27.07.2017,03:38
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Samimiyetsizlik nerede; insanın içinde mi, dışında mı?
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“İnsan, yere attığı küçücük bir kağıt parçasının bile getireceği bedelin farkında olsaydı, ömrünü yere atılmış kağıtları toplayarak geçirirdi.”

Yıllar önce bir arkadaşımın dilinden dökülen çok doğru sözler…

 

Lakin aynı arkadaşımın gırtlağında biriken tükürüklü balgamını sokağa fütursuzca fırlatışı, sözlerinin kendi zihninde ezberden öteye gitmediğini de çok net gösteriyordu.

 

“Farkında olmak”, bilmekten daha fazlasıydı oysa. Sanırım asıl farkında olmadığı buydu.

 

***

 

“Güvenli Gıda” konulu bir seminerdeyim. Bir tüketici derneği üyesi kadın sunum yapıyor. Beden dilinden anlaşılıyor ki, havalı ve şık olduğundan emin. Belli ki söylediklerinin de bu yüzden inanılır olacağını düşünüyor. Bugün, içinin çürümüşlüğünün kokusu dünyayı sarmış olan “Avrupa Birliği’nin, sahte pırıltılarından kalan kırıntılar onun gözlerinde birikmiş sanki, parıl parıl fır dönüyor.

 

“Bugün artık yoğurdumuzu evde sütü mayalamakla, tutsun diye beklemekle uğraşmıyoruz, marketlerden alabiliyoruz. Limonata yapmak için limonları sıkmakla uğraşmıyoruz, marketlerden mis gibi limonata alabiliyoruz, vs. vs.”…

 

“Yalanın da bir beden dili olduğunu bilseydi keşke.

 

Seminerden sonra kadına usulca yaklaşıp;

 

“Ben yoğurdu hala evde mayalayarak yapıyorum” dedim.

 

“Ben de” dedi.

 

Pişkin gülümsemesiyle saçlarını savurup arkasını dönmeden önce…

 

***

 

Gıda işiyle uğraşan bir dostum, imalatçı olan bir müşterisiyle olan konuşmalarını anlatıyor. Adamın karısı altı ay önce kanserden hayatını kaybetmiş. Saatlerce, duyduğu üzüntü ve ızdıraptan yakınmış, kansere karşı duyduğu öfkeden dem vurmuş, ağlamaklı.

 

Konu nihayetinde iş meselesine geldiğinde ürettiği ürünü göstererek, içini asıl kemiren soruyu sorduğunda çoktan kurumuş timsah gözyaşları;

“Bunun içine hangi kimyasalı koyalım”…

 

***

 

Kavurucu bir yaz sıcağıydı, içerisinde nefes almakta zorlandığım otobüsle Kadıköy’e gidiyordum. Çaprazımdaki koltukta oturan balık etli kadın, elindeki, suyu bitmiş pet şişesini sağa sola sallıyor, serinlemeye çalışıyordu. Doğrusu ben de çok susamıştım. Kadıköy’e indiğimde ilk işim su almak olacaktı.

 

Nihayet son durak…

 

Balık etli kadın elinde pet şişesi ile benden birkaç kişi önde. Otobüsün iniş kapısından adımlarını attı, aynı anda da elindeki pet şişeyi otobüsün yanaştığı kaldırıma…

 

Hangisinden dolayı donakaldım bilmiyorum; yol boyunca elinde tuttuğu pet şişeyi birkaç adım ötesindeki kaldırımda duran çöp kutusu yerine kaldırıma atmasından mı, yaptığını çok olağan bir davranış olarak benimsediğini gösteren pervasızlığından mı.

 

İçimden bir ses sordu;

“Evinde de çöpünü yere atıyor mudur?”

“Hayır” dedim…

 

***

 

Aynı gün, aynı yer, aynı saat, aynı an…

 

Balık etli kadın elindeki pet şişeyi kaldırıma pervasızca fırlatışına aldırmadan, sallanan bedeniyle beş altı adım daha atmıştı ki;

 

“Hay Allah cezanızı versin!” haykırışıyla donakalmışlığımdan çözüldüm. Yere atılmış ve sıcaktan erimiş büyükçe bir çikletin üzerine basmıştı balık etli kadın.

 

Onu, çikleti yere atan kişiye öfkeyle söylenişi, çektikçe uzayan, uzadıkça daha da dolanan çikleti temizlemek için canhıraş uğraşısı ile bırakıp, bir şişe su alacağım büfeye doğru yanından geçip gittim.

 

Çok ayıp biliyorum ama, yüzümde beliren “Oh olsun” gülümseyişine engel olamadım.

 

***

 

Bir hafta önceydi, oturduğum sitenin karşısındaki markete akbilimi doldurmak için girdiğimde, market sahibi “Kaç kilo istiyorsunuz” diyordu bekleyen müşterisine, buzluktan bir bidon çiğ sütü çıkarmaya çalışırken.

 

Akbilime sıra geldiğinde sordum;

“Artık çiğ süt de mi satıyorsunuz”

“Evet” dedi.

 

“Nereden getiriyorsunuz” diye tekrar sordum.

“Erzincan’dan, soğutmalı tankla” dedi ve devam etti;

“Yeniden eski usül beslenmek lazım. Neyi paketlediysek zarar verdi bize”

 

Akbilimi geri uzatırken, gözleri benden uzakta, biraz pişmanlık, biraz da endişe doluydu…

 

***

 

Öğleden sonra güneşin daha yoğun vurduğu salon penceresinden dışarıyı seyredaldım. Baharın en tatlı gülümseyişini sunan, yeşillenmiş ağaçlar aradım etrafta. Beton yığını binaların arasına serpiştirilmiş, dış cephesi yeşil boyalı bir kaç apartmandan başka yeşille buluşamadı gözlerim.

 

Gökyüzüne baktım bir umutla.  Ozon tabakasında her geçen gün büyüyen deliğe rağmen maviliğinin canlılığını korumaya çalışıyordu… Yorgundu biraz sanki.

 

Yere atılan kağıtlar, pet şişeler, balgamlar, çar çöpler, izmaritler, yenilen fırın poğaçalarının keseleri…

 

GDO’lu gıdalar, kimyasallar, suni gübreler, kısır tohumlar…

 

Naylon market poşetleri, kirlenen denizler, mutsuz yunuslar, evsiz kuşlar…

 

Astımla, alerjiyle doğan çocuklar, kanserden ölen gençlerle dolu mezarlıklar, arkalarından tutulan yaslar, yakılan ağıtlar…

 

Pencereden uzaklaşıp bilgisayar başına, yazımı tamamlamaya doğru odama giderken, “us”uma düşen soruyla huzursuzdum;

 

“Samimiyetsizlik neredeydi; insanın içinde mi, dışında mı?”...

 

jalyan70@yohoo.com.tr

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Dünyanın adım adım dördüncü sanayi devrimine koştuğu bir süreçteyiz. Esasen gelişmiş birçok ülke bu fazı tamamlayıp, beşinci evrenin çalışmalarına başladı bile.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Son günlerde yazılı ve görsel basın ile sosyal medya hesaplarında bolca yer alan Efes Antik Kenti’ndeki bir sünnet düğününe ait olduğu belirtilen fotoğraflara ilişkin resmi bazda pek çok açıklama yapıldı.
Kıbrıs Konferansı, 28 Haziran’da İsviçre’nin Crans-Montana kentinde başladı.
Yazının başlığını Prof. Hüseyin Atay’ın “İslam’da İşçi- İşveren İlişkileri” adlı kitabından aldım. Bu cümle beni çok etkiledi;
Bu ülkenin borçları neden devamlı artıyor? Çoruh Enerji Planı bize ne hediye (!) ediyor?
“İnsan, yere attığı küçücük bir kağıt parçasının bile getireceği bedelin farkında olsaydı, ömrünü yere atılmış kağıtları toplayarak geçirirdi.”
Modern toplumlar, örgütlü toplumlardır ve her örgütün yönetilmesi gerekir.
Öteki Avrupalılar: Adalete yürüyen direnişin ağır işçileri
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay