22.02.2018,17:32
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Güç sahibi olmak mı?
612016-12464057_10153838785181624_2107243953_n-010533.jpg
SEZER KOYUN
Çobana ne hacet!

Yaklaşık 3000 yıldır süren güç üzerine “sohbetler” üzerinde, en düşündürücü çalışmalardan birini yapıp, kitapları ile dünya çapında tanınan Robert Greene, yazar olmadan evvel 80 ayrı işte çalıştığı bilinen bir Amerikalı. Güç Sahibi Olmanın 48 yasası Kitabında üzerinde detaylı yazdığı ana başlıklar yönetimin otorite (yetki), güç (power),etkileme, ikna etme, itaat, manipülasyon ve pazarlık konularını günümüz Türkiyesi’ne işaret ediyor sanki. İş dünyasından siyasete, merkezinde insan olan her alanda dikkate değer “yasalar” var bu kitapta:

 

“Efendinizi asla gölgede bırakmayın. Asla çok mükemmel görünmeyin. Şekilsizliğe bürünün. Güçlerinizi yoğunlaştırın. Cesaretle eyleme geçin. İşi başkalarına yaptırın, ama övgüleri hep siz toplayın. Başarılarınızı fazla çaba harcamamış gibi gösterin.

 

İlgi uyandıran görünümler yaratın. Kendinizi yeniden yaratın. Ne pahasına olursa olsun dikkat çekin. Öyle çok şey şöhrete dayanır ki; Onu canınız pahasına koruyun. Kral muamelesi görmek için krallar gibi davranın. Mükemmel saray mensubunu oynayın. Her şeyi sonuna kadar planlayın. Zamanlama sanatında uzmanlaşın. Seçenekleri kontrol edin. Saygı ve şerefinizi arttırmak için yokluğu kullanın. Amaçladığınız hedefi aşmayın; zafere ulaştığınızda ne zaman duracağınızı bilin.

 

Korunmak için kaleler yapmayın, kendinizi toplumdan ayırmak tehlikelidir. Önceden kestirilmezlik havası yaratarak çevrenize korku salın. İnsanların size gelmelerini sağlayın, gerekirse yem kullanın. Enayi avlamak için enayi rolü yapın, avınızdan daha aptal görünün. İnsanları kendinize bağımlı kılmayı öğrenin. Kimseye bağlanmayın.

 

Diğerlerinin kalpleri ve zihinleri üzerinde çalışın. İnsanların fantezileriyle oynayın. Herkesin zayıf noktasını keşfedin. Kendinize takipçiler yaratmak için insanların inanma ihtiyacını kullanın. Arkadaşlarınıza asla fazla güvenmeyin, düşmanlarınızı kullanmayı öğrenin. Bir dost gibi görünün, casus gibi çalışın. Sahip olamadıklarınızı küçümseyin: Onlara aldırmamak en iyi intikamdır. Ayna etkisiyle ellerini kollarını bağlayıp çileden çıkarın.

 

Yardım istediğinizde insanların çıkarlarına hitap edin, merhamet ya da minnettarlıklarına değil. Teslim olma taktiğini kullanın, zayıflığı güce dönüştürün. Bedava yemeğe değer vermeyin. Balık yakalamak için suları karıştırın. Ellerinizi kirletmeyin.

 

Her zaman gerekenden daha azını söyleyin. Niyetinizi gizleyin. İstediğiniz gibi düşünün, ama başkaları gibi davranın. Eylemlerinizle kazanın, asla tartışmayla değil. Değişimin gerekli olduğunu öğütleyin ama ani ve büyük değişimlerden kaçının. Mutsuz ve şanssız olanlardan kaçın.

 

Büyük adamın ayakkabılarını giymekten kaçının.. Kiminle dans ettiğinizi iyi bilin, asla yanlış kişinin ayağına basmayın. Kurbanınızı savunmasız bırakmak için seçici dürüstlük ve cömertliği kullanın. Düşmanınızı tamamen ezin. Çobanı vurun, koyunları dağılacaktır.”

Eyvahlar olsun diyor kimileri bu ana başlıklar üzerinde biraz düşününce. Samimiyetten, ahlaktan, etikten öylesi uzak görünüyor ki bu yasaların çoğu. Güç uğruna binlerce yıllık savaşlar, hainlikler, zalimlikler iş dünyasını da yakından etkiliyor. Güce sahip olmak için kendini kaybedenler bir yana, esasen bir kayıp olarak doğan öyle çok insan var ki etrafımızda. Maliyet ise tüm topluma yansıyor. Güç yasalarını(!) alıp uygulayan, bu sayede yönetim erkine sahip olan ne çok insan var diyor insan.

 

Değer mi? diyoruz kendi kendimize. Ne değeri?

 

Güç sahibi olabilmek için itibarsızlaştığını bildiğimiz güç sahiplerini alkışlıyoruz. Sesimiz kısılıyor onlara tezahurat etmek adına bağırdıkça.. Hareket kabiliyetimiz yıllar içinde kayboluyor, karşılarında hazırolda durdukça. Döviz artıyor izliyoruz, adaylar geliyor gidiyor izliyoruz, güç sahibi patronlar başka güç sahipleri ile zenginleşiyorken yine izliyor, fakirleşiyor, eziliyor ve hatta ölüyoruz.

 

Bu yasaların karşısında duralım diyenleri dikkate bile almıyor, verilen sadakalara, ay sonu hesabımıza giren paraya, amenna diyerek susup unutuyoruz. Kronik bir amnezi (hafıza kaybı) hastaları toplumu oluveriyoruz. Savunma mekanizmalarımızı kuruyor, bize hatırlatana diş biliyor, düşmanlaşıyoruz.

 

Yine de ya bir gün çobanı vurulursa diye düşünüyor insan. Koyunlar dağılıverirse.. Hakkını da haddini de bilen yönetici liderler ön plana çıkıverirse..Elbette, Greene’nin Güç sahibi olmanın 48 yasası altüst oluverir.Toplumsal amnezimiz sonlanır. Çalışanın kazandığı, etiğin kazandığı bir iş dünyası yaratılabilir.

 

Güç sahibi olmanın karanlık tarafı, “kurumsal gelişme” adına “insanı odak almak”gereğinin farkında olanların, gözlerindeki emsalsiz ışıkla aydınlanacaktır.

 

Aydınlıkta çobana ne hacet!

 

CRATonE Danışmanlık

sezerkoyun@cratone.com

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?