22.02.2018,15:56
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
26 Ağustos- 9 Eylül: Kurtuluşa giden yol
2712016-12552972_10153921535774589_156661117630312356_n-010317.jpg
TÜLAY HERGÜNLÜ
Türk Ulusunun kaderini değiştiren Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ya da kısa adıyla 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 94. Yıldönümünü kutlayacağız;

tabi bunun adına ne kadar kutlama diyebilirsek!

 

İktidar, millî bayramların kutlanmaması ve önemsizleştirilmesi için elinden geleni yapıyor. Bahane bulmak için her olayı değerlendiriyor. Bu konuda onlara terör, çok güzel bahaneler sunuyor. Hiçbir şey bulamadıkları yıl, dönemin cumhurbaşkanının kulak rahatsızlığını bahane etmişlerdi...

 

Bu yıl ise muhteşem bir bahaneleri daha oldu: 

15 Temmuz FETÖ darbe girişimi… (Bu olay onlara birkaç yıl yeter gayri...)

 

Görünen o ki 30 Ağustos Zafer Bayramı’na yine halk sahip çıkacak. Coşkuyla sokaklara ve meydanlara akacak; o büyük kurtuluş gününün bayramını kutlayacak.

 

Ben bu yazı da 26 Ağustos’ta başlayıp, 9 Eylül’de sona eren ve 14 gün süren bu tarihte eşi ve benzeri olmayan muhteşem kurtuluş destanını anlatmayacağım. Zaten bu destanı anlatmaya kelimelerim kifayetsiz kalır. Onun yerine büyük şair Nâzım Hikmet’in, Kuvayi Milliye Destanı’ndan bazı bölümlere yer vereceğim.

Eşsiz bir destanı ancak eşsiz bir şairin, eşsiz değerdeki dizleri anlatabilir…Merak eden olursa destanın tamamını internetten bulup okuyabilirler…

 

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar O’nun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar : «Üç,» dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

 

Yüzbaşı sordu:

-Saat Kaç?

-Beş.

-Yarım saat sonra demek…

 

Alacakaranlıkta, bir çınar dibinde,

Beygirin yanında duran

Sarkık, siyah bıyıklı süvari

Kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nurettin Eşfak baktı saatına:

-Beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

Ve fecirle birlikte Büyük Taarruz…

Sonra.
 

Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.

Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk Frenk uşağı...

 

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki : “Teselyalı Çoban Mihail,”
Nurettin dedi ki : “Seni biz değil,
buraya gönderenler öldürdü seni...”

 

Sonra.

Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız İzmir’e doğru yürürken

serseri bir kurşunla vurulan Deli Erzurumluydu.

Devrildi. Kürek kemikleri altında toprağı duydu.

Baktı yukarı, baktı karşıya. Gözleri hayretle yandılar:

önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları

her seferkinden kocamandılar.

Ve bu postallar daha bir hayli zaman

üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından

seyredip güneşli gökyüzünü ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

 

Sonra.

Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken

kederinden yüzlerini toprağa döndüler.

 

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı,

Kan içindeydi yüzü gözü.

Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.

Kaçanı kovalamıyordu yalnız ulaşmak da istiyordu bir yerlere

ve sadece kahretmiyor yaratıyordu da.

Ve kılıçların, nalların, ellerin ve gözlerin pırıltısı

ardarda çakan aydınlık bir bütündü.

 

 

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:

‘Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e

bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim...’

 

Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,

Ümitten ağlıya ağlıya,

Güneyden Kuzeye,

Doğudan Batıya,

Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i

 

Yüce Allah, bu millete bir daha İstiklâl Savaşı yaşatmasın diyoruz amma; yaşarsak da eyvallah! Canımız bu vatana feda… Vatana, dedik, “reise” demedik…Kimse yanlış anlamaya!..

 

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, şehitlerimize ve gazilerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

Türk Milleti ve Türk Vatanı, size minnettardır… 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

 

hergunlu@ttmail.com

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?