Bugun...



'Katma değeri yüzde 98’leri bulan organik tarımın ana yürütücülüğünü meyve suyu sektörü yapıyor'


facebook-paylas
Güncelleme: 13-04-2021 14:44:22 Tarih: 26-03-2021 17:03

'Katma değeri yüzde 98’leri bulan organik tarımın ana yürütücülüğünü meyve suyu sektörü yapıyor'

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) buluşmaları kapsamında;

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) ile birlikte;

“Meyve suyu üretiminde ihracat başarıları'' konulu bilgilendirme toplantısı gerçekleşti.

 

Ekonomi gazetecilerinin ve sektör paydaşlarının bir araya geldiği online toplantıda;

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) Yönetim Kurulu Başkanı İlker Güney,

MEYED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuncer Kırtıloğlu ve

MEYED Yönetim Kurulu Üyesi Bahadır Açık konuşmacı oldu.

 

MEYED Yönetim Kurulu Başkanı İlker Güney,

meyve sularında iç piyasada en fazla şeftali ve kayısının tüketildiğini sonrasında ise;

vişne geldiğini belirterek, “Bu 3 ürün iç tüketimin yarısı kadar” dedi ve şöyle devam etti:

 

“Dünya genelinde ise; portakal ve elma öncelikli tüketilen ürünlerden.

Sonra da nar geliyor.

 

Türkiye’de belirli ürünlerle ihtiyaca uygun çözümler üretebiliyoruz.

Sektörde artı ürün diyebileceğimiz elma.

 

600 bin tonluk bu ürünün büyük çoğunluğunu ihracat için kullanıyoruz.

İhracatta da yüzde 60 ile ABD ilk sırada.”

 

İlker Güney ihracatta sektörün önemli başarılar elde ettiğini belirterek,

“İhracatta sessizce elde ettiğimiz başarılar var sektör olarak.

Güney Kore’deki vergi düzenlemelerini lehimize çevirdik.

Meyve suyu sanayisinde teknoloji olarak dünya ile yarışabilir seviyedeyiz.

350 milyon dolara varan ihracatımız var” diye konuştu.

 

Meyveciliğin tarımda önemli bir yeri olduğunu belirten Başkan İlker Güney şu noktaların altını çizdi:

 

 - Türkiye’de kullanılan suyun yüzde 77’si tarımda tüketiliyor.

Bu yüzde 77’nin ise; sadece yüzde 5’lik kısmı damla sulama yöntemi ile bilinçli bir şekilde tüketiliyor.

 

- Kişi başı tüketimde maalesef Türkiye henüz yıllık 10 litre ile düşük bir seviyede.

Almanya’da yıllık 30, ABD’de ise; 40 litre kişi başı yıllık tüketim var.

Bunda; ÖTV yükünün de payı var.

 

- Dünyanın tüm bölgelerine ihracat yapan bir sektör,

o ülkelerdeki sağlık, gıda regülasyonları ve teknolojik standartlara ile uyumluyuz.

 

- Çiftçiyi ‘doğrudan gelir’ ve diğer desteklerle yerlerinde (kırsalda) tutmak;

hem Türkiye tarımı hem de sektörümüz için çok önemli.

 

MEYED Yönetim Kurulu Üyesi Bahadır Açık da,

meyve suyu sektörü olarak başarı hikayeleri yazıldığını belirterek,

“Sektör her türlü gelişmeye karşı yeniden organize oluyor.

Yeni ürünler, yeni pazarlar hedefimiz” diye konuştu.

 

Toplantıda konuşan MEYED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuncer Kırtıloğlu da

şunları söyledi:

 

Ben size; meyve suyu endüstrimizin,

organik ihracatındaki güçlü yönleri, fırsatları, sorunları,

çözüm yolları konusundaki görüşlerimi

kısaca aktarmaya çalışacağım.

 

Organik tarımın tanımı ve faydaları konusuna da değineceğim.

 

 

Organik tarımın tanımı;

 

*Organik ilaç, organik gübre, biyolojik ve biyoteknik kültürel mücadele yöntemleriyle üretilen

 

*Tüm üretim ve satış aşamaları izlenebilen

 

*Tarladan tüketiciye kadar kontrol edilen

 

*İnsan sağlığını, doğayı, doğa kaynakları toprağı koruyan

 

*Bağımsız akredite kontrol sertifikasyon kuruluşları tarafından kontrol edilerek sertifikalandırılan

 

*Sözleşmeli üretim şeklidir.

 

*Tarımsal ürünlerin organik olabilmesi için üretim faaliyetinin üç yıl geçiş süresinin ardından;

dördüncü yılındaki üretime organik olarak sertifikalandırılmaktadır.

 

Organik tarımın faydaları;

 

*Doğadaki hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal denge yeniden sağlanır.

 

*Bilinçsiz tarım ilacı ve gübre kullanımı insan ve canlıların sağlığını tehdit eder hale gelmiştir;

fosfor, nitrat gibi ilaç kalıntıları toprağın derinliklerine sızarak;

tatlı su kaynaklarımızı ve toprağımızın kirletmektedir.

Bu durum önlenir.

 

*Sözleşmeli üretim nedeniyle sürdürülebilir ve izlenebilir bir üretim modeli sağlanır.

 

Sistemin genel işleyişi şöyle:

 

Sanayici üreticiyle organik tarım sözleşmesi imzalıyor.

Üç yıllık organik geçiş süresinin ardından;
dördüncü yıl onaylanan organik ürün için sanayici yurtdışı bağlantısını da gerçekleştiriyor.

 

Ancak tam bu aşamada üretici ürününü başkasına satabiliyor.

Bu durumun önlenmesi için sözleşmeli üretimin taraflarını koruyan kanuni bir düzenleme bekleniyor.

 

*Çiftçiler konvansiyonel ürünlerini satmakta zaman zaman sıkıntı çekse de;
organik üreticiler ürünlerini sürdürülebilir fiyattan bir yıl önceden hatta bağlantılı olarak;

yıllara sari olarak satışını gerçekleştirebilmektedir.

 

*Organik ürün satışları ya peşin ya da çok kısa vadeli olmaktadır.

 

*Konvansiyonel meyvecilikte iklim şartlarına bağlı olarak;

dolu vurması, güneş yanığı, meyvedeki şekil bozuklukları satışı zorlaştırmaktadır.

Organik ürünlerde endüstrimiz için bu durum bir olumsuzluk yaratmaz.

Üretici fiyat kaybı yaşamaz.

 

*Organik üretim yapacak şirketler sözleşmeli üretimin gereği,

üretimin her aşaması için üreticilere hem eğitim hem de teknik destek vermektedirler.

 

*Konvansiyonel meyvecilikte ambalajlama ve tasnif önemli bir sorun iken,

organik yapacak şirketler kasaları veya bimsleri üretimin bahçesine kadar götürürler,

dolusunu bahçeden alırlar.

Satış bahçede sonlanır.

 

22 Mart Dünya Su Günü

 

Susuzluk nedeniyle her yıl iki milyon insanın hayatını kaybettiğini unutmamalıyız.

 

2025 yılında üç yıl sonra dünya nüfusumuzun üçte ikisinin,

su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalacağı hesaplanıyor.

 

Karşı karşıya kaldığımız bu gerçek için, radikal önlemler almalıyız.

 

Bu nokta da organik meyveciliği teşvik önemli bir önlem ve uygulama olacaktır.

Tarımda meyve üretimi az suya ihtiyaç duyan,

damlama sulama yöntemleriyle verimli üretimi gerçekleştirebilen bir üründür.

 

Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal)

 

Dünyada iklim değişikliği sorunu başlamış ve bu sorunun çözümü için

çeşitli stratejiler geliştirilmektedir.

 

AB’nin başı çektiği bu sistem Yeşil Mutabakattır.

 

2050 yılına kadar NET sera gazı emisyonlarının sıfırlanması,

hiçbir bölgenin kimsenin geride bırakılmamasını öngörmektedir.

 

Bu stratejinin ana politikaları;

temiz enerji,

sürdürülebilir sanayi,

biyoçeşitlilik,

tarladan sofraya kirliliğin ortadan kaldırılması,

tarımda organik tarımı işaret etmektedir.

 

Yeşil mutabakat restorasyon planı;

 

*Pestisitlerin kimyasal kullanımının %50 azaltılması,

tehlikeli sınıftaki pestisitlerin kaldırılması

 

*Tarımda biyoçeşitliliğin kirlenmiş toprak alanlarının iyileştirilerek canlılık kazandırılması

 

*Kimyasal gübre kaynaklı kullanımı besin kaybının %50 azaltılması,

gübre kullanımının %20 azaltılması,

tarım arazilerinin en az %25’inde organik tarım yapılması

 

*Buna yaklaşmak için özellikle doğu ve güneydoğuda organik tarıma uygun alanları,

organik havza olarak ilan edilip, organik tarım teşvik edilmelidir.

Etrafı Munzur ve Keşiş Dağlarıyla çevrili Erzincan ovası tabii bir organik havzaya örnektir.

 

*Yeşil Mutabakatta yer alan bunlar gibi birçok önlem ve öneri;

esasen organik tarımı önermekte ve işaret etmektedir.

 

*Gelişmiş ülkelerdeki çevre ve sağlık bilincinin artması organik ürünlere talebi artırmıştır.

Bu ülkelerin organik Pazar payı % 20 lere yaklaşmaktadır.

 

*AB içindeki müşterilerimiz bizlerle toplantılar yaparak;
2030 yılına kadar bizleri Yeşil Mutabakata hazırlamaktadırlar. 

 

Yeşil Mutabakata hizmet edeceğini düşündüğümüz önlemlerden biri

*Boş arazilerin sisteme kazandırılması ve arazi toplulaştırılması;

 

Erzincan’da 202.000 hektar sulanabilir tarım arazi var.

Bunun 74.000 hektarın %35’i çeşitli nedenlerle sahipleri tarafından uzun yıllardır işlenmemektedir.

 

Türkiye genel ortalamasıda bu orandadır.

Bazı yabancı ülkelerde üç yıl tarım yapılmayan arazilere devlet el koyup kiraya veriyor veya satıyor.

 

Tarım ve Orman Bakanlığı bu sorunun çözümü için

arazi bankacılığı şeklinde bir çalışma başlatmış durumdadır ve

bu araziler yeşil mutabakata kaynak olacaktır.

 

Bu sorunun çözümünün bir parçası tarımda kaliteli ürün, rekabetçi fiyat,

verimli işletmecilik yapılabilmesinin çözümü;

sanayi tarımına geçişe arazi toplulaştırılmasına ihtiyaç vardır.

 

1961 yılından beri bu konuda çeşitli örnek çalışmalar yapılmış fakat bir ilerleme kaydedilememiştir.

 

9 Aralık 2017 tarihinde arazi toplulaştırma uygulama yönetmeliği yapılmış

uygulama çalışmaları başlamıştır.

1,5 yıl önce arazi toplulaştırma işi DSİ Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

 

Uygulama aşamasında 45 ilde örnekleme modeliyle ilk aşamada;

toplulaştırmaya uygun köyler seçilmiş, çalışmalar başlatılmıştır.

 

Bir uygulama örneği de Erzincan’da benim de 10 parça tarlamın olduğu bir köyde başlatılmıştır.

 

Yıllardır MEYED olarak savunduğumuz toplulaştırma uygulaması,

nasıl sonuçlanacak diye dikkatle takip etmekteyim.

 

Uygulama alanları, toprak yapısı, yerleşim yerlerine uzaklık ve birçok parametreye göre;
5-6 bölüme ayrılmış, bu parseller içindeki araziler birleştirilmeye çalışılmıştır.

 

Böyle olunca benim 10 parça arazim ancak 5’e düşebilmiştir.

Birçok toprak sahibinin üç dönüm, beş dönümlük arazileri başka bölümlerde olduğu için birleştirilememiştir.

 

Bu projelere sulama uygulamaları kanalları planlanmadığı için ayrı bir kaos ortaya çıkmıştır.

Eski sulama kanalları iptal edileceği için yeni kanalların yapımı üreticilere bırakılmıştır.

Üreticilerin bunu ekonomik ve teknik olarak gerçekleştirme imkânı yoktur.

 

Şu andaki olumsuzluklardan dolayı üretici itirazları nedeniyle henüz projelere somut adım atılamamıştır.

Şimdiden gerekli düzenlemeleri yapmak,

sulama sisteminin toplulaştırma ihaleleri içerisine alınması çalışmaları

sürdürmek gerekecektir.

 

ORGANİK ÜRÜNLERDE İHRACAT

 

1980’li yıllarda AB’nin organik ürün talebi Tarım Bakanlığı'nın desteği ile

Ege Bölgesinde sekiz üründe organik üretim ve ihracatı başlamıştır.

 

Meyve suyu endüstrisi sanayicileri dünyanın her yöresine,

gelişmiş ülkelerine ihracat yapabilme yetkinliğindedir.

 

Sektör ihracatımız 350 milyon dolardır.

Benim en iyi tahminimle organik ürünlerdeki ihracatımız 100 milyon dolar civarındadır.

 

Sektör temsilcilerimizin büyük bir bölümü organik ihracat yapmaktadır.

Sektörümüzün ihracattaki verimliliği Türkiye’nin yüz akı denecek seviyededir.

Üretimimizdeki ithalat miktarı %2-4 birimdir.

Katma değeri çok yüksek %95-98 olan organik ürün ihracatı yapmaktayız.

 

Çarpan etkisi çok yüksek bir ekonomik değere sahiptir.

Üreticilerin refahından, ekonomik bölge kalkınmasından,

tarıma etkilerinden, gıda enflasyonuna kadar birçok konuda etkendir.

 

Organik ürün ihracatı cari açığı kapatmamız için piyasa tabiriyle, tam bir; FIRSAT ÜRÜNÜDÜR.

 

-----

Bakanlık kayıtlarına göre;

2019 yılında ihraç edilen organik meyve ürünleri 16.733 ton, 65.242.625 dolardır.

 

İstatistiki Tablolara dayanan bazı veriler:

 

2019 Yılı Organik Ürün İthal Eden Ülkeler:

 

Türkiye hariç ABD, Fransa, İngiltere, İsveç, Japonya, Hollanda, İtalya, İsviçre gibi

sekiz ülke 6 milyar 583 milyon Euro'luk ithalat yapmıştır.

 

2020 yılı ülkeler bazında organik içecek tüketimi

 

ABD, Fransa, İngiltere, İsveç, Japonya, Hollanda, İtalya gibi

11 ülkenin 3 milyar 850 milyon dolarlık tüketimi olmuştur.

 

2018 yılında Türkiyenin organik meyve ve meyve ürünleri ihracatı 48 milyon dolar olmuştur.  

 

Doğal toplama alanları çıkarılınca 75 bin üretici 1milyon ton ürün.

 

Türkiye’de organik ürün üreten en geniş 10 il;

Van, Aydın, Kars, Ağrı, Erzurum, Muş gibi toplam 250 bin hektar

-----

 

Yukarıdaki istatistiki rakamlar gerçek görünmüyor.

O bölgeleri bilen birisi olarak aklıma hiç yatmadı.  

 

Sağlıklı yorum yapabilmek için doğru bilgilere ulaşmaya çalıştım.

Yanlış verilerle doğru hedef nasıl belirlenebilir.

 

Önceki yıllarda üreticiler arazilerine doğrudan organik destek alabilmek için

organik akreditasyon yaptırabiliyorlardı.

 

O nedenle Doğu ve Güneydoğu’daki birçok il ilk sıralarda yer almaktaydı.

Şimdi eskiden beri bizim de savunduğumuz gibi

doğrudan destek yerine ürüne destek verilmeye başlandı.

Üretici, satış belgesini ibraz etmeden destek alamıyor.

 

Bu noktadaki talebimiz; organik ürünü ihracatçıya satan üreticiye

daha fazla destek verilmesi yoluyla ihracatın da teşvik edilmesidir,

yani; desteği performansa dayandırmaktır.

 

*Organik ürün ihracatı yapan sanayici

ihracat desteklerinden organik tarım desteği alabilmesi için

ihracatçılar birliğine;

gümrük beyannamesini,

fatura,

organik sertifika gibi evrakları göndermesi gerekiyordu.

Şimdi ise; bu evraklar online olarak sisteme yükleniyor.

 

*Bu sistemden doğru bilgi almaya çalıştım.

TR Türk Organik Sertifikanız yoksa hibe destek alamıyorsunuz.

Bu doğru bir yaklaşım. Ancak;

 

*Organik ürününüzü TR Türk Organik Sertifikası dışında;

EU, NOP, JAS gibi farklı ülke organik sertifikaları ile ihraç ediyorsanız;
ihracat desteği alamıyorsunuz,

daha önemlisi; ihracatınız sisteme organik diye kaydedilmiyor,

İstatistiki datanın dışında kalıyor.

 

*Doğrusunun TR'si olsun olmasın;

ürün organik ve ihracatı yapılıyorsa,

destekten yararlandırılmalıdır diye düşünüyorum.

 

*Sonuç olarak ihraç edilen organik ürünlerin bilgisine TR sertifikalı değil ise;

ve beyanname üzerinde ekolojik olarak işaretli değil ise;

buradan ulaşma imkânı yoktur.

 

Uygulanan sistem gereği data girişinde iyileştirme gereği görüyoruz.

Organik meyve suyu ihracat bilgisine resmi kaynaklardan ulaşmakta yaşanan zorluklar

bunun göstergesidir.

 

Gümrük beyannamelerinin titizlikle doldurulması,

sadece istatistiki bilgi için doldurulacak alanların da dikkatle doldurulmasının önemini görüyoruz.

Datanın oluşturulması bu detaylarda gizli aslında.

 

*Netice gerçek tam bilgiye hiçbir yerde ulaşmak mümkün olamıyor maalesef.

 

*İhracatımızda Türk malı imajını zedeleyen bir başka konu ise;

Sınır Ticareti, İthalat, Serbest bölgeler yoluyla;
İran, Çin gibi ülkelerden gelen kalitesi düşük, kalıntı limiti yüksek ürünlerin geldiği,

ülkenin beyanı ile ihraç edilmek yerine;

bu ürünlerin ülkemizde millileştirilerek; Türk malı diye satılması imajımızı zedelemektedir.

 

Organik Meyvecilik de Türkiyeyi Dünya da Pazar Lideri Yapacağız

 

Pandeminin ülkeleri kasıp kavurduğu bu dönemde;
insanların kurtarıcı diye baktığı, bağışıklığı güçlendiren vitamin ve antioksidanlarla dolu,

lif kaynağı olan meyvelerden üretilen meyve suları hak ettiği ilgiyi mutlaka görecektir.

 

Sektörümüzün ve ürünlerimizin kıymeti bu dönemde daha da anlaşılmıştır.

 

Organik meyveciliğe etkili destekler verilirse;

sektörümüzün dünyada lider olacağına inanıyorum.

 

Bu sunumun herkes için faydalı olduğunu umuyorum.

 

VIDEO İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

 

 

MEYED Hakkında;

 

MEYED 1993 yılında Prof. Dr. Aziz Ekşi’nin vizyoner girişimi ile 7 bilim insanı tarafından kuruldu.

 

Tüzük gereği 2 senede bir Genel Kurul düzenlenir, delegelerin gösterdiği adaylar şeffaflıkla oylanır,

Yönetim Kurulu 7 kişiden oluşur, en yüksek oyu alan 7 kişi Yönetim Kurulu’nu oluşturur,

sonrasında bu 7 kişi kendi arasında görev dağılımı yaparak; Başkan, Başkan Yardımcısı belirler.

 

Her dönem iki senedir, aynı kişinin iki dönemden fazla YK Başkanlığı yapması mümkün değildir.

 

2016 – 2020 yılları arasında Başkanlık yapan İlker Güney,

pandemi süreci Genel Kurulların ertelenmesi sebebiyle;

sıra dışı bir gelişme ile bir yıl daha bu görevi yürütmüştür.

 

Geçmiş dönemde yine sektörün içinden gelen Mahmut A. Duruk ve

Alaattin Güç Başkanlık görevini başarıyla yürütmüşlerdir.

 

www.meyed.org.tr

 







Etiketler :

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GIDA Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI