Bugun...


Mustafa ATALAY

facebook-paylas
Tarımda satışı değil, üretimi çözün
Tarih: 31-01-2021 21:09:00 Güncelleme: 31-01-2021 21:09:00


Asgari ücrete yapılan son zam gerçek enflasyonun altında kalınca, hayat pahalılığı ezici gücünü vatandaşa iyice hissettirmeye başladı. Buna mukabil hükümet harekete geçerek marketçiliğe başladı. Elbette ki asıl amaç marketçilik yapmak değil. Gıda fiyatlarını kontrol altında tutmak.

 

Sıvı yağ fiyatlarındaki anormal artış hükümetimizi harekete geçirince, PTTAVM aracılığı ile sıvı yağ ve benzeri ürünlerin satılmasına karar verildi. Bu benzeri durumu yerel seçimlerden önce de yaşamıştık. Merkezi bölgelerde çadır kurarak sebze sattığına şahit olmuştuk. Bu durumu biraz daha incelediğimizde tarım kredi kooperatiflerinin de market açarak gıda ürünlerini satmaya başladığını gördük. Fiyatlarını daha önceden incelemiştim. Yerel marketlerle birçok ürünün aynı fiyatta ve hatta daha pahalı olduğunu gözlemlemiştim.

 

Şimdi gıda fiyatlarındaki bu anormal artışları biraz daha inceleyelim. 2019 yılında ayçiçeği çiftçimizin elinde kalınca veya ürettiği fiyatın altında piyasa koşullarında talep alınca 2020 yılı mahsul ekim mevsiminde çiftçi ayçiçeğine yönelmedi. Bu duruma hem basın ve hem de gıda ile ilgilenen uzmanlar tarafından dikkat çekilmişti.

 

2020 yılında kuraklık beklentinin üzerinde gerçekleşince haliyle arz, talebi karşılamadı. Kuraklık sadece bizim ülkemizde de değil, ayçiçeği eken birçok ülkede ortaya çıkınca ayçiçeği ve benzeri yağ hammaddeleri dünya genelinde yüzde 27 gibi bir fiyat artışı ile karşı karşıya kaldı. Üretici ülkeler vatandaşın ihtiyacı doğrultusunda ihraç etmek yerine depolamaya başladı ve sonuç belirtiğim gibi yüzde 27 hammadde maliyetinde yükseliş oldu.

 

Hadi gelin biraz ‘çiftçimiz neden kazanamıyor’ diyerek konuyu inceleyelim. Birçok tohum maalesef hibrit diye tabir edilen özellikte ve önemli bir bölümü ithal. Gübreye de dönsek orada da karşımıza ithal ürünler çıkıyor. Zararlı diye tabir edilen böcek türü canlılardan mahsulü korumak için kullanılan tarım ilaçları da yine ithal. En azından kendi olmasa, hammaddesi ithal... Son birkaç senede döviz kurundaki hareketliliği göz önüne alacak olursak çiftçimizin nasıl bir maliyet altında ezildiğini daha iyi anlarız. Elbette buna traktördeki yakıtı da eklemek gerekir.

 

Buradan şu sonucu çıkartabiliriz: Çiftçimizi maalesef çok uluslu şirketlerin vicdanı ile karşı karşıya bırakmışız. Neden mi? Eskiden hibrit tohum yerine atalık tohum kullanılıyordu. Yani mahsulün bir bölümü tohum olarak ayrılıyordu. İthal gübre ve ilaç yerine doğal gübre ve ilaç tekniklerini kullanıyordu. En önemli konu ise Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla çiftçimizden alınan mahsul, çiftçimizi daha korunaklı halde tutuyordu.

 

Bugüne dönersek: Çiftçimiz elinden mahsul, haraç mezat çıktıktan sonra taşıma maliyetleri ve haldeki esnafın maliyetinin yüksekliği dikkat çekiyor. Kaç çeşit vergi verdiğini sorsanız derin bir oh çekiyor.

 

Son olarak market, manav ve pazarcı esnafın maliyetini biraz inceleyelim. Esnaftaki ortak dert dolaylı vergiler, stopaj vergisi ve pazarcı esnafın her hafta tezgahını kurduğu yere ödediği yer parası... Bunlar hiç de göz ardı edilmeyecek miktarda... Tüm bunların sonucunda tarladaki 1 liralık ürün vatandaşa 5 liraya satılıyor.

 

Gıdadaki fırsatçıları veya gıda teröristi gibi tanımlamalar yaparken herkesin biraz daha dikkatli olması gerektiğine inanıyorum. Elbette zaman zaman fırsatçılar ortaya çıkmıyor değil ama bunları bulup gerekli cezalandırmayı yapmak da devletin görevi.

 

Çiftçimizi zor durumda bırakan bir başka konu ise ithal edilen tarım ürünleri ve devletin uyguladığı sıfır gümrük vergileri... Üreticiye verilmeyen desteğin ithalat yapan iş insanına ve mal alınan ülkenin çiftçisine verilmesi çok dramatik bir durum.  

 

Şimdi gelelim ‘daha ucuz ve nitelikli gıdaya nasıl ulaşırız’ sorusunun yanıtına... Maalesef miras usulü ile babadan evlada ve kardeşlere ulaşan tarım arazileri bölündükçe küçülüyor. Bir ürünün maliyetini düşürmek için çok adette üretmek gerekir. Bu gerçekten yola çıkarsak acil bir toprak reformu ihtiyacı önümüzde duruyor. Yani 5, 10 dönüm büyüklüğündeki tarlaları birleştirip büyük tarlalarda üretim yapmayı sağlamalıyız.

 

Bilimi tarım ile entegre edip üretim yapmalıyız. Hibrit tohum yerine ata tohumuna yönelmeliyiz. Daha nitelikli ürün elde edebilmek için toprak analizleri ile nerede hangi tarımı yapılmasına uzman kişilerin karar vermesini sağlamalıyız.  

 

Tarım ekipmanlarına yönelik montajdan çıkıp üretimi destekleyecek sistemler kurmalıyız. Çiftçimizi teknolojik ekipmanlarla buluşturup, işçilik maliyetlerini düşürüp, daha verimli ürünler elde etmeliyiz.

 

En önemlisi üretilen ve tüketilen her şeyin gerçek istatistiğini tutup, buna göre çiftçimizi yönlendirip, fiyat garantisi verip, kazancını güvence altına almak zorundayız. Tarım Bakanlığı’nın içinde çiftçilerin de olduğu bir kurul oluşturması gerekir. Hiç bir şey yapamazsa Hollanda’nın tarım politikasını adapte edelim.

 

Sözün özü devlet marketçilik yapmaktansa üreteni korumalı ve rekabet kurumunu tam olarak işletmelidir. Diğeri taşıma suyla değirmen işletmeye benzer.

 

mustafaatalay02@hotmail.com

 



Bu yazı 4956 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI