr


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 1 | Onay Bekleyen Yorum 0

Barbaros

Mükemmel bir anlatım.Seninle birlikte o günleri yaşadım okurken..
16.7.2014 23:58:58


YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay