|
Tweet |
Baş ağrısı;
günlük yaşamı sekteye uğratan, en yaygın sağlık sorunlarından biri.
Ancak; her baş ağrısını, migren olarak değerlendirmek doğru değil.
Ağrının; süresi, şiddeti, karakteri ve beraberinde görülen belirtiler;
doğru tanıya ulaşmada, önemli ipuçları veriyor.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Nöroloji Uzmanı
migrenin, yalnızca baş ağrısından ibaret olmadığını vurgulayarak;
tanı ve tedavi sürecinde, kişiye özel yaklaşımın önemine işaret ediyor.
Migren, tekrarlayan ataklarla seyreden nörolojik bir hastalık.
Erişkinlerde; migren atakları, genellikle 4 ila 72 saat sürüyor.
Ağrı, çoğunlukla başın bir tarafında hissedilse de iki taraflı da görülebiliyor.
Zonklayıcı karakterdeki ağrı, orta veya şiddetli düzeye ulaşarak;
günlük aktiviteleri zorlaştırabiliyor.
Prof. Dr. Hakan Levent Gül,
migreni düşündüren başlıca belirtileri; şöyle sıralıyor:
• Uzun süren ağrı: Baş ağrısının, 4 ila 72 saat devam etmesi.
• Tek taraflı ağrı: Ağrının, başın bir bölümünde yoğunlaşması.
• Zonklama: Ağrının, nabız atışı gibi hissedilmesi.
• Şiddetli yakınmalar: Ağrının, günlük yaşamı ve rutin işleri aksatması.
• Hareketle artış: Yürümek, merdiven çıkmak veya eğilip kalkmak gibi aktivitelerle
ağrının şiddetlenmesi.
• Bulantı ve kusma: Baş ağrısına mide bulantısı veya kusmanın eşlik etmesi.
• Işık ve ses hassasiyeti: Aydınlık ortamların, yüksek seslerin ve bazen kokuların,
rahatsızlık vermesi.
Bu belirtilerin bir arada bulunması, migren olasılığını artırabilir.
Ancak; kesin tanı, kişinin öyküsü ve nörolojik değerlendirmesi doğrultusunda;
hekim tarafından konulmalıdır.
Migren ataklarını arttıran yiyeceklerin başında ise;
Çikolata, alkol, mayalı gıdalar, paketli işlenmiş ürünler, deniz ürünleri,
işlenmiş et grubu ve turunçgiller geliyor.
Migren denildiğinde, akla gelen belirtilerden biri de aura.
Ancak; migren hastalarının büyük çoğunluğunda, aura görülmüyor.
Aura yaşayan kişilerde ise;
baş ağrısından önce veya atakla ilişkili olarak
geçici görme bozuklukları, uyuşma ya da konuşma güçlüğü gibi
nörolojik belirtiler ortaya çıkabiliyor.
Aura belirtileri, genellikle 5 ila 60 dakika sürüyor.
Bununla birlikte;
ilk kez ortaya çıkan ani görme veya konuşma bozukluğu,
tek taraflı güçsüzlük ya da alışılmışın dışındaki nörolojik belirtiler,
yalnızca migrene bağlanmamalı; acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir.
Prof. Dr. Gül;
“Baş ağrısının sıklaşması,
hastalığın günlük yaşam üzerindeki etkisini artırabiliyor.
Üç aydan uzun süre boyunca,
ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve
bu günlerin en az 8'inde migren özelliklerinin bulunması,
kronik migren açısından değerlendirme gerektiriyor.
Bu nedenle;
baş ağrısının ne sıklıkta yaşandığını,
ne kadar sürdüğünü ve hangi belirtilerle birlikte ortaya çıktığını takip etmek;
tanı ve tedavi planlamasına yardımcı olabiliyor.
Migren tedavisinde amaç,
yalnızca mevcut atağı hafifletmek değil;
atakların sıklığını ve şiddetini azaltarak, kişinin yaşam kalitesini yükseltmek.
Bu doğrultuda,
atak tedavilerinin yanı sıra;
gerekli görülen hastalarda, koruyucu tedaviler de uygulanabiliyor.
Koruyucu ilaçlar arasında;
beta blokerler, bazı antidepresanlar, antiepileptik ilaçlar ve
diğer ilaç grupları bulunuyor.
Tedavi seçimi;
atakların sıklığına, eşlik eden hastalıklara, kullanılan ilaçlara ve
kişinin ihtiyaçlarına göre belirleniyor.
İlaç tedavisinin yeterli olmadığı veya
farklı seçeneklerin değerlendirilmesinin gerektiği durumlarda ise;
botulinum toksin uygulamaları ve çeşitli sinir blokajı yöntemleri,
gündeme gelebiliyor.”
Migren tedavisinde kullanılan girişimsel yöntemlerden ikisi,
Büyük Oksipital Sinir (GON) blokajı ve
Sfenopalatin Ganglion (SPG) blokajı.
GON blokajı, başın arka bölümündeki büyük oksipital sinir çevresine,
lokal anestezik uygulanmasıyla gerçekleştiriliyor.
Amaç; ağrı iletimini ve sinirin ağrıya katkısını azaltmak.
İşlem; genellikle kısa sürüyor ve
uygun hastalar, sonrasında günlük yaşamlarına dönebiliyor.
Etkinin süresi, kişiden kişiye değişebiliyor;
bazı hastalarda, tekrarlayan uygulamalar gerekebiliyor.
SPG blokajı ise;
burun içinden özel uygulama araçlarıyla,
sfenopalatin ganglion bölgesine ulaşılması ve
bu bölgeye, lokal anestezik verilmesi esasına dayanıyor.
Özellikle; bazı baş ağrısı ve yüz ağrısı tablolarında değerlendirilebilen bu yöntem,
uygun hastalarda; ağrının hafifletilmesine yardımcı olabiliyor.
Her iki yöntemde de uygulama kararı;
baş ağrısının türüne, hastanın klinik özelliklerine ve
daha önceki tedavilere verdiği yanıta göre; veriliyor.
İşlem sonrası;
geçici uyuşukluk, hassasiyet veya
burun içi uygulamalarda hafif kanama gibi yan etkiler görülebiliyor.
Bu nedenle;
yöntemlerin, uygun hastalarda;
deneyimli hekimler tarafından uygulanması önem taşıyor.
Migren;
kişinin, iş yaşamından sosyal ilişkilerine kadar pek çok alanı etkileyebiliyor.
Ancak; doğru tanı ve kişiye uygun tedavi planıyla,
atakların kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin artırılması mümkün olabiliyor.
Prof. Dr. Hakan Levent Gül'ün, dikkat çektiği temel nokta;
her baş ağrısının migren olarak değerlendirilmemesi ve
tedavinin doğru tanıyla başlaması.
Sık tekrarlayan, günlük yaşamı etkileyen veya karakter değiştiren baş ağrılarında;
nöroloji uzmanına başvurmak,
uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından; önem taşıyor.