23.01.2018,00:39
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Şah… Mat…
3082016-img-20160830-wa0003-142903.jpg
YELDA YALAMAN
Gündeme gelişi nedeniyle çok sık konuşulan Satranç Oyunu; herhalde ülkemizde hiç bu kadar ünlü olmamıştır.

Şansa yer vermeyen, tamamen akıl ve mantığa dayalı bir zeka oyunu olan satranç;  bu özelliği ile yüzyıllar boyunca kralların, imparatorların, hakanların, padişahların özellikle önem verdikleri bir oyun olmuştur. Akıl sporu olarak nitelenen bu oyun öylesine önemlidir ki tüm yönetici grubu muhakkak bilmelidir. Hatta Türk dünyasında şehzade ya da prenslerin hocaları da muhakkak satranç bilmelidirler. Oynayanlar toplumun elit ve yönetici kesimi olunca satranç konusunda Arkeoloji ve Sanat Tarihi içinde de önemli bir külliyat oluşmuştur.

 

Arkeolojik manada tüm Avrasya bölgesinde satranç taşı ve takımları ortaya çıkarılmış ve bu oyun resim, minyatür, şiir, kumaş, halı, kilim gibi pek çok objede yerini almıştır.

Ülkemizde satrancın nasıl oynandığına dair pek çok yayın olmasına karşın, kökeni hususunda pek bir şey bilinmez. Zaten merak da edilmez.

 

Kökeni

Satrancın kökeni çeşitli medeniyetlere dayandırılmaktadır.  Bunlar arasında Mısır, Hindistan, İran, Çin, Truva Antik Kenti (Anadolu), Kuşhan Krallığı dönemi Hindistan’ı,  Türkistan ve Arnavutluk bulunur.

 

Satrancın orijinini Hindistan coğrafyasına dayandıran tezler genelde İngilizlere aittir. Sömürgecilik yıllarında “Hint olan her şey İngiliz’dir” mantığı ile harekete geçen araştırmacılar Hindistan’ın MÖ 400’lerden itibaren çeşitli Türk Hanedanlıkları tarafından yönetildiğini, ayrıca kültürel ve siyasi manada Türk katkılarını unutturmaya çalışmışlardır. Satranç oyunu da bu ideolojiden payını almıştır.

 

Oysa ki satrancın kökeni; zekâ, savaş taktikleri ve 4 ana yön unsuruna dayanır. Türk Mitolojisi’nde çok önemli bir yere sahip olan“4 ana yön unsuru” Türkler’in tüm yaşam kritiklerini belirler. Buna ek olarak;

 

- Türkler’in dünyada ilk savaş taktiklerinin yaratıcısı olmaları,

- Atın hayatlarında savaşta, barışta, doğumdan ölüme ve hatta ölüm sonrasında birlikte gömülmelerinden dolayı çok önemli ve belirleyici bir yere sahip olması,

- Satranca benzer taş ile oynanan pek çok zeka oyununa sahip olmaları ile Timur Satrancı; bu oyunun kökeni konusunda Türklerin söz sahibi olmalarına neden olmuştur.

 

İpek Yolu faktörü

Doğu ile Batı dünyası arasında ilk globalleşme hareketlerine sahne olan bu ticari İpek Yolu güzergâhı; ekonomik ilişkilerin yanı sıra dini, siyasi, sosyal ve etnografik özellikleri de Batı’ya taşımıştır. Türkler ise bu kadim ticaret yolunun MÖ 200’lerden itibaren başlıca taşıyıcısı, yönlendiricisi ve koruyucusu olmuşlardır. Bu hareketli güzergahtagidip, gelen pek çok şey gibi satranç da batıya taşınmıştır. Satrancın dağılım şeması;  tacirler ve Türk hakanları yolu ile tüm Orta Asya, Maveraünnehir, Hindistan,  İran, Anadolu, Balkanlar ve Avrupa olmuştur.

 

Satranca dair en erken arkeolojik buluntular Özbekistan, Delverzin Tepe kazıları ile ortaya çıkarılan MS 100’lü yıllara ait santranç taşları (sol görsel),  MS 500’lü yıllara ait Afganistan’da bulunmuş olan bir satranç taşı (orta görsel), yine Özbekistan’ın Semerkant şehri yakınlarındaki Afrasiyab ören yerinde bulunan MS 8.YY’a ait satranç takımıdır. (sağ görsel)

Avrupa’nın bu oyunla tanışması ise Harun Reşid’in Kutsal Roma-Germen İmparatoru Charlemagne’a hediye ettiği bir satranç takımı sayesinde olur. (MS 9.YY)

 

Bir zekâ oyunu

Evet satranç bir zekâ oyunudur. Bir strateji oyunudur. Bir savaş oyunudur. Piyadeler, savaş arabaları, filler ve atlar başlıca rolleri paylaşırlar. Kral ve Vezir ise orduya dahil olmayan ancak yönetici, yönlendirici, karar verici ve sonucu belirleyici konumdadır. Tıpkı gerçek yöneticiler ve yardımcıları gibi.

 

Çoğu insan bu oyunu oynar ancak felsefesinden habersizdir ve merak etmez.  Mesela oyunda piyonlar geri gitmez. Çoğu satranç oyuncusu da piyonun neden geri gitmediğini bilmez. Oysa ki Türk savaş düzeninde ordunun temeli olan erler bir kez ilerlemeye başladıklarında asla geri dönmezler. Avrupalılar satrancın kurallarını değiştirmeden önce taşların dizilim ve hareket kabiliyeti de Türklerin savaşlarda sürekli kullandıkları hilal taktiğine göre düzenlenmişti.  Bu teknikle Türkler, katıldıkları pek çok savaşı başarılı bir organizasyon ve strateji sonucu kazandılar. Sadece bu iki özellik bile satrancın Türklerin yaşam felsefeleri ve savaş düzenlerine ne kadar uygun olduğunu kanıtlamaktadır.

 

Böylesine akıl ve mantık ürünü olan, şans değil stratejiye dayanan, kadim dönemlerden itibaren felsefesi ve kuralları tamamen Türklerin yaşam ve savaş kritiklerine göre düzenlenmiş olan satranç oyunu hakkında dile getirilen sözler talihsizdir, yersizdir. Aklı dışlayan bir yaşam tarzı artık günümüzde tamamen çağ dışıdır.

 

Bilgisiz ve ilkesiz kalabalıklar olmak yerine bilgi birikimi olan, toplumun dışında kalmadan bireysel ya da organize hareket edebilen,  sözlerle değil her alanda yaptığı katma değerli üretimlerle konuşan insanlar olmak en doğrusu ve en isabetlisidir…

 

yalamanyelda@hotmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Bugün küresel anlamda ortalıktaki kaos, dünyayı sarsıyor. Esasen bunların temelinde iki neden aramak lazım.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Doğunun en batısı…Batının en doğusu…
Çavuşoğlu, kendi dönemlerinde hiçbir gelişme olmadığını da iddia etmişti.
Tarih 15 Nisan 2013.
Bu melanetleri işlemekle, işlettirmekle hangi amaca varılmak istenmiştir?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Savaş yorgunu Avrupa kıtasının önce ekonomik işbirliği ile başladığı ve bir barış ve refah fikri olarak ilerleyen Avrupa projesi için önemli bir döneme tanıklık ediyoruz.
Unutmamalıdır ki, tarihinin hakikatına vakıf olmak bir ülkenin bağışıklık ilacıdır.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?