21.11.2017,00:11
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Artvin’in başına neler geliyordu; geliyor? - 2
252016-mazlum-coruh-213948.jpg
MAZLUMUN FİKRİ
80’lerin başında, Çoruh Enerji Planı’nın tamamlandığından bahsedilmeye başlandı.

Önce büyük büyük barajlar yapılacak, iş sahaları açılacak, Artvin’in denizleri olacak, bol elektriğe kavuşacak işsiz kimseler kalmayacaktı. Aslında Artvin’in denizi vardı… Ülke kalkınacak, zenginleşecek, ülkemizin bütün insanları Artvin’e gelmek için can atacaktı. Artvin kum gibi insan kaynayacaktı. Artvinli hayal edemediği kadar işe kavuşacak, çocuklarını rahatça okutacaktı… Mecbur kalmadıkça gurbete çıkmayacaktı… Yetmişti çektikleri. Bunları HEP Çoruh Enerji Planı sayesinde görecek, kavuşacaktı…

 

Neydi Çoruh Enerji Planı?

Planda anlatılanlara göre, Çoruh havzasında binlerde hektar arazi olmadığına göre, Çoruh’tan sadece elektrik üretilmesi gerekirdi. “Boşa akıyordu… Su akar Türk bakar oluyordu.”

Halbuki elektrik üretilebilirdi, hem ülke kalkınır hem Artvin’ ihya edilirdi.

 

Öyle bir plan yapmışlardı ki Çoruh’un bir damla suyunu zayi etmeyeceklerdi. Koca(!) Çoruh havzasına 15 baraj kondurmuşlar, önlerine dev santrallar; yetmemiş milletin bağını bostanını bozan derelerinde su bırakmayan 17 adet HES koymuşlardı. Bütün bunlarla yılda 10,5 milyar kilovatsaat elektrik üreteceklerdi. Bu ülke ihtiyacının %5’i(!) demekti… Artvinliler ülke yararı için her zorluğa katlanırlardı. Hem Artvin coğrafyasının içine parçalı da olsa denizler yapılıyordu. Deniz manzaralı evlerimiz olacaktı.

 

Artvin’ler başlarına gelecekten habersiz, gurbete gitmekten kurtulmanın umudu içinde heyecanla planın başlamasını beklediler. Okumuşları, yazmışları; ekonomistleri, mühendisleri heyecanla, planın başlamasını bekliyorlardı. Nihayet Artvin kaderini yenecek ülkenin en gelişmiş ili olacaktı. Milyarlarca dolar yatırım yapılacaktı, küçücük Artvin’ne… Milletin cebi parayla dolacaktı… Yıllar içinde Artvin’den göçenler bile geri dönecekti… Yüce devletimizin yüce(!) büyükleri öyle söylüyordu… Bir an önce başlamasını istiyorlardı yoksa Artvin göç veriyordu. Kurtuluşu, daha doğrusu, kalkınmayı bu planın Artvin’e bağışlayacağı(!) nimetlerde(!) görüyorlardı.

 

Artvinliler Çoruh Enerji(!) Planını heyecanla beklerken Cerattepe’ye yaslanmış başlarına Altın Madeni düştü… Neye uğradıklarına şaşırmaya vakitleri bile yoktu…

 

Cerattepe Olayı nedir nasıl gelişti?

Çoruh coğrafyasının mineral çeşidi zengini olduğunu söylemiştim. Zaten bu bölgeyi cazip kılanlardan biri bu çeşit zenginliğidir. İşte bu zenginliğin bir kısmı, Artvinliler’in başına konmuştu; doğa tarafından, Allah tarafından. Başına deyince, Artvinliler’in bankadaki hesabına değil binlerce yıldır sırtlarını, başlarını huzur içinde dayadıkları Cerattepe denilen yere kondurulmuştu. Binlerce, yüzlerce yıldır orada kıpırdamadan durunca Artvinliler için sadece yastığın altındaki kese gibiydi.

 

Zaman geldi uzaktan algılama diye başka ülkelerin yastık altlarını gözleme imkânı, yöntemi ortaya çıktı. İşte Artvinlilerin yastık altındaki altını, gümüşü vb. elementlerinden meydana oluşan bu servetine emperyalistler göz dikti. Bu serveti kapmasalar da onu başka amaçları için kullanabilirlerdi… Çoktandır ülkenin aklıyla oynamışlar, kendilerine hizmetkâr, ağzı güzel laf yapan yöneticileri buluyorlar, Atlantik ötesinde konuk edip kafalarını ayarlıyorlardı. Onların sayesinde Türk halkı büyük dostundan(!) gelen her teklifi iyi niyetli algılıyordu.

 

Emperyalistlerin kendi servetine göz diktiğine ne inanıyor ne de öyle bir şeye akılları eriyordu. Çünkü başlarına getirdikleri hep dinden imandan vatandan milletten bahsediyordu.

Hırsız ve yardakçılarından kötülük beklemiyorlardı.

 

Artvinliler 1990’lara gelinceye kadar pek farkında değildiler. Ne zaman ki COMİCON adlı uluslar üzeri küresel yağmacı bir şirkete 1989 yılında maden çıkarma ve işletme ruhsatı verildi o zaman yastığının altının karıştırılmaya başlandığını anladı. Artvinliler rahatsız olmaya başladı.

 

Yastığın içine yapılan ilk sondaj galerisi sonucunda, yastığın üzerinde, yeryüzünde, Cerattepe’nin çayırlarında otlayan iki ineğimiz bilinmeyen(!) bir sebeple ölünce; Artvinliler, o zaman kimliklerini öne çıkarmaya başladılar. Çünkü ‘Bunda bir iş var’ dediler.

 

Ölen hayvanlardan alınan iki parça, örnek olarak, Erzurum Hıfzısıhha’ya gönderildi. Ölümlerin sebebi anlaşılmak istendi. Ama görünmez bir el o örnekleri ortadan kaybetti. Artvinliler’i harekete geçiren işte bu olaydır. Çünkü Artvinliler, altın madeni işletmeciliğinin çevreye büyük zarar verdiğini öğrenmeye başlamışlardı. Bunu tespit etmek isteyince de görünmez bir ele önlerini kesmeye kalkmıştı.

 

İşte Cerattepe ve Artvin Savunması dediğimiz olay böyle başladı.

 

Önce COMİCON saldırdı durdu. Direnişten korktu; vazgeçti. Çünkü inekler ölmüştü, sonucun nerelere varacağını anlamıştı ve yerel halk da kötü şeyler sezmeye, anlamaya, başlamıştı. Şirket, Dünyanın başına çörekleneceğinden ürktü. Vazgeçti.

 

Gelişmiş ülkelerde gelişmiş çevre bilinci vardır. Çevre felâketinin sınır tanımadığını bilenler vardır. O ülkelerde, artık sözü dinlenir hale gelmişlerdi. Muhtemelen şirketin finans kaynaklarını kesebilirlerdi. Çünkü o ülkelerde siyasetçiler, iş adamlarının(!) esiri değillerdi.

Bu işten caydı… Başka bir uluslar ötesi şirkete maden arama ve işletme hakkını devretti gitti. Yeni yağmacının adı: İmnet Mining’di.   

 

Bu şirkette Artvinlilerin savunmasından yıldı…

 

İşler biraz rahatlamış görünüyor Artvin’liler huzur içinde ve zaman zaman gözünü ve kulağını yastığına, Cerattepe’ye çeviriyor, dayıyor birilerinin onun çevresinde, içinde “Bir  p…klar karıştırmasın” diye endişeleniyordu; zaman zaman.

 

2012 yılına kadar böyle yarı uykuda geçti Artvinli’nin günleri…

 

Derken o meşum haber geldi… Maden, milletin “a” asına koyan birine devredilmişti… Her türlü A’li-Dibo, pardon A’li-Cengiz oyunlarına hazır olmak gerekiyordu. Bu sefer ki A’li Cengiz değil M’li Cengiz’di.

 

Gelişmeler beklediklerinden daha zor ve daha çok zorbalı geçiyordu. Her türlü hukuk yollarında kazanıyorlardı. Ama iş zorbalığa gelince karşılarında Devlet vardı. Devletin gücü, madencinin arkasına sıralanmıştı… Boy boy…  

 

Gücü arkasına alan şirket, zat, her neyse, yeni bir yol yeni bir hamle yapıyordu ve hala yapıyor… Bu sefer devletin silahlı emniyet kuvvetlerini de yanlarına almışlardı ya…

Kol-bacak kırılması onları etkilemiyordu.

 

Kırılan bacağa, elbette, en çok Artvinliler üzülüyorlardı. Ama bu karşı tarafı tatmin etmiyordu. Hareketin önderi, hayatın zorluklarından saçlarını erkenden kırlaştırmış, NUR NEŞE KARAHAN’ın ellerini arkadan kelepçelenmesini dahi sağlıyorlardı.

 

NUR hanım, herkesi korkutuyordu. Acayip bir teröristti(!)  Çünkü elinde, ne taş ne sopa, ne patlayıcı, ne silah, ben nem işte, hiçbir şey yoktu. Sadece mahkeme kararlarını sallıyordu. Ama arkasına bütün Artvin’i toplamıştı… Olur şey değil… Şimdiye kadar böylesini görmemişlerdi. 80 yaşında nineler, 75 yaşında dedeler, kucağında çocuk anneler, gençler hep Cerattepe yolunda ölümü göze aldıklarını haykırıyorlardı.

 

 Ellerinde sadece mahkeme kararları vardı… Onu sallıyorlardı. Karşılarında her türlü modern sivil teröristsavar silah ile, gaz tüfeği, cop, bellerinde tabanca, başlarda miğfer ile donatılmış devlet(!) kuvveti vardı…

 

Artvin’i BMM de temsil edenlerin yüzde 49’da olayda ön sıradaydı. Yüzde 51’i ise görünmüyor; efsanesi dolaşıyordu.

 

Olay o derece büyüdü ki artık ülke sınırlarını aşmıştı…  

 

 

1992’ler den beri bu mücadele hala devam ediyor. Ülkemizin en medeni en demokratik yurt ve vatan savunması Artvinliler tarafından yürütülmüştür, yürütülmektedir. Üç kere hukuk zaferini, davaları kazanmalarına, her türlü bilimsel verilerle burada maden işletmeciliğinin yapılamayacağını, çoğu akademisyen olan bilirkişilerce tespit ettirmelerine rağmen saldırıyı durduramamışlardı. O görünmez- aslında sadece gözü, vicdanı ve aklı körlerce görülmeyen- görülmek istenmeyen- el, hala o tepeyi, Artvin’in yatağını, yastığını, zehirlemek ve Artvin’i yattığı yerde öldürüp tarihe gömmek için elinden geleni yapıyordu; yapıyor.

 

Bunun için o el, ülkemizin içinde bulup yetiştirdiklerini, onların bulduklarını, kullanmaktan bir adım geri durmuyor. Avukatlarına ilaveten ‘yargıç tutma’ teşebbüslerinden Artvinliler kuşkulanmaktadırlar. Çünkü kullanılan maşanın, bir başka tepedekine sırtını dayadığından emindiler.

 

Artvinliler geçmişlerinde olduğu gibi her türlü hukukî yolu, imkânı en medeni şekilde mücadelelerinde kullanmaktadırlar. Bu konuda o derece birlik sağlamışlardır ki her siyasi düşünceden ve partiden Artvinli, bu mücadelede birliktedir. Arkalarında olmayanlar İli ve şehri yönetenlerdir.

 

Buna karşılık başaracaklarına, ili, yurdu daha da önemlisi, yeni yeni sezmeye başladıkları vatanı savunacaklarına inanmaktadırlar. İnançları, Allah onlarla birlikte olduğunu söylemektedir.

 

Peki bu kavga, bu masraf neden? Çünkü Artvinliler Çoruh Enerji(!) Planı masalıyla kandırıldıklarını anlamışlar; planın ne planı olduğunu görmeye, duymaya, öğrenmeye başlamışlardı. Cerattepe olayını anlamaları çok daha kolaydı. Bu olayın arkasında da bir iş vardı.

 

Bu maden kaç para?

Kim veya kimler için mi? Kamu için mi?

Yukarıdaki soruyu böyle çatallaştırmamız gerekiyor. Kim derken aklınıza her türlü çoğulluğu getirebilirsiniz. Bu çokluk, güç çokluğu, para çokluğu, baskıda kullanılan kuvvet çokluğudur. İktidarda olanları buna ortak edebilirsiniz; bunu devlet adına yaptıklarını da söyleyebilirler…

 

Bu madendeki varlığın, ne kadar olduğuna, olacağına dair kesin bir beyan yok. Bir habere göre, 100 milyar USD, bir başka haberde bu 7 milyar USD değerindeymiş. Maden işlerinden anlamam, işletecek firmanın beyninin içini veya yastığın altındakini bilmek gerekir. Ama şimdi vereceğim rakamlar kesin. Davanın hukukçusundan, Avukat Bedrettin Kalın’dan öğrendim. 

 

Bedrettin Kalın diyor ki:

Bu maden ilk ihale edildiğinde maden şirketinin kamuya ödeyeceği para 60 milyon TL civarındaydı. Sonra Maden Kanununda bir değişiklik yapıldı 44 milyon TL ye düştü. Ekliyor bu garantili bir rakam değil. Bunun firma lehine düzenlenmiş koşulları var. Bu rakam 20 milyon TL ye, hatta daha aşağılara, düşebilir. Ödemeleri de belirtilmemiş.

 

Yani ülkemizi yönetenler, bir ilin merkezini, maden kılıfıyla, 60-44-20 milyona, hatta daha aşağılara satabiliyor. Ve bu yöneticiler, yaptıkları işin vatanın hayrına olduğu, karşı çıkanların ise kelepçelenecek, bacağı kırılacak terörist olduğunu düşünüyordu. Ülkemizin menfaati 60-20 milyon Tl idi; hatta vazgeçilebilirdi ama M’li-Cengiz’e dokunulmaması gerekirdi… Çünkü onun eli cebinin altındaydı… 

 

Sayın Aydın; şimdi anladınız mı hedefin küçüğünü? Diyeceksiniz ki: Ne küçüğü? Artvin amaca varmak için bir hedeftir. Maden o hedefe varmanın bir aracıdır.

Ülkeyi yönetenler bu koyunun çobanlarıdır. Yaptıkları, koçayı çobanlığı’dır. Siz koçayı çobanını bilmezsiniz. Merak edenler öğrenebilirler.

 

Artvin’in hedefe konulmasının sebebini siz sadece maden-yaşam sahası-su-çevre kavgası olarak görüyor olabilirsiniz.  Öyle değil… Biraz Artvin’e uzaktan bakmaya çalışın…

 

Çoruh Enerji(!) Planını anlamadan onu anlamak zor olur.

Oyun büyüktür…

Oyuncular cüce olunca oyunu anlamak zor oluyor. Uzaklaşıp bakmak gerekir.

 

Bu madenden kamunun yararını düşündüğümüzde; buna karşılık, kamuyu yönetenlerin bu konunun arkasında sıkı duruşunu, bölgeyi yönetenlerin ise suskunluğunu gördüğünüzde bu işin arkasında başka şeylerin olduğunu düşünmemek mümkün değildir.

 

Yani, bu olay bir Maden-İçme suyu-çevre olayı değildir.

M’li-Cengiz’ler burada oyuncunun, hatta ortadaki oyuncunun, yamağı… Onun için o çok çalışıyor… Orta oyuncuyu darıltmaması gerekir.

Ama, biz, sözümüzü onun üzerinden mayacağız. ‘Artvin neden hedefte, onu görmemiz, göstermemiz gerekir.

Maden konusunu burada donduralım; şu Çoruh Enerji(!) Planına dönelim.

(Maden konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, Artvin Barosu avukatlarından Bedrettin Kalın’dan bilgi alabilirler. Ayrıca sosyal medyada bilgi içeren birçok paylaşım var.)

 

Devam edecek… Ediyor…

 

İlgilenenlere selamlarımı sorumluluk duyanlara saygılarımı sunarım.

 

Yurttaş Mazlum Çoruh-İnş. Müh. Naci Özen

mazlumcoruh@gmail.com

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay