Bugun...


Seltem İYİGÜN

facebook-paylas
Piyasalar jeopolitik riski doğru ölçebiliyor mu?
Tarih: 01-10-2019 08:36:00 Güncelleme: 01-10-2019 08:36:00


Tüm gelişmiş finansal modellemeler ve zengin veri tabanlarına karşın, dünyadaki risklerin fiyatlamasının gittikçe zorlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

 

14 Eylül 2019 tarihinde, Suudi Arabistan’ın dev petrol şirketi Aramco’nun Hurayis ve Abkaik petrol tesislerine silahlı insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılar, ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu gösterdi. Suudi Arabistan’ın günlük petrol üretiminin 5,7 milyon varil (ülkenin günlük üretiminin yarısından fazlası ve küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 6’sı) azalmasına neden olan saldırıları, Yemen'deki Husiler yazılı bir açıklamayla üstlenmişti. Olay sonrasında ABD ve Suudi Arabistan, İran’ı suçlarken İngiltere Başbakanı Boris Johnson da, BM Genel Kurulu’na katılmak için bulunduğu New York’ta bir açıklama yaptı. Boris Johnson saldırıdan çok büyük bir ihtimalle İran’ın sorumlu olduğunu ifade ederek, ABD veya Suudi Arabistan’ın talebi doğrultusunda nasıl faydalı olabileceklerini değerlendirdiklerini ve her türlü seçeneğin masada olduğunu belirtti.  İran ise suçlamaları reddetti.

 

Olayın hem ekonomik hem jeopolitik boyutu bulunuyor. Eylül başında Suudi Kralı Salman’ın yaptığı değişiklikle göreve gelen yeni Suudi enerji bakanı Prens Abdulaziz bin Salman, 18 Eylül tarihinde yaptığı açıklamada, ülkedeki petrol üretiminin saldırı öncesi seviyelere döndüğünü açıkladı. Bakan, günlük üretimin ay sonunda 11 milyon varile, Kasım sonunda ise 12 milyon varile ulaşacağını belirtti. Bu anlamda petrolün varil fiyatı ilk anda gün içi yüzde 20’ye yakın yükselip 72 dolara çıksa da ( 1991’den bu yana en büyük günlük sıçrayış), takip eden günlerde gerileyerek tekrar 63-65 dolar bandına döndü.  Dünya Enerji Ajansı (IEA) ise, üye ülkelerin küresel petrol talebine 15 gün yetecek miktarda yaklaşık 1,55 milyar varil acil durum stokuna sahip olduklarını belirtti. Dolayısıyla saldırıların, petrol fiyatları üzerinde kalıcı bir etkisi olması beklenmiyor. Mevcut acil durum stoklarının piyasaya sürülmesi vakit alabilse de Suudi Arabistan’daki üretimin hızlıca eski seviyesine döneceğini destekleyen açıklamalar, saldırıların piyasa üzerinde etkisini azaltabilecek unsurlar arasında sayılabilir.

 

Jeopolitik taraftaki riskler ise sadece bu son saldırılar ile sınırlı değil. ABD’nin 2018 yılı Mayıs ayında İran ve P5+1 (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki beş daimi üye olan ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ile Almanya) arasında imzalanan anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinden sonra bölgedeki gerginlik artarak devam etti. Kasım 2018’de ABD, İran’ın özellikle petrol, deniz taşımacılığı ve bankacılık sektörlerine yönelik yaptırımları devreye aldı. Bu tarihten sonra her ne kadar anlaşmanın Avrupalı tarafları doğrudan anlaşmadan çıkmamış olsalar da birçok Avrupalı firma, İran’da yapmak istediği projeleri durdurduğunu ve pazardan çıktığını duyurdu. Nisan ayının başlarında ise ABD, İran Devrim Muhafızları’nı  “yabancı terör örgütü” ilan etti. Böylece ilk kez ABD, bir başka ülkenin ordusunu “terör örgütü” ilan etmiş oldu. Takip eden aylarda ise ABD, İran ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney ve yakınları ile İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’i ekonomik yaptırımlar listesine aldı. ABD, ayrıca Orta Doğu’ya ek 1500 asker gönderilmesini onayladı. Bunların arasında, İran ekonomisi açısından en çok sorun teşkil eden yaptırımlardan biri ise ABD’nin Mayıs ayından itibaren hiçbir ülkenin İran’dan petrol satın almamasına yönelik kararı oldu. Böylece aralarında Türkiye’nin de bulunduğu sekiz ülkenin, İran’dan petrol alım muafiyetleri sona ermiş oldu. Bunun sonucunda İran’ın yaptırımlar tekrar devreye girmeden önce günlük yaklaşık 2,5 milyon varile yaklaşan petrol ihracatı, önemli ölçüde geriledi.

 

2019’un ikinci yarısında ülkenin petrol ihracatının günlük 400.000 varil civarına düşmesi bekleniyor. Bu gelişmeleri takiben İran ise Hürmüz Boğaz’ını kapatma tehditleriyle gündeme geldi. 2018 yılında günlük yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği (dünya petrol üretiminin yaklaşık 5’te 1’i) Hürmüz Boğaz’ı, küresel enerji talebinin karşılanması ve üretimin devamı açısından son derece hayati bir noktada bulunuyor. Sonrasında ise Umman Körfezi’nde iki petrol tankeri saldırıya uğradı. ABD, saldırıdan İran’ı sorumlu tuttu. Haziran ayında İran, ABD’ye ait insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü duyurdu.

 

Tüm bu gelişmeler esnasında ise ekonomileri petrole bağımlı olan Körfez ülkelerinin risk primlerinde ya da halka arz planlamalarında herhangi bir değişiklik olmadı. Suudi Arabistan’ın 5 yıllık kredi temerrüdü takası (CDS) 2018’in Haziran ayında 100 seviyesindeyken Eylül ayı başında 64 seviyesine kadar geriledi. Aynı dönemde Birleşik Arap Emirlikleri’nin 5 yıllık CDS’i ise 86’dan 40’lara kadar düştü. Brent tipi petrolün varil fiyatı ise yaklaşık 77 dolar iken 59 dolara kadar geriledi.

 

Ancak, Suudi Arabistan’a yapılan saldırı ile birlikte hem bölge ülkelerinin risk primlerinde hem de petrol fiyatlarında bir miktar artış oldu. Öte yandan, yaşananlar, Aramco’nun halka arzında, yatırımcıların dikkatini güvenlik ve jeopolitik risklere çekerek daha yüksek bir risk primi talep edilmesine neden olabilir. Nitekim, Suudi Arabistan’ın altyapısının güvenlik risklerine açık olması, halka arz değerlemesinde, risk seviyesinin doğru belirlenmesi konusunda etkili olacaktır. Aramco’nun yüzde 1 ya da yüzde 3’lük hissesinin halka arzının Riyad borsasında 2019’da yapılması planlanıyor.

 

seltem.iyigun@coface.com

 



Bu yazı 913 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI