Bugun...


Mustafa ATALAY

facebook-paylas
Hadi gençler tribüne
Tarih: 17-01-2021 20:13:00 Güncelleme: 17-01-2021 22:32:00


Yıllardır futbol federasyon başkanı tek adayla başkanlık koltuğuna oturuyor. İnsan, bu değerli koltuğa baktığımız zaman ‘değersiz bir koltuk mu’ diye düşünmeden edemiyor. Nedeni üzerine biraz kafa yoralım istedim.

 

2008 den beri kimler nasıl başkan olmuş; biraz hafızamızı tazeleyelim. Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Ali Aydınlar, Hüsnü Güreli, Yıldırım Demirören ve Nihat Özdemir.

 

Hafızam beni yanıltmıyorsa bu saydığım isimler seçimlere tek aday olarak girdi. Yani üst akıl bu kişileri işaret ederek demokratik bir ortamda seçime gönderiyor. Bu duruma bir de şu açıdan bakalım: Seçimde kimler oy kullanıyor?

 

1 - Kulüpler
2 - TFF eski Başkanları
3 - Futbolcu Derneği
4 - Antrenörler Derneği
5 - FIFA ve UEFA’da görev alanlar
6 - Hakem ve Gözlemci Derneği
7 - Amatör Spor Konfederasyonu
8 - Engelli Futbol Federasyonları

Burada maalesef oy kullanacak olanların büyük çoğunluğunu kulüpler oluşturuyor.

 

Federasyon ve kulüplerin gelirlerine baktığımız zaman, İddaa ve naklen yayın gelirleri önemli yer tutuyor. Bu kurumların ödemelerinin sekteye uğradığı zaman federasyon ve kulüplerin mali krizlerin içine gireceğini düşündüğümüzde, işaret edilen kişileri seçmekten başka çare kalmıyor. Yıllar içinde futbol federasyon başkanlarına baktığımız zaman futbolun içinden değil; iş adamı kimliği ile bilinen kişiler dikkat çekiyor. Geçmişlerine baktığımız zaman futbol takımlarında yöneticilik yapmışlar.

 

Soru şu: Görev yaptıkları kulüpler yurtdışında hangi başarıyı yakalamışlar? Yanıt koca bir sıfır. Bütçelerine bakıldığında bir çok Avrupa kulübünden daha fazla bir bütçeye sahip olduklarını görüyoruz.

 

Örneğin AJAX... 15 Milyon Euro gibi bir bütçeye sahip Ajax’ın dünyanın bir çok ülkesinde bilinen bir kulüp olduğu ve yetiştirip sattığı oyuncularla biliniyor. Üstelik birçok Avrupa ülkesinde kulüplerin sporcularına ödeme yaparken yüzde 50 gibi bir vergi ödediğini göz önüne alacak olursak; ne kadar kısıtlı bir bütçe ile mücadele ettiklerini düşünebiliriz.

 

Bu örnekleri çoğaltabilirim. Şimdi dönelim ülkemize... İddaa ve naklen yayın gelirlerinin yanında bir de iktidara yakın kişilerin başkanlık yaptığı kulüplerin kamu kurumlarından aldığı sponsorluklar düşünelim. Ne kadar bir bütçe sağladıkları koca bir muamma…

 

Başakşehir Spor Kulübü’nü ülkemizde bilmeyen yoktur. Başkanı Göksel Gümüşdağ iktidar partisinden İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Başkan Vekili ve Cumhurbaşkanımız ile akrabalığı biliniyor.

 

Ciddi oranda seyircisi olmamasına rağmen astronomik rakamlı transferler yapıyor. Geçen seneki şampiyonluğu ise tam anlamı ile bir tiyatro idi. Başa oynayan takımları çeşitli ayak oyunları ile ekarte ederek şampiyonluğa ulaştığı iddiası çok ses getirmişti. Sponsorluklarına  baktığımız zaman kamu kurumları göze çarpıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ak Parti’de iken, belediyeye ait bir çok kuruluş kulübün sponsoru idi.

 

Ziraat Bankası, Türk Havayolları, İstanbul Halk Ekmek, İspark, İsfalt, İgdaş; İston, İETT, İSKİ, İstaç bu kurumlardan bazıları. Hangi birinin sponsor olacak durumu var? Halk ekmek bayilerinin önünde kuyrukta daha ucuza ekmek almak için bekleyen vatandaşa Başakşehir Kulübü’nün faydası ne? Yukarıdaki bir çok kurumun vatandaşa hizmetten başka bir gayesi olamaz. Bu kadar sponsor yetmedi. iktidara yakın astronomik rakamlarla ihale alan kuruluşların sponsorluklarını da unutmamak gerekir.

 

Bu çemberin içinde bir başka takım daha var. Alanyaspor Kulübü Başkanı Hasan Çavuşoğlu... Kendisi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kardeşi. Sponsorluklarına baktığımız zaman yine iktidar partisinden aldığı ihaleler bir anlamda bu takımın sponsoru haline dönüşüyor. Bir de tabi ödediği vergilere, topluma yarattığı faydaya bakmak lazım.

 

Diğer kulüplere bakıldığında da yine siyasilerle yakın bağlantılarını gözlemliyoruz.

Kulüplerin fütursuzca harcamalarına bakıldığında hiçbir şekilde hesap soran yok. UEFA ve FIFA mali kriterlerine takılan olursa, hemen banka yapılandırmaları devreye giriyor veya borçları siliniyor.
 

Bu yazıyı kaleme alma sebeplerinden biri ise bu kadar çarpık ilişkiler içinde yapılan transferler. Futbolcu, teknik direktör, menajer ve kulüp başkanları arasındaki ilişkiler dünyanın birçok ülkesinde emekliliği gelmiş, futbol oynayacak hali yokken ülkemize getirilen yabancı oyuncular.

 

Ülkemizde yabancı oyuncu sayısı 13 Ocak 2021 tarihli Kulüpler Birliği ve Futbol Federasyon kararı ile 14’ten 16’ya çıkarıldı. Gerekçe ise yabancı oyuncuları gönderemiyoruz. 14 yabancı sayısı bile futbol otoriteleri tarafından bile tartışılırken, biri çıkıp da sormuyor: Dünya da artık itibar görmeyen oyuncuları neden alıyorsunuz?

 

80 milyonluk ülkemizde kanı kaynayan, futbol aşkı ile yanıp tutuşan gençler tribünde seyirci olarak yerini alacaksa hadi gelin biraz beyin jimnastiği yapalım.

 

Mevcut uygulama yerine yabancı sayısı kuralını kaldıralım. Örneğin İngiltere futbol sistemine biraz göz atalım. Son iki sezonda en az milli takımında yüzde 75 maçta görev alması gerekiyor. Yabancı genç oyuncuların ise 3 yıl boyunca o ülkenin alt liglerinde oynaması isteniyor. Yetmedi 2010 yılından itibaren 21 yaşından büyük 17 tane oyuncu bulunduramıyor.

Şayet futbolda bu tür projeler üretirsek futbolcular için emeklilik ülkesi değil, futbolcu ihraç eden ülke konuma geliriz.

 

mustafaatalay02@hotmail.com

 



Bu yazı 3102 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI