24.11.2017,21:55
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Terörle mücadelede hukuki mevzuat
30122013-1-084620.jpg
ÜMİT YALIM
Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin 2013 yılında başlattığı sözde çözüm süreci ile terörle müzakere giderek hız kazandı.

İlk olarak İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi değiştirildi. Değişikliğe gerekçe olarak 35. Maddenin darbeler için gerekçe olduğu söylendi. 35. Maddenin eski hali, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır” şeklindeydi. Silahlı Kuvvetlere hemyurt içindeki hem deyurt dışındaki tehdit ve tehlikelere karşı vatanı savunma görevi verilmişti. 13 Temmuz 2013 tarihinde yapılan değişiklikle, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak…”la sınırlandırıldı. Böylece Silahlı Kuvvetlerin yurt içindeki tehlikelere karşı görev yapması engellendi ve Silahlı Kuvvetler kışlanın dışına çıkamaz hale getirildi. Kamuoyu bu durumu yeteri kadar algılayamadı.

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 35. Maddede yaptığı değişiklikle ilk olarak yurt içinde bulunan işgalci Yunan askerlerini, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı koruma altına aldı. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu üçlüsünün, Yunanistan’a alenen verdiği 16 Türk adası ve 1 Türk kayalığı, İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde olduğu için Silahlı Kuvvetler, işgalci Yunan askerlerine müdahale edemez hale geldi. Basında konu ile ilgili haberler sık sık gündeme gelince, eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel tarafından, “durumun Genelkurmay Başkanlığı’nın görüşleriyle birlikte Dışişleri Bakanlığı’na bildirildiği, konunun siyasi olduğu ve siyasi makamların yetki ve sorumluluğunda olduğu”  açıklaması yapıldı.1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1  TURAN, Rahmi,Sözcü Gazetesi, 16 Mart 2015

 

 

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 35. Maddede yaptığı değişiklikle ikinci olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki yani yurt içindeki PKK’lı teröristler, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı koruma altına aldı. Silahlı Kuvvetler, PKK’lı teröristlere müdahale edemez ve kışlasından çıkamaz hale geldi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mevcut durum itibarı ile Silahlı Kuvvetlerin terörle mücadele etmesi, teröriste müdahale etmesi ve operasyon yapması mümkün değil. Yasal olarak, terörle mücadele, teröriste müdahale ve operasyon yapma görevleri, sadece İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan jandarma ve polis teşkilatının yetkisindedir. Silahlı Kuvvetlerin kuruluşunda bulunan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri birliklerinin terörle mücadelede,yasal olarak kullanılabilmesi için, İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesine, yurt içi görev ilavesi yapılmalıdır.Buna göre 35. Maddenin girişindeki ifade, “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından ve yurt içinden gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak…” şeklinde genişletilmelidir.

Kamu düzenini sağlamak için, terörle mücadele etmek ve teröristlere karşı operasyon yapmak, devletin ve siyasi iktidarın en temel ve en meşru görevidir.Ancak bu görev, anayasa ve yasalara uygun şekilde yapılmalıdır. Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçelerinde teröristlere yönelik olarak yapılan operasyonlara Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugayı ile Silopi’de konuşlu 172. Zırhlı Tugay birliklerinin katıldığı görsel ve yazılı basında gündeme gelmiştir. Jandarma Komando Tugayı birliklerinin operasyona katılmasında herhangi bir sorun yoktur. Ancak, İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesine göre, 172. Zırhlı Tugay birliklerinin operasyona katılması mümkün değildir.En kısa zamanda 35. Madde de değişiklik yapılarak Silahlı Kuvvetlere yurt içi görevi de verilmelidir. Yasa değişikliği olmadan yapılan görevlendirmelerden, başta komuta kademesi olmak üzere, göreve katılanlar da hukuken ve kanunen sorumlu olur.

1990’lı yıllarda, yasalara uygun olarak terörle mücadele eden Silahlı Kuvvetler mensuplarının bir kısmı (yaklaşık 300 kişi) görevli ve yetkili olmayan mahkemelerde, resen açılan davalarda yargılanıyor ve siyasi iktidar bu duruma seyirci kalıyor. Yasal dayanağı olmasına rağmen, operasyona katılan yüzlerce Silahlı Kuvvetler mensubu yargılanırken, yasal dayanak olmadan operasyona katılan yada katılacak olan Silahlı Kuvvetler mensuplarının yargılanmasını önleyecek hiçbir güvence yoktur.

Silopi ve Cizre’de yapılan operasyonlardaki hukuki sorunlardan birisi de sokağa çıkma yasağı uygulamasıdır. Teröristlerle mücadele etmek için, sokağa çıkma yasağının uygulanması gerekli ve zorunludur. Ancak, sokağa çıkma yasağı, olağanüstü hal ve sıkıyönetim şartlarında uygulanabilir. Çünkü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 5442 sayılıİl İdaresi Kanununa göre, il ve ilçelerde görevli mülki amirlere, sokağa çıkma yasağı uygulaması için yetki verilmemiştir. Sokağa çıkmayı sınırlama ve yasaklama uygulaması, sadece2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11. Maddesi ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 3. Maddesi ile düzenlenmiştir. Terör eylemlerinin yoğun olarak yaşandığı bölgelerde, sokağa çıkma yasağının ilan edilebilmesi için, Anayasanın 120, 121 ve 122. maddelerine göre, o bölgelerde olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan edilmesi gerekiyor. Anayasanın 6. Maddesine göre de, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Silopi ve Cizre ilçelerinde, olağanüstü hal ilan edilmeden uygulanan sokağa çıkma yasağı ile Anayasanın 6,120 ve 121. maddeleri ihlal edilmiştir.

Başbakan Davutoğlu, terör eylemlerinin yaşandığı Paris ve Amerika’da sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini söyledi. Doğrudur ancak, gerek Paris’te gerekse Amerika’da, terör eylemlerinin yaşandığı yerlerde önce olağanüstü hal (state of emergency) ilan edildi ve hemen arkasından sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Terör eylemlerinin yoğun olarak yaşandığı il ve ilçelerimizde en kısa zamanda olağanüstü hal ilan edilmelidir.

 

IRAK’TA, TERÖRLE MÜCADELE VE ULUSLARARASI HUKUK KAPSAMINDA HAK VE YETKİLERİMİZ NELERDİR ? 

Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen Ankara Antlaşması, 05 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın 9, 10 ve 11. maddelerine göre, “Silahlı kişiler sınır bölgesinde cinayet veya suç işledikten sonra diğer sınır bölgesine geçerse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburidir. Bu bölge, Türkiye- Irak sınırının tamamı ve sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan bölgedir. Antlaşmanın bu faslını takip etmekle görevli ve yetkili memurlar, Türk tarafında askeri hudut komutanı, Irak tarafında Musul ve Erbil valileri ile Zaho, İmadiye, Zibar ve Revanduz kaymakamlarıdır.”

Irak Hükümeti, Türkiye’de suç işledikten sonra Irak’a geçen PKK’lı teröristleri yakalayıp teslim edemediği için, 90’lı yılların başında, Kuzey Irak bölgesinde tampon bölge tesis edildi. Tampon bölgenin hukuki dayanağı 1926 Ankara Antlaşmasıdır. Türkiye tarafından, Irak sınırı boyunca ve Irak tarafına doğru 50 km. derinliğinde tesis edilen tampon bölge sayesinde PKK terör örgütüne ağır darbe vuruldu ve örgüt kontrol edilebilir hale getirildi.

Amerikan yönetimi, Türk askerini Irak’tan atmak için tampon bölgenin kaldırılmasını istedi. Amerika’nın dayatması ile AKP Hükümeti tampon bölgeyi 2004 yılında kaldırdı. Tampon bölgenin kaldırılması ile Kuzey Irak bölgesindeki Metina, Zap, Avaşin, Basyan ve Hakurk gibi kamplar yeniden teröristlerle doldu. Terör yeniden hortladı. Terörün yeniden kontrol altına alınabilmesi için Tampon bölge yeniden tesis edilmelidir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 8 Haziran 2004 tarih ve 1546 sayılı kararı ile üye ülkelere, Irak içinde ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik terörist faaliyetlerin önlenmesi, Irak’a terörist geçişlerinin önlenmesi, Irak’tan diğer ülkelere terörist geçişlerinin önlenmesi ve teröristlere silah desteği ile finansal desteğin önlenmesi görevleri verildi. O tarihte Irak’ı işgal altında bulunduran Amerika bu kararlara uymadığı gibi Irak ordusundan artakalan silahları Barzani üzerinden PKK’ya ulaştırdı, PKK’nın bir kolu olan PJAK’ı destekledi. Bütün bunlar olup biterken AKP Hükümeti Amerika’ya bir tek nota bile vermedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin, Musul’un Başika üs bölgesindeki peşmergelere eğitim vermesi akıl ve mantıkla bağdaşmamaktadır. Çünkü Barzani ve peşmergeleri hem Irak’taki Türkmen soydaşlarımıza karşı eritme politikası uygulamakta hem de PKK ve onun yan kuruluşu olan PYD/YPG’ye açık destek vermektedir. Türkiye, 1991 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine başvurarak, Kuzey Irak bölgesine insani müdahale kararı alınmasını sağlamıştır. Kaynağını uluslararası hukuktan alaninsani müdahale ile ağır insan hakkı ihlallerine maruz kalan toplumun, askeri birlikler ile emniyeti, uluslararası yardım kuruluşları ile de iskan ve iaşesi sağlanır.

1994 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından alınan kararla Birleşmiş Milletler Sistemi içinde olmadan da insani müdahale de bulunmak mümkündür. Türkiye, Kerkük, Musul, Tuzhurmatı, Telafer ve diğer bölgelerde yaşayan Türkmen soydaşlarımız için insani müdahalede bulunabilir. Türk askerinin ve Türk Kızılayı’nın, Irak’taki Türkmen soydaşlarımıza yönelik olarak yapacağı insani müdahalenin önünde hiçbir hukuki engel yoktur. Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin ve Irak Hükümeti’nin “Türkiye’nin Irak topraklarından tamamen çekilmesi talebi” ile Amerikan Başkanı Obama’nın ve Başkan Yardımcısı Biden’in,“Türkiye’nin Irak’tan çekilmesi” taleplerinin hukuki dayanağı yoktur. Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığı, 1926 Ankara Antlaşmasına dayanmaktadır ve bu durumun önünde hiçbir hukuki engel yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay