Ekonominin bir hukuk meselesi olduğunu hatırlamak için
bazen mahkeme kararı gerekir.
Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi; geçtiğimiz haftalarda,
sessiz ama; sarsıcı bir karar verdi:
Cumhurbaşkanına geniş ekonomik yetkiler tanıyan maddeyi iptal etti.
Basit gibi görünür ama aslında şunu söyledi:
“Ekonomi, tek imzayla değil, kuralla yönetilir.”
Bu ülkede kural kelimesi, son yıllarda enflasyon kadar dalgalı.
Bir dönem “piyasa kendi dengesini bulur” diyorduk,
sonra “devlet piyasayı bulur hale geldi.”
Artık yeniden “anayasa piyasayı hatırlıyor.”
Bu kararın zamanlaması da ilginç:
tam da ekonomi yönetimi “rasyonel zemine dönüyoruz” derken;
yargı da bir anlamda aynı cümleyi kurdu.
Ama fark şu — ekonomi dönerken faizle döner, hukuk dönerken güvenle.
Peki mesele neydi?
Cumhurbaşkanına tanınan,
döviz hareketlerinden kıymetli madenlere kadar birçok alanda
tek başına düzenleme yetkisi, Anayasa’ya göre; yasama alanına müdahale sayıldı.
Yani özetle; “ekonomik düzeni belirleme” hakkı, yeniden Meclis’e ait.
Bu sadece bir hukuki düzeltme değil;
ekonomik sistemin sinir uçlarına dokunan bir karar.
Çünkü; para politikası, maliye politikası kadar, “kuralların kimde toplandığıyla” ilgilidir.
Türkiye’nin son 40 yılı;
ekonomi yönetiminin merkezinin sürekli yer değiştirdiği, bir laboratuvar gibi.
1980’lerde ekonomi teknokratların elindeydi,
1990’larda koalisyonların,
2000’lerde bağımsız kurumların,
2010’larda ise; Cumhurbaşkanlığı’nın.
Şimdi tarih yeniden soruyor:
“Merkez Bankası mı yönetir, yoksa sistem mi merkezdir?”
Dünya örnekleri, burada ilginçtir.
Latin Amerika’da 1990’larda yaşanan borç krizlerinin çoğu,
yürütmenin mali yetkileri artırmasıyla başlamıştı.
Brezilya; 1994’te “Plano Real” reformunu yaparken,
ilk adımı; Merkez Bankası’nın bağımsızlığını, yasayla güvence altına almak olmuştu.
Bizde ise; tam tersi bir yol izlendi:
bağımsız kurumlar, kademeli olarak yürütme otoritesine bağlandı.
Şimdi Anayasa Mahkemesi, o ipi yeniden gevşetiyor.
Bu kararın, piyasa diliyle çevirisi basit: “risk primi indirimi.”
Zira; yatırımcı için faiz kadar önemli olan şey “öngörülebilirliktir.”
Ülkenin risk primi CDS, yaz aylarında 300 baz puanın altına inmişti.
Ama; hâlâ kalıcı düşüş için gereken tek unsur eksik:
hukukun, ekonomide tekrar “bağımsız değişken” olması.
Mahkeme kararı bunu hatırlattı.
Yatırımcı not aldı.
Yine de Türkiye’de hukuk–ekonomi ilişkisi, her zaman lineer olmadı.
2001 krizi sonrası bankacılık sistemini kurtaran BDDK yasası;
hem piyasayı, hem yargıyı yeniden inşa etmişti.
Bugün de benzer bir dönemeçteyiz:
para politikası düzeldi ama; “kurum politikası” hâlâ belirsiz.
Bir yanda; Merkez Bankası’nın sıkı duruşu,
diğer yanda; düzenleyici kurumların yürütmeden talimat bekleyen refleksi.
Bu ikili yapı, sürdürülebilir değil.
Ekonomi yönetimi, orkestranın şefi gibi; notaları aynı anda duyması gerekir.
İşin bir başka boyutu, toplumsal güven.
Tüketici güven endeksi Ekim 2025’te 72,3 — hâlâ “iyimserlik eşiği”nin çok altında.
Çünkü; vatandaş için kuralın kimde olduğu, cebindeki paranın kimde olduğuyla; aynı anlama gelir.
Yargı ne kadar bağımsızsa, tasarruf o kadar cesur olur.
Bugün mevduatların yüzde 54’ü dövizde,
çünkü; insanlar hâlâ “yarın kural değişir mi?” sorusunu soruyor.
Oysa; yatırım psikolojisi, enflasyon kadar beklentiyle çalışır.
Tarih, bize bunu defalarca gösterdi.
1930’lardaki Türkiye’de Merkez Bankası yeni kurulmuştu,
piyasaya güveni artırmak için “paranın devlet garantisi altındadır” damgası basılırdı.
1970’lerde o damga yetmedi, karaborsa çıktı.
2001 sonrası dönemde ise; bağımsız kurumlar sayesinde, TL güven kazandı.
Şimdi o hikâyenin yeniden yazılma ihtimali var.
Ama; bu kez, sorun; kurumun adı değil, kuralın kalıcılığı.
Bu kararın ardından, ekonomi yönetiminin yeni sınavı başlayacak:
Artık; her adımın meşruiyet zeminini açıklamak zorunda.
Bu, belki daha yavaş karar alma süreci yaratacak;
ama; uzun vadede, daha sağlam bir ekonomik çerçeve demek.
Çünkü; yatırımcılar, hızlı karardan değil; tutarlılıktan hoşlanır.
Belki de Türkiye ekonomisinin yeni dönemi, tek imzadan değil; çoklu onaydan güç alacak.
Bu kulağa bürokrasi gibi gelse de, sermaye için güvenli liman budur:
Belirsizlik değil; prosedür.
Sonuçta; hukuk, ekonominin en sessiz ama; en güçlü enstrümanıdır.
Bir ülkenin tahvil faizini, bazen Merkez Bankası değil; Anayasa Mahkemesi düşürür.
Ve bazen; enflasyonu dizginleyen şey, faiz artışı değil; adaletin geri dönüşüdür.