15.12.2017,07:16
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
“Tamamlama İnşaatı” ya da “Yeniden İhya” Garabeti…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Böyle bir inşa fikri kimin aklına geldi ya da şeytan kimi dürttü orası meçhul. Ancak bugün için Edirnekapı’daki Tekfur Sarayı artık yok…

Doğu Roma ya da bilindik adı ile Bizans İmparatorluğu 4. yüzyıldan itibaren Sarayburnu’ndaki Büyük Saray’dan yönetilirken; 1084 yılından itibaren artık Haliç kıyısındaki Blakhernai Sarayı’ndan yönetilmeye başlanır. İşte Tekfur Sarayı dediğimiz yapı da Blakhernai Saray Kompleksinin bir parçası olarak 11. yüzyıldan 2013 yılına dek gelebilmeyi başarabilmişti. Başarabilmişti diyorum çünkü artık yok. Ne yazık ki yok…

 

Adına “tamamlama inşaatı” denilen ve zaman zaman da basında “yeniden ihya” olarak yer alan bu acuze yaptırım ile bambaşka bir yapı oldu. 1000 yıldır yaşayan Tekfur Sarayı bugün artık başka bir yapı. Çok fazla müdahale olduğu için de yapının tarihsel niteliği de kaybolmuş durumda.

 

Oysa ki sadece dört beden duvarı ile ayakta kalabilmiş Tekfur Sarayı mevcut hali ile korunup, konsolide edilip bırakılmalıydı. Böyle yapılmadığı için özgün nitelikleri yok oldu.

 

Orijinal hali ile 3 katlı olan sarayın katları günümüze gelememişti. Merdivenlerinin ise içerden mi ya da her kat için dışardan mı olduğu kesin olarak bilinmezken yapının içine ahşap merdivenler inşa edildi. Bu yetmemiş olacak ki bir de pırıl pırıl korkuluklar eklendi.

 

En alt kattaki taşıyıcı sütun ve kemerlere ise bir Roma yapısı olduğu halde klasik Osmanlı dönemi yapı özellikleri verildi.

 

Doğu Roma asla ahşap pencere kullanmazken; yeni pencereler ahşap ve çift cam olarak düzenlendi. Orijinal tuğla/taş bezeme yok edildi.

 

Sarayın şehre bakan yüzündeki balkon ya da şahniş bölümü şimdilerde bolca yapılan “evin balkonunu salona dahil etme” mantığını bile geride bırakarak tepe noktasına dek kapatılarak tuğlalar ile örüldü.

 

Avludan asıl mekana geçişi sağlayan kemerler bile pencereler ile kapatıldı.

 

Ayakta kalan 4 beden duvarının üzeri ise son bir hamleyle çatıyla kapatıldı.

 

Bu saydıklarım en bariz olan yenileme maddeleri.

İstanbul’da Doğu Roma’dan günümüze kalabilmiş tek saray olan Tekfur artık yok. Durumu anlatmaya kelimeler bile yetmiyor.

 

Bizans bizler için yok hükmündedir. Varsa da düşman konumundadır. Bu algı ise ne yazık ki Yeşilçam kanalıyla Kara Murat, Battal Gazi gibi film serileri ile çoktan oluşturuldu. Osmanlı’yı tarihi dizilerden öğrenen bizler; Bizans’ı da Yeşilçam filmlerinden öğrendik çok şükür…

 

Mesela bu garabeti meydana getirme çabası; İstanbul’un Osmanlı öncesi 1300 yıllık Roma dönemi tarihini sürekli “yok sayma” ya da “öteki” olarak görme alışkanlığı ile de açıklanamaz aslında. Çünkü İstanbul’daki nice Osmanlı yapısı ile Anadolu’daki yüzlerce Selçuklu yapısının bugünkü acınası durumu hepimizin malumu.

 

Yani bizler için tarihi eserin hangi uygarlığa ait olduğu da o kadar önemli değil. Toplumca geçmişe ait herhangi bir eseri koruma bilincine sahip olmadığımız için her kategorideki eseri çok rahatlıkla yok edebiliyoruz.

 

Ülkemizde son yıllarda “restorasyon” kavramı güya uzman (!) eller ile çoktan bir tahribat unsuru haline gelmişken Tekfur Sarayı da yok olmuş. Varsın yok olsun… Kimin umrunda?

 

yalamanyelda@hotmail.com

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Herkes istihdam meselesine takılmış durumda. Hatta şu an TOBB üyelerinden artı 2 istihdam istendi.
Diğer Yazarlar
Zenginlerden daha mı çok vergi alınsa?
Tanrı’nın yeryüzünde kendine ayırdığı iki toprak parçasından birisi olan Kudüs hiçbir milletin ya da dinin tek başına malı değildir. Özeldir. Kutsaldır. Ata yadigarıdır. Tüm insanlığın ortak mirasıdır.
Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında tarihçiler tarafından kullanılan iki tez vardır.
Meslekî bıkkınlık ya da günümüzün moda tabiriyle “Tükenmişlik Sendromu” uzun yıllar aynı mesleği yapmak zorunda kalanlarda sıkça görülebilen psikolojik bir rahatsızlıktır.
Süper Lig’te 13. Hafta geride kalırken, oluşan görüntüyü Afrika’nın vahşi topraklarında yaşanan yırtıcı savaşlarına benzetiyorum.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Yüksek enflasyon dönemlerinde işletmeleri bekleyen büyük tehlike...
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?