22.02.2018,17:38
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Çanakkale hamaset değildir…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Tarih boyunca Doğu ve Batı Uygarlıkları hem coğrafi manada, hem de sosyal ve siyasi manada karşı karşıya gelmiştir ve hep gelecektir.

Truva

Bilinen tarihte ilk Doğu ve Batı’nın savaşı  Anadolu’da, Truva’da olur. Anadolu’nun ilk halk ozanı Smyrnalı (İzmir) Homeros; Truva Savaşı’nı mitolojik bir örgü içinde tüm yönleriyle bize anlatır. Yaklaşık MÖ 1150 dolaylarında gerçekleşen savaşın görünen nedeni Truva Kralı Priamos’un oğlu Paris’in Sparta Kralı Menelaos’un karısı güzel  Helena’yı kaçırmasıdır.

 

Ancak gerçekte yaşananlar hiç de böyle değildir. Truva kendi çağının en güçlü, zengin ve uygar kentidir. Nitekim arkeolojik bulgular da bu görüşü kanıtlamıştır. Doğudan gelen ticaret yollarının batıya açılan kapısıdır. Limanı bir gümrük niteliğindedir. Döneminin emperyal gücü Hititlerin denize uzanan yönüdür. Hal böyle olunca sahip olduğu tüm zenginlikler  Yunan dünyasının iştahını kabartır. Batı güçleri adı altında hemen tüm Yunan şehir devletleri Truva’ya karşı birleşir. Truva da yalnız değildir. Tüm Batı Anadolu şehir devletleri, Trakya, Sinop’a kadar Phaflogonia,  Karia, Kilikia ve Bitinia birleşerek Truva’nın yanında yer alırlar. Hatta ünlü kahraman Hector Achileus tarafından öldürüldüğünde Amazonlar ve Habeşistan Kralı Memnon’da desteğe gelir. Ancak Yunan tarafı sayıca 1/10 gibi bir üstünlüğe sahiptir. Savaş 10 yıl sürer. Yenişemezler ve Batı bir “tahta at” hilesi ile savaşı kazanır.

 

Truva dünyanın gördüğü ilk Doğu/Batı savaşıdır.

 

İlk boğazlar savaşıdır.

 

İlk soykırım yapılan savaştır.  

Büyük İskender ve Haçlı Savaşları

Truva; Batı dünyası tarafından hiç unutulmadı. Tüm Avrupa imparatorlukları, krallıkları ve hanedanları soylarını bir şekilde hep Truva’ya bağladılar. Özellikle Yunan ve Roma döneminde en önemli ziyaret yerlerinden biri oldu.

 

Büyük İskender kendisini bir Yunanlı’dan çok bir Truvalı gibi gördü. Perslere karşı çıktığı ilk seferinde önce Truva’ya uğradı.  Savaşta ölen kahramanlar Hector ve Achileus’un mezarlarını ziyaret etti.  Kendi kalkanını Tanrıça Athena’nınki  ile değiştirip sefere buradan çıktı.

 

Tüm Anadolu, Mezopotamya ve  Mısır topraklarını ele geçirip Hindistan’a dek ulaştığında yaşanan aslında yine bir Doğu/Batı savaşı idi.

 

İskender’den yaklaşık 1300 yıl sonra bu kez Batı Kilisesi gözünü Doğu’dan hiç ayırmadı. Avrupalı Hristiyanlar Kutsal Kase ve Kral Arthur gibi efsanelerle motive edilip Kudüs’e giden uzun yoldaki her durak yağmalandı. İnsanlar katledildi. Ele geçen zenginlikler Batıya taşındı.

 

Görünen sebep bu kez “Din” idi. Ancak Vatikan din kisvesi altında yine bir batılı olarak doğuya göz dikmişti. Öyle ki; Hristiyan Ortodoks olan Doğu Roma’ya bile saldırdı. İstanbul 1204-1261 arası tarihinin gördüğü en büyük işgal ve yağmayı yaşadı. Katolikler Ortodoksları ve bu büyülü başkenti yok etmeye çalıştılar. İstanbul’un tüm dini, maddi ve kültür zenginlikleri Avrupa’ya ve  özellikle de İtalya’ya taşındı.

 

İstanbul artık bir Türk/İslam şehri…

Tarihler 1453’ü gösterdiğinde Fatih bir doğulu kimliği ile İstanbul’u aldığında çok ilginçtir ki, Truva Savaşı yine gündeme gelir. Fatih’in yanında Rum tarihçi Mihail Kritovulas vardır. Hem Doğu Roma,  hem de Osmanlı görgü tanıklarının anlattıkları ile 15.YY ortalarının en nesnel tarihini yazan Kritovulas Fatih’in 1462’de Truva’yı ziyaret ettiğini ve “Truvalıların öcünü aldığını” söylediğini yazar.

 

Ve 18 Mart-24 Nisan…

Yine yaşanan yeni bir Doğu/Batı savaşıdır. İşgal orduları 18 Mart’ta denizden, 24 Nisan’da da karadan püskürtülür. Emperyal ve Oryantalist Batı; tüm güçleri ile yine Doğu’nun peşindedir.  Ancak  isteklerine ulaşamazlar. Fatih’in ardından bu kez  Mustafa Kemal Atatürk komutandır . Ve 1913 yılında yani savaştan 2 yıl önce bölgeyi ziyaret etmiştir.

 

Akıllarda yine Truva vardır. 1918 yılında Mondros mütarekesi amiral gemi Queen Elizabeth dururken Agamemnon Zırhlısı’nda imzalanır. Agamemnon kim mi? Truva Savaşı’nda Doğu’ya saldıran tüm batı güçlerinin komutanı. Ve tarihin ilk soykırımını emreden kişi…

26 Ağustos 1922’de çok ilginç bir tarihtir. 26 Ağustos 1071’e gönderme yapar ve belli ki; Atatürk tarafından özellikle seçilmiş bir tarihtir.

 

Tüm mitolojik olaylar ve Tarih disiplini pek çok olay ya da kişiyi anlatır. Önemli olan mitoloji ve tarihsel olayları bir hikaye gibi teslim olmadan okumak, gerçekten okumak, anlamak ve sistematik tarih anlayışı ile değerlendirebilmektir. O zaman kimse kimseyi yönlendiremez. Tüm algı savaşları da sonuçsuz kalır. Bu coğrafyada yaşayan herkes tarihe bunu borçludur. Okumak, bilmek ve değerlendirebilmek zorundadır. Tarih bu yaklaşım içinde olmayanları hep cezalandırmıştır… Ve cezalandıracaktır…

 

yalamanyelda@hotmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?