Bugun...


Mustafa ATALAY

facebook-paylas
Kentsel dönüşüm gerçekleri
Tarih: 08-11-2020 13:32:00 Güncelleme: 08-11-2020 13:32:00


‘Eski yapılar çürüktür’ diye bir düşünce var toplumumuzda. Bu durum tamamı ile yanılgıdır. Coğrafyamızda binlerce tarihi yapı var ve bunlar kaç tane deprem gördü sayısını kimse bilmiyor.

 

Tabii ki zaman zaman bunlar tadilat görüyor. Ama mesela Ayasofya Camii bin 500 yıllık yapı ve hala dimdik ayakta. Hemen yanında Yerebatan Sarnıcı ondan daha eski ve her gün tramvaylar üzerinden geçiyor.

 

Bu tramvayların boş ağırlığı 100 ton. Her birinde ortalama bin civarında yolcu var. Her geçişte yaptığı sarsıntı ve bu yapı onlarca deprem görmesine rağmen şu ana kadar ciddi bir hasar görmedi.

 

Gelelim bu günkü depremlerde 10 yıllık 30 yıllık yapılar nasıl yıkıldığına... Statik hesaplara göre yapılan ve buna göre kullanılan malzemelerle hiçbir yapı kolay kolay depremde yıkılmaz; belki biraz zarar görebilir.

 

Öncelikle bu yıkılan yapıların büyük bölümü deniz kumu ile yapılmış. Deniz kumunun dezavantajı, içinde bulunan tuzun zamanla çimentonun özeliğini yitirmesine sebep olması. Yani süreç içinde bu durum betonun kum halini almasına sebep oluyor.

 

 

Zamanında yönetmenlik bu duruma göre idi veya bu duruma göz göre göre göz yumuldu. Geçmiş yönetimlerin hataları çok açık. Tabi şunu da göz ardı etmemek lazım. Eksik malzeme kullanımı başta da dediğim gibi statik hesaplamalar demiri, çimentoyu doğru kullanmak da önemli.

 

Geçmişte ilgili kurumlardan ruhsat alınır ama doğru düzgün bir denetim olmadan kişilerin bilgisi ve vicdanı arasında kalan bir durumla inşaatlar yapılırdı. Gelelim bugünkü duruma...

 

Bugün nevürlü demir (burgulu) kullanılıyor. Deniz kumu yerine beton fabrikalarında mıcır ve mıcır tozu ile beton üretiliyor. Mıcır ve mıcır tozu dağların öğütülmesi ile oluşuyor. Bu bakımdan bugünkü malzeme çok daha güvenli. Yani tuz hiçbir şekilde betona karışmıyor.

 

Peki gelelim bugüne kadar bu çürük diye tabir edilen yapıların neden kentsel yapılandırma ile dönüştürülemediğine; yani sokağın sesine...

 

Türk–İş’in açıkladığı yoksulluk sınırı ve açlık sınırı rakamları her şeyi anlatıyor. 7 bin 973 TL’nin altında kazanan 4 kişilik bir aile yoksul sayılıyor. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı ise 2 bin 448. Oysa asgari ücret bunun da altında ve asgari ücret alanlar çalışanların yüzde 44’ünü temsil ediyor.

 

Eskiden SGK primleri asgari ücretle ödenip geri kalan para çalışanlara elden ödenirdi. şimdi durum bir çok kişinin maaşı asgari ücrete yakın bir ücret alıyor ve hatta bazı kişiler şöylede bir uygulama yaptığı kulağımıza geliyor asgari ücretle maaşı ödenen kişi 200 tl veya 300 tl patronuna geri ödemek zorunda kalıyor. Şimdi böyle durumda insanlar nasıl bu çürük yapıları yenileme girişiminde bulunsun İnsanlar doğal ihtiyaçlarını zar zor karşılarken. Yani gıda harcamalarını karşılayamazken  nasıl para ayırıp da kentsel dönüşüm  için para harcasın?

Hal böyle iken bir de geçmişte Fikirtepe gibi çözümlenemeyen, kangren halini almış bir kentsel dönüşüm örneği var. Burada suçlu evini müteahhide veren ev sahibi mi yoksa müteahhitler mi?

 

Bence asıl suçlu devlet... 8 yılı aşkın bir süredir hem iş adamı hem de ev sahipleri mağdur.

Bir an önce uzlaşma formülü bulup, bu işi devlet çözmeli.

 

Bir başka konu ise Fatih Balat’da yaşandı. İnsanların evleri ellerinden alınıp, üç - beş kuruş ellerine sıkıştırılıp kapı dışarı edilmeleri unutulmamalı. Dahası bu evler o zaman milyon dolar diye tabir edilen paralara satılmıştı.

 

Bu iki örnek insanların hafızlarında iken ‘çürük ama benim’ demeleri gerçeği önümüze geliyor.  ‘Çürük ama benim’ düşüncesi ile hareket ediliyor. Çünkü ellerindekini de kaybetmek istemiyorlar.

 

Durum böyle iken bu milleti sömüren, çürük yapılarda oturmasına sebep olan, çözüm koltuklarında oturup 22 yıldır hiçbir çözüm üretmeyenler depremde ölenleri suçlu ilan ediyor. Ama sizler değil misiniz daha birkaç gün önce askıda ekmek kampanyası başlatanlar?

 

İnsanları bir ekmeğe muhtaç et, sonra da çürük konutta oturdu diye suçla... Bu millet daha fazla fosilleşmiş siyasileri sırtında taşıyamaz . Bu sebepten millet siyasi bir tartışmada veya oy kullanırken kararsız kalıyor.

 

mustafaatalay02@hotmail.com



Bu yazı 6607 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI