23.01.2018,00:59
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Mısır Çarşısı’ndan bir Pandeli geçti…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Pandeli Lokantası artık yok. İstanbul’un bireysel ve sosyal hafızası ile damak tadında seçkin lezzetler bırakan bu tarihi mekân ne yazık ki yaşanan ekonomik krize yenilenler listesinde yerini aldı.

Mısır Çarşısı’nın Eminönü yönündeki kapısından girdiğinizde solda gördüğünüz ışıklı tabela sizi bir lezzet diyarına götürürdü. Dik ve çıkması hayli zor merdivenlerinin ardından masallardan kopmuş bir büyülü mekân karşılardı sizi. Pandeli’nin asırlık özel tatlarından birkaçı hünkârbeğendi, kâğıtta levrek, kuzu tandır, patlıcan böreği ve her daim hazır olan o enfes güllacı. Ne acıdır ki; artık bu lezzetler de yok…

Pandeli Çobanoğlu’nun hikâyesi o zamanlar Osmanlı kenti olan Niğde’de bir Rum ailenin çocuğu olarak başlar. İstanbul’a geldikten sonra birkaç sokak satıcılığı denemesinden sonra ilk köfteci dükkânını Çukur Han’da açar. O’nun lezzetli köftelerinin müdavimleri arasında 1910’lu yıllarda kolağası olan Mustafa Kemal’de vardır. Hatta Pandeliasker maaşlarının düzenli olmadığı bu savaş yıllarında Mustafa Kemal’e bir veresiye defteri bile açar. 

1910’larda Eminönü.

 

1.Dünya Savaşı’nda Niğde’ye dönen Pandeli 1920’lerde yine İstanbul’dadır. Dükkânı 1930’lu yıllarda İstanbul’daki aydınların uğrak yeridir. 1937’de Şirket-i Hayriye’nin başlattığı “Sazlı Tenezzüh (Gezi) Seyahatleri”ne büfe hazırlar. Artık Pandeli adı bir “marka” olmuştur.

 

O’nun yemekleri bir sanat tasarımıdır. Tarifler ile uğraşmaz, içinden geldiği gibi, hayal tadında lezzetler yaratır. Sırrı ise yeteneğinde ve hayal gücünde saklıdır. Kullandığı malzeme ise çok mütevazıdır. Gün doğmadan balık ve sebze haline gider, en taze, en güzel balık ve sebzeleri güneş henüz yükselmişken sunuma hazır hale getirir. Pişirmek; O’nun için bir tutkudur…

 

Ancak bu ünü ve markası 6-7 Eylül olayları sırasında dükkânını yağmalanmaktan kurtaramamıştı. Buharabiyetin ardından dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan aldığı özel izinle Pandeli’yi üçüncü kez dükkânını açmaya ikna etmişti. Artık Pandeli Mısır Çarşısı’nın o hayal mekânındaydı. Bu yeni yer zamanın tüm turist gezi rehberlerinde yerini aldı ve böylelikle Pandeli Lokantası Türkiye’nin ilk turizm belgeli restoranı oldu. Lokanta;  Usta’nın 1967’deki ölümünden sonra da en küçük oğlu Hristo ve torunu Sofia birlikteliğinde Cemal Biberci ile bugünlere gelmişti ki,ekonomik kriz bu hayale de noktayı koydu.

 

1901’de başlayan 115 yıllık lezzet öyküsü böylelikle son bulmuş oldu.

Her İstanbullu ya da kendini böyle hisseden herkesin lezzet dünyası artık Pandeli’siz. İstanbul’un bir tarih sayfası daha kapandı.

 

Bundan sonra ben de Mısır Çarşısı’na her girdiğimde sol taraftaki kapıya bakıp iç geçireceğim. Çünkü benim hatırladığım ilk lokanta tecrübem de Pandeli’ye ait. Orada fakülte yıllarımda yediğim hünkârbeğendinin tadı da hep benimle birlikte yaşayacak.

 

Bendeniz gibi oraya gidip, mekânın tadını çıkaran, ön taraftaki pencereden Galata ya da Haliç’i, iç taraftaki pencereden de Mısır Çarşısı’nın o egzotik havasını izleyen herkes gibi…

 

İstanbul’dan bir Pandeli geçti. Mısır Çarşısı artık öksüz…

 

yalamanyelda@hotmail.com

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Bugün küresel anlamda ortalıktaki kaos, dünyayı sarsıyor. Esasen bunların temelinde iki neden aramak lazım.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Doğunun en batısı…Batının en doğusu…
Çavuşoğlu, kendi dönemlerinde hiçbir gelişme olmadığını da iddia etmişti.
Tarih 15 Nisan 2013.
Bu melanetleri işlemekle, işlettirmekle hangi amaca varılmak istenmiştir?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Savaş yorgunu Avrupa kıtasının önce ekonomik işbirliği ile başladığı ve bir barış ve refah fikri olarak ilerleyen Avrupa projesi için önemli bir döneme tanıklık ediyoruz.
Unutmamalıdır ki, tarihinin hakikatına vakıf olmak bir ülkenin bağışıklık ilacıdır.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?