Batman mutlu son Kaş mutlu son Acıpayam mutlu son Adalar mutlu son Adapazarı mutlu son Alanya mutlu son Aliağa mutlu son Alsancak mutlu son Adıyaman mutlu son Afşin mutlu son Akçaabat mutlu son Akçakale mutlu son Akdeniz mutlu son Akhisar mutlu son Akşehir mutlu son Aksu mutlu son Akyazı mutlu son Alaşehir mutlu son Altıeylül mutlu son Altındağ mutlu son Anamur mutlu son Antakya mutlu son Araklı mutlu son Arnavutköy mutlu son Arsuz mutlu son Atakum mutlu son Ataşehir mutlu son Avcılar mutlu son Avsallar mutlu son Bafra mutlu son
escort bayan İstanbul escort İzmir escort Kahramanmaraş escort Kastamonu escort Kayseri escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kocaeli escort Konya escort Kütahya escort Erbaa escort Erdemli escort Ereğli escort Erenler escort Ergene escort Esenler escort Esenyurt escort Eskil escort Espiye escort Eyüpsultan escort Eyyübiye escort Fatih escort Fatsa escort Fethiye escort Finike escort Gaziemir escort Gaziosmanpaşa escort Gazipaşa escort Gebze escort Gediz escort Gelibolu escort Gemerek escort Gemlik escort Geyve escort Gölcük escort Gönen escort Görükle escort Güllük escort Gümbet escort Gümüşlük escort Güngören escort Gürsu escort Haliliye escort Hendek escort Horasan escort Ilgın escort İlkadım escort İncirliova escort İnegöl escort İskenderun escort İzmit escort İznik escort Kadirli escort Kadıköy escort Kadınhanı escort Kağıthane escort Kahramankazan escort Kangal escort Kapaklı escort Karabağlar escort
Bugun...


Cengiz HERGÜNLÜ

facebook-paylas
Değişmesi gereken ekonomik yaklaşımlar
Tarih: 27-06-2022 22:50:00 Güncelleme: 04-07-2022 13:55:00


Yunan filozof Platon,

masal anlatıcılarının dünyayı yönettiğini ileri sürmüştü.

 

Muhteşem eseri “Devlet”,

onun ideal devlet anlayışının böyle olmaması gerektiğini anlatıyor.

Bizler de işletmelerde bazı masalları zaman zaman duyarız.

 

Örneğin, 

kurumların kendilerini tanımlama biçimlerinde;

Bir işletme sahip yöneticisinin:

''Ben ekonominin önemli bir üyesiyim,

benim faaliyetlerim zenginlik yaratır; “risk” alırım,

dolayısıyla; bu faaliyetlerin etkilerinden daha fazla yararlanmayı hak ediyorum''

söylemlerine zaman zaman şahit olmuşuzdur.

 

Risk almanın; yatırım yapmanın en önemli belirtisi olduğunu kabul ediyoruz.

Peki, bu söylemlerin gerçekle ne kadar ilgisi var?

 

Belli bir zümrenin,

servet ve gelir eşitsizliklerini meşrulaştırmak için söylenmiş söylemler olmadığını

nereden biliyoruz?

 

Devlet eliyle zenginleştirilmiş ve yaratılan bu söylemlerle;
büyük ödüllere sahip olduklarına inandırılan bir toplum yaratmak için söylenmediği ne malum?

 

Doğu Hindistan Şirketi’nin yöneticisi ve tüccar Sir Thomas Munn (1571-1641)

“Yabancılara yıllık değer olarak, kendi tükettiğimizden fazlasını satmalıyız”

doktrinini ortaya atmıştı.

 

Burada anlatılan;

ülkelerinde önce ürettikleri veya sömürge haline getirdikleri ülkelerden elde ettiklerinden,

önce kendileri tüketecek, sonra artan atıl değeri diğer ülkelere satacaklar,

yani; kendi tüketmelerinden sonra artık bir değer oluşturacaklar ve onu diğer ülkelere satacaklar.

 

Bence, hala; bu yüzyılda da aynı ekonomik politikayı izliyorlar.

 

Buradan yüksek enflasyonla büyümenin diğer bir anlamı olan,
yüksek fiyatlarla iç talebi kısarak;

kısaca, halkın tüketmesi gerekene el koyulması sonucunda oluşan atıl değeri

ihraç ederek, büyüme sağlanırsa; bunu adı büyüme değil,

halkın kemer sıkması sonucu oluşan bir artı değerin satılmasıdır.

 

Verilen yüksek teşvik ve destekler sonrasında;
artan üretim verimliği sonucunda,

yurtiçi ihtiyaçlar karşılandıktan sonraki atıl değerin satılması, esas olandır.

 

Ayrıca, uygulanan düşük faizle;

kurların yükselmesi bağlantısı,

mallarımızın fiyatlarının dünya pazarlarında ucuz bedellerle satılmasına neden oluyor,

mal hizmetlerimizin değeri ucuza transfer ediliyor.

 

İşçilik ücretlerinin düşük tutulmasına zemin hazırlayan böyle politikalar,

bu yönlere doğru kayıyor.

 

Ortodoks politikalardan Heterodoks politika uygulamalarına geçmenin esası;

ücretlerin sabit tutulması anlayışına dayanır.

 

Bütün bu gelişmelerin yanında;

belli bir zümreye, ilerideki servet artışlarını beslemeye yardımcı olacak

sermaye veya servet artışları sağlanması sonucunda karlar artarken,

ayrıcalıklı kapitalistlerin yatırım yapmasına ortam hazırlanırsa;

kısaca; belli başlı ayrıcalıklı sınıfların

birikimi ve zenginleşmesine dayalı harcamalara dayalı ekonomik büyüme politikaları sonucunda;

zenginlik ve fakirlik değerleri, açık ara zenginleşme yönünde devamlı artışa neden olur.

 

Oysa; büyüme ve birikimin yatırıma dönüşmesi için,

küçük veya büyük yatırım yapma kapasitesine sahip olan bütün işletmelere,

ayırımsız olabilecek ve tabana yayılabilecek şekilde destek verilmesi gerekir.

 

Tüm yatırımcılar ve ücretliler,

üretime kattığı çabanın “adil karşılığını” almak durumundadır.

 

Bu bağlamda;

üretimin ve verimliliğin artması sonucunda oluşan fazla,

üretken tüketimi finanse ediyorsa tekrar üretken olur,

eğer sadece gereksiz harcama kalemlerini finanse ediliyorsa;

üretken bir fazladan bahsetmenin mümkün olmadığı bilinen bir yaklaşımdır.

 

Ama uygulamada pek böyle olmuyor.

 

Üretim işletmelerinin yanında ithalata dayalı al-sat türü ticari işletme gelirlerinin

gayri safi milli hâsıla içine alınması, üretim değerliliğinin düşmesine neden olmaktadır.

 

Ticari işletme yönetici ve sahipleri alınmasınlar.

Asıl olanın; üretime dayalı faaliyet gelirlerinin artması, ülkemiz için esastır.

 

Faydalı olabilmesi dileğiyle

 

Cengiz HERGÜNLÜ

SMMM-Bağımsız DENETÇİ

www.hergunlu.com

chergunlu@hergunlu.com



Bu yazı 1429 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI