22.02.2018,06:10
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Biliyor muydunuz? – (20 / Son)
252016-mazlum-coruh-213948.jpg
MAZLUMUN FİKRİ
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?

Değerli paydaşlarım; Sizi, daha doğrusu bir kısmınızı, yordum. Özür filan dilemeyeceğim. Çünkü “Kendim için yaptıysam namerdim.(!!)” Ülkem için, sizler için, o yazıları size okutmaya çalıştım. Kiminiz okudunuz kiminiz yarıya kadar okudunuz. Bir çoğunuzda “Amann!.. Kim kafa yoracak bu meselelere…” deyip baştan bir iki cümleyi okuyup gerisini okumadınız.

 

Yadırgamıyorum kimseye de kızamıyorum. Sebep, umudum yine sizlersiniz. Bu melanetin hesabını kim soracak? Ben 12 senedir soruyorum bir arpa boyu ilerledim. Ama emin olunuz bu seri yazılarımı okuyanlar bana biraz daha yol aldırdılar ve güç verdiler.

 

Sizin peşinizi bırakmayacağım. Çünkü bu melanetten ülkemizi kurtaracak olanlar sizlersiniz. Nasıl olacak? Demeyiniz. Herkes kendi imkânları, konumu, becerisine göre bir yol bulacaktır. İçinizde bu konuya epeyce kafa yormuş biri olarak benden de fikir, yol, yöntem önerisi alabilirsiniz elbette. Ama iş sizde… Sizin olayı vicdanınızda, aklınızda, gönlünüzde yerleştirmenize ve her fırsatta onu ortaya dökmenizdedir; çözüm.

 

Bu yazıları yazarken siz aydınlara durumu ‘nasıl anlatsam ki olayı birçok boyutuyla kolayca anlayabilsinler’ arzusunu hep hissettim. Bu sebeple zaman zaman sizi yoran, muhtemelen konudan soğutan bölümler olmuştur. Özellikle yatırım ekonomisi faciasını anlatırken çok zorlandım. Tam anlatabildiğime de inanmıyorum. Merak edenler anlamışlardır ümidini taşıyorum.

 

Bu konunun içine 2005 yılında başka bir amaçla yola çıktığımda düştüm. Benim aldığım eğitime aykırı gelen hallerin, sanki olağanmış gibi insanlarımıza sunulmasından huylandım. Şunu bir inceleyeyim dedim. Koşullarım uygundu. Kendime ayırabileceğim zamanlarımı ve kaynaklarımı da kullandım. Buraya gelinceye kadar aklıma gelen her yolu denedim diyemeyeceğim. Aklımdan çok geçip de yapamadığım iki şeyi hep kendi eksikliğim olarak görürüm. Birincisi Taksim’de bir pano kiralayıp o panoda uygun aralıklarla sizlere anlattıklarımı iri yazılarla asmaktı. Önünde bir sandalye üzerinde oturup bu gün sizlerin de okuduğu halleri anlayamayanlara cevap vermek isterdim. Yapamadım; çalıştığım yer ve konumum uygun değildi. Panonun kirası da düşündürücüydü. İstediğim yerde verileceği garantisi yoktu. Diğeri kendi adıma bir mahkeme açmamaktır. Bunu telafi etmek için CHP’li bir milletvekiliyle birkaç kere görüştüm; hatta harcın belli sınırı geçmesi halinde karşılamayı bile üstlendim. Ama avukat olan o milletvekili daha popüler konularla haşır neşir oldu.

 

TBMM’ye üç kere gittim. Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ı her fırsatta konuya çekmeye çalıştım. Sonunda o meclis başkanlığına bir önerge verdi. Ama devamı gelmedi…

 

CHP Gn. Başkanının referandum için tertiplediği bir yemeğe, o yemeği öneren Prof. Tanıdığımın davetiyle katıldım. Orada durumu Sayın Kılıçdaroğlu’na ve Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’a 30-35 kişi önünde bir kere daha özetledim. ‘Referandumdan sonra görüşelim’ dediler…  Sadece ‘görüşelim’ dediler anlaşılan.

 

Bugüne kadar Yusufeli Barajı hakkında 5000 adet 16 sayfalık renkli bir risale(tek forma kitapçık) bastırdım. Olmadı… 60’ adetten fazla 3 metreden 6 metre büyüklüğe kadar panolar, afişler yaptırdım. Bu afişleri gönderdiğim arkadaşlar ellerinden gelenleri yapmalarına karşın beklediğim uyarma, uyanma olmadı. Çoruh Enerji Planı’nı anlatan ‘Kusursuz Enerji(!) Planı adlı bir kitap yazdım. Kendi imkânlarımla iki kerede 6000 adet bastırdım. Mecliste 174 milletvekiline ikinci baskıdan bizzat gönderttim. DSİ’nin şubeler dahil bütün birimlerine, İnş. Müh. Odasının bütün birimlerine, Bütün Cumhuriyet savcılıklarına, Yargıtay Başsavcısına, Barolara, İlgili bakanlara gönderttim. 6000 adet kitaptan beklediğim sonucu yine alamadım. Kimse geriye dönüp soru bile sormadı, soramadı. Ama o kitap beni Televizyon’a taşıdı. Bunu başaran Ulusal Kanal’da program yapan Çetin Ünsalan’dı. Çetin Ünsalan’la 30 un üzerinde program yaptık. Osman Güdü ile 3 program yaptık. Meltem Tv’de Muharrem Bayraktar ile iki program yaptık. Bengü Türk, Kanal 42 ve Çay Tv’de programlara çıktım.

 

200 ün üstünde mektup yazdım. Bu mektuplardan 80 adedine yakını, noter tasdikli beyanı eklerinde taşıyordu. Aklıma gelen her ilgiliye, Çamlıkaya belediye başkanından Cumhurbaşkanına kadar gönderdim. 100’ün üstünde DVD gönderdim. Bizzat kendim PTT yoluyla 600 ün üstünde kişi, kuruluş, kurum ve makamlara kitap gönderdim. İstediğim sonucu alabildim mi? Hayır. Duruyor muyum? Asla.

 

Şimdi kendi Üniversitemin(İTÜ) ilgili kürsüsünde eğitim alıp tez hazırlıyorum. Dilerim gerçeği anlatırım veya benim yanlışımı bulurlar… 

 

Değerli paydaşlar; mücadeleyi bırakmak benim anamdan babamdan çevremden aldığım genlere, terbiyeye ters. Allah sağlıklı ömür verirse devam edeceğim. Yalnız başıma yetemiyorum. Ömrümün yetmemesinden korkarım. Sizlerden isteğim çok basit. Burada yazdıklarımı ilgililere, sorumlulara, ‘aydınım, yurtseverim’ diyenlere göndermeniz ve hesap sormanızdır. Zorlandığınızda bana her sıfatı yapıştırarak karşı tarafı tahrik edebilirsiniz. Eğer sormazsanız biliniz ki siz de sorumlusunuz; çünkü artık melaneti biliyorsunuz. Evlatlarımızın, ülkemizin geleceğine yapılan büyük suikasta sessiz kalamazsınız. Hepimiz bu melaneti sorarsak bunun hesabını vermeye çalışacakları mutlaka karşımızda buluruz. Ayrıca hainler korkak olurlar. O zaman bu melanetten ülkemiz kurtulmuş demektir.

 

Sorun, sorunuz. Cumhurbaşkanına, Başbakana, Bakanlara, İlgili Bakana, İlgili kurumu yönetenlere, ilgili gördüğünüz kuruluşlara,‘ben aydınım, yurtseverim’ diyenlere sorunuz.

Ulaşabildiğiniz medya yöneticisine neden haber yapmadığını sorunuz. Sormak hem hakkımız hem de görevimizdir.

 

Eğer soru soramıyorsak bilin ki mankurtlaştırılmışızdır. Farkında değilizdir. Bundan bizi ancak kendimiz kurtarırız. Bizi mankurtlaştıranlar, işe 1942 yıllarında yapılan ikili anlaşmalarla başlıyor. 1948 de eylem, Eğitim kurumlarımızın içine düşmanların girmesiyle başlıyor. Mankurtlaştırılmamız öyle başlıyor. Bu işlem yıllar geçtikçe derinleşiyor genişliyor. Bu günlere geliyoruz. Bu eğitim sisteminden dolayı mankurt gibi davranıyoruz.

 

Eğer bu barajlar felâketini durduramazsak sonumuz çok kötü olacaktır. Çok can ve kan kaybedeceğiz; muhtemelen toprak.

 

Geri kalmamızın baş aktörü, bu barajları ülkemize satanlardır. Ve alanlardır.

 

Daha çok şey yazılabilir. Ben sizleri yeteri kadar yordum. Şimdilik ara vereceğim. İleride size sulama konusundaki melanetleri de yazacağım. Olay sadece barajlar değildir. Kurtuluş kendi gayretimizle olacaktır. Hanımlar bu işte öncü rol oynayacaklar; öyle inanıyorum.

 

Sürç-i lisan ettimse af falan dilemiyorum. Beni böyle konuşturan ben değilim sizlersiniz; sizlerin benim başta DSİ de çalışanlarımız ve ülkemizi yönetsinler diye başımıza getirdiklerimizdir. Onların ülke diye bir dertleri yoktur. Tek dertleri kendi mideleri yani ikballeridir.

 

Görüşmek üzere. Bütün sorularınıza açığım. İşte yazı adresim. 

 

mazlumcoruh@gmail.com

Yurttaş Mazlum Çoruh-İnş. Müh. Naci Özen

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?