21.11.2017,00:12
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
İstanbul Kanal gerçeği
252016-mazlum-coruh-213948.jpg
MAZLUMUN FİKRİ
Ülkemize kurulan başka bir ekonomik, stratejik tuzak: İstanbul Kanal

Konuya bir itirafla başlayayım; daha iyi anlaşılır.

“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları”

"Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle. O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi "ASLA" o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje‘ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havaalanları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkânsızdır. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; "Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin! Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın..." Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir." -John Perkins

 

Gelelim konumuza:

    Her mesleğin bir özgörevi, misyonu vardır.

Her meslek, sahibine, bir misyon, özgörev yükler. Özgörev, bir yerden emir, talimat almadan; karşılık beklemeden o mesleğin gereğini yerine getirmektir. Bir doktor bir kaza anında, bir kanamayı gördüğünde ona derhal müdahale eder; kim olduğuna bakmadan, bir yerden talimat almadan. Bu onun özgörevidir.

 

Biz mühendisler, tabiata müdahale için okutulmuş, eğitilmiş yani yetiştirilmiş insanlarız. İster genetik, ister nükleer, ister inşaat, ister makine elektrik olsun; eğer mühendis olarak eğitilmişsek tabiata müdahale edeceğiz demektir. Bu müdahalelerde hepimize yüklenen özgörev vardır.

 

Bizim mesleğin, inşaat mühendisliğinin de bizlere yüklediği öz görevler vardır. Eğer bir yerde tabiata yanlış müdahale ediliyorsa aldığımız eğitim ve onun sonunda yemin ettirilerek bize verilen, bizi yetkilendiren diploma, bize de özgörev yükler. Bu görev gördüğümüz yanlışın karşısına çıkmak ve doğru olanı söylemektir. Başka türlü gücümüz varsa onu da kullanmaktır. Elbette ki ekonomistlerin de özgörevi vardır.

 

Tabiata müdahale, benim bildiğim, üç amaçla yapılır: Bayındırlık eseri yapmak ki buna maden çıkarma da bu eylemim içindedir; askeri yapı yapmak ve de sanat eseri yapmak. Yazının konusu yapı, bir bayındırlık eseridir. Öyle olduğu anlatılmaktadır. Başka görevinin olup olmadığı hususu yazının sonunda sizin takdirinize kalmıştır.

 

Bayındırlık eseri yapmak amacıyla tabiata müdahalenin temel koşulu şudur: Bir yapının ömrü boyunca veya tanımlanmış bir zaman aralığında yarattığı fayda, sebep olduğu toplam maliyetten fazla ise yapılabilir. Bize verilen öğüt, bu fazlalığın en az iki misli mertebesinde olmasını istemektir.  Yarattığı fayda, sebep olduğu toplam maliyetten iki misli fazla değilse o yapıyı yapmak sakıncalıdır. İki misli olma koşulu bayındırlık eserlerinde kabul edilen bir orandır. Sebebi, toplam maliyetin doğru bir şekilde hesaplanmasının hemen hemen imkânsız olmasındandır.

 

Sadece fazla olmasına bakarak yapıya yatırım yapmak, ekonomik tuzağa düşmenin ilk ve son adımıdır. Eğer yapının yıllık veya ömrünce gelirini güvenli bir şekilde bilmiyorsanız veya bilginiz güvenli değilse o yapı size diz çöktürebilir. Refaha değil ezaya cefaya koşmuş olursunuz. Ekonomik kazığa oturtulursunuz. Tabii kazığa oturan yapının gerçek sahibi millet olacaktır.  

 

“Bir yapının, bir yıllık gelirini hesaplamak kolaydır, çünkü sınırlıdır. Ama sebep olduğu zarar ve kayıpları hesaplamak zor hatta imkânsızdır. Bu sebeple yapının sebep olacağı toplam maliyetini, zararını gelirine göre sınırlandırırız. Örneğin, bir yıllık gelirine göre, o yapının, işletmeye alınıncaya kadar toplam maliyetinin ne kadar olması gerektiğini hesaplarız. Sonuç, eğer koşullarımıza, ölçütlere, uyuyorsa o yapıyı yapmayı düşünürüz. Sadece düşünürüz; çünkü bu yaptığımız o yapının yatırımını incelemenin başka koşulları da vardır.

 

Bayındırlık eserlerinin yapılabilirliğini(olabilirliğini) aşağıdaki başlıklara ayırabiliriz. Bir plan ve projeyi yaparken bu yapılabilirliklerin(Daha ilmî(!) olsun diye propabilite diyebilirsiniz) her birinin ayrı ayrı maliyetlerinin, zarar ve faydalarının incelenmesiyle ortaya konmalıdır.

Bir yapı hakkında yapılma kararını, ancak, bu maliyetlerin toplamıyla verebiliriz.

     Bu başlıkları sıralayayım:

     1.Teknolojik yapılabilirlik. Fiziksel yapılabilirlik de diyebiliriz.

     2.Ekonomik yapılabilirlik, fayda/maliyet hesabı;

     3.Sosyolojik maliyete göre yapılabilirlik.

     4.Çevresel maliyete göre yapılabilirlik

     5.Stratejik sonuçlarına göre yapılabilirlik  

     6.Hukuki yapılabilirlik

 Ve maalesef, çoğu zaman, bunların hiç birini dikkate almayan, almaktan aciz kişilerin; en sonda olması gerekirken, en başa geçip uygulanmasına karar verdikleri durum:

     7. Siyaseten yapılabilirlik.

 

Bu yazıda, bu yapı, İstanbul Kanal, hakkında, mesleğimi ilgilendiren, yapılabilirliğin bazı yönleri konusunda kendi görüşümü anlatmaya çalışacağım. Diğer hususlar hakkında da aklımın erdiği dilimin döndüğünce görüşlerimi paylaşacağım.

 

1.Teknolojik yapılabilirlik:

İstanbul Kanalı denilen bu yapının yapmasınıbilme(teknoloji) açısından önemli bir engel olduğunu düşünmüyorum. Esas itibariyle kazı, su altında kazı, su boşaltma işleri; depolama alanlarının düzenlenmesi… gibi hacim itibariyle belirlenebilir işlemler… Şev duraylığının sağlanması gibi boyutu önceden kestirilemeyen, genellikle Allaha havale edilen ve yapımcıyla onu denetleyenin bilgisine, vicdanına kalmış işler… Yeni yollar, yeni yerleşim ve yaşam alanları, asma köprüler, giriş ağızlarının düzenlenmesi için denizde ve karada yapılacak yapıların yapılması, fiziken gerçekleştirilmesine bu günkü yapım bilgimiz ve kabiliyetimiz yeterlidir.

 

Bu arada unutmayalım… Yeniden bitkilendirme, yüzeylerin giydirilmesi gibi işler de var. İşletme tesisleri, yeni ulaşım ağları, haberleşme ağları, alt yapı yani su, elektrik, gaz ve kanalizasyon gibi yapıların hayata geçirilmesi de maliyetin içindedirler. Bunun devamında daha yapılacak birçok işten meydana gelen bir proje olarak karşımıza çıkıyor… Bütün bu işlerin yapılmasına yapılabilirlik açısından bir engel görülmüyor. 

 

Teknolojik olarak bu işlemi yapabilirsiniz. Tabii, bu yapıların maliyetlerini unutmamak gerekir. Yapımcıların ve onları denetleyenlerin vicdanına bırakmamak gerekir.

 

Gelelim bu yapılabilirliğin bizi hemen ve en çok ilgilendirmesi gerekene yönüne…

 

2.Ekonomik yapılabilirlik:

Konunun can alıcı, acıtıcı bu sebeple en kolay anlaşılabilir yönü ekonomik yönüdür. Stratejik sonuçları hemen görülebilen yönüdür.

 

Bu başlığın içeriğine girmeden, bu yazıda kullanılacak olan “fayda” ve “zarar-maliyet” kavramlarını kendimce açıklamalıyım:

 

Maliyet konusunu şöyle açıklayabiliriz: Sürüp giden bir yaşam vardır. Bir yapı yapılmak istenmektedir. Bu yapının, yakın ve uzak çevresinde meydana getirdiği olumsuz etkilerin tümüne toplam zarar diyoruz. Bu olumsuzluklar, parayla ölçüldüğünde adı toplam maliyet oluyor. Parayla ölçülemezse adı “Parayla ölçülemeyen maliyet kalemleri” olarak kalıyor.

 

Parayla ölçülebilen maliyetleri iki ana başlıkta anlatabiliriz:

 

Birincisi, yapının gerçekleştirilmesi, fizikken oluşturulması için yaptığımız parasal harcamaların toplamıdır. İkincisi var olan gelirlerin, yani faydaların ve de beklentilerin ortadan kalkmasının parayla ölçülmesidir. Buna da kayıplar diyebiliriz. Toplam maliyetin akla gelen bu iki başlığını böyle düzenleyebiliriz. Her ikisi, yapının gerçek sahibi olan ülke insanını doğrudan etkilemektedir. Yaşam kalitesini düşürmekte, refahını engellemekte ve/veya geciktirmektedir. Buna halk ağzıyla, dar anlamda, zarar denir.

 

Yaşam kalitesi, çok geniş bir kavramdır, bunun içinde ikbal, güvenlik, sağlıklı bir çevre… gibi kavramları da koyabiliriz.

 

Fayda ise yaşam kalitesinde oluşacak artılardır. Bu yapının yapılmasıyla oluşacak yaşamın bir önceki yaşamdan daha rahat daha medeni, daha güvenli, yani daha tercih edilebilir olmasıdır. Geleceğin daha güvenilir hale gelmesidir. Gelirin artmasıdır. Bir yapı, bayındırlık eseri, refah yaratan eser olarak yapılıyorsa bunları sağlaması gerekir.

 

İşin bu yönü, planlamacı ekonomistler tarafından incelenip gerçek sahip halka sunulması gereken yönüdür. Hatta plan ve projeyi yapanların ahlaken öz görevleridir.

 

Ben size, hayatın bana öğrettikleri ve almakta olduğum eğitimin öğrettikleri açısından işin bu yönünü anlatmaya çalışacağım.

 

Bir yapının, bir değişikliğin, ekonomik olarak yapılabilir olup olmadığını; bu fayda/zarar-maliyet tanımlarını, bir şekilde, ölçerek veya tartarak anlarız.

 

Ekonomik yapılabilirlik, işte bu fayda ve maliyet-zararların ekonomiyi ilgilendiren, parayla ölçülebilen kısımlarını inceler. Aslında buna parasal yapılabilirlik demek daha doğru olur.

 

Büyük yapıların ekonomik yapılabilirlik halleri, şimdiye dek sadece küçük bir bölümü ile halka anlatılmıştır. İstanbul Kanal gibi bir yapının, bir projenin, uygulanabilmesi için öncelikle ekonomik olarak uluslar arası kabul görmüş ölçütlerden birine, ekonomik koşula, uygun olması gerekir. Bu ölçütlere uymayan yapıları, sadece ve sadece ekonomik tetikçiler, düşmanlarına veya ileride düşmanlık yapacağı ülkelere, milletlere satarlar.

 

Ben size bakkal Hüseyin amcanın ekonomik ölçütüyle konuyu açıklamaya çalışayım. Bu ölçüt akademik ölçütlere aykırı değil onların bir türevidir. Hayatın öğrettiği tanımladığı bir ölçüttür. Bir yapının bayındırlık eseri, yani refah yaratan eser olabilmesi için ömrü boyunca veya bir yılda, yarattığı faydanın; ömrü boyunca veya bir yılda, sebep olduğu giderlerin(parayla ölçülenler) ve kayıpların toplamından en az iki misli fazla olması gerekir.

 

Bakkal Hüseyin amca, bu sebeple, hemen, bu yapının yani dükkânın yıllık gelirini doğru tahmin etmeye çalışır. Bunu yaparken deneyimlerinden gelen bir davranışla, ‘fayda’ kısmında hep güvenli tarafta kalmayı yani daha azını esas alır.

 

Gelin şimdi bu bakkal Hüseyin amcanın yatırım ölçütünü biraz akademik ağızla ifade edelim. Adına Mazlum Çoruh Ölçütü diyelim: Bir yatırımın toplam değeri, o yatırımın yıllık gelirinin bir katsayı ile çarpılmasıyla bulunur. Bu katsayıyı, yatırımın geri dönüş süresi, fiziksel ömrü, hukuki ömrü ve de ülkenin para kullanma maliyetleriyle ortaya çıkar. Eğer bir yatırım bu sınırı geçiyorsa sizi devamlı artan bir borçla karşı karşıya bırakır. Mesela bu katsayı 5 ise siz bu yatırıma yıllık gelirinin beş mislinden fazla harcama yapamazsınız. Yaparsanız batarsınız; borçlarınız devamlı artar. Edilgen bir insan veya ülke durumuna düşersiniz.

 

Başka bir koşul, ölçüt, Kalder Ölçütü’dür.  Akademik çevrelerde öğretilen bu ölçüt de yatırımlar için kullanılır. Kalder Ölçütü şöyle der: Bir değişiklikten yarar göreceklerin bu yarara biçtikleri değer, zarar görenlerin bu zarara biçtikleri değerden fazla ise bu değişiklik, yani tabiata bu müdahale yapılabilir.

 

Kalder ölçütün öncesinde bir de Pareto Ölçütü vardır. Pareto Ölçütü, bir yapının yapılması halinde, yapıdan fayda görenlerin, yapılmasını istemeyenleri yapılmasına razı etmek için vereceği değerdir.

 

Kalder Ölçüt’ünün ne demek istediğini iyi anlar ve gereğini yerine getirebilirsek bizim kafamızı karıştıran olayın ekonomik yapılabilirliğini aydınlatmış oluruz. Kalder ölçütünün içine diğer yapılabilirlik yönlerini de dahil edebiliriz.

 

Bakkal Hüseyin Amcanın Ekonomiklik ölçütünün Kalder veya Pareto ölçütleriyle çatışan hiçbir yönü yoktur. Her üç ölçüt de bir yatırımın, ekonomik olarak, yapılabilir olup olmadığını ölçmek, göstermek için kullanılır.

 

Bu kadar sözden ne anlıyoruz? İstanbul Kanal yapılırsa bundan yarar göreceklerin yarara verecekleri değer, zarar göreceklerin zarara biçecekleri değerden fazla olmalıdır.

 

Burada oluşacak, ortaya çıkacak, ekonomik fayda ve zararı doğru hesaplarsak ve bu fayda ve zararları bir yıl için veya yapının ömrü boyunca karşılaştırırsak konuyu ekonomik olarak daha iyi değerlendirebiliriz. Diğer yapılabilirlik koşullarıyla birlikte yapılıp yapılamayacağına karar verebiliriz.

 

Böylelikle sorunu, toplam yararla, toplam zararın doğru hesaplanmasına dönüştürmüş olduk. Taban tabana zıt bu iki ekonomik değerin eş zamanlı olarak ve doğru bir şekilde hesaplanması halinde ekonomik yapılabilirlik ortaya konabilir. Bu hesabı yapmadan yatırım yapanların sonunu herkes, tabii önce Hüseyin amca, tahmin edebilir. Bunun için de ekonomi âlimi veya ‘kurulmamış bir üniversitenin’ iktisat fakültesinden mezun olmak gerekmiyor.

     

Bu tür büyük yapıların maliyetlerini, yani zarar göreceklerin gördükleri zarara biçecekleri değeri hesaplamak, zordur. Hatta, hemen hemen, imkânsızdır. Çünkü bu zararın birçok boyutu vardır ve zamanla da değişmektedir. Hangi eşelin kullanılacağı da tam kararlaştırılmamıştır. Para ile ölçme işi, en yaygın olanıdır ki her şeyi ölçemez. Paranın ulusal veya döviz olması ise ayrı bir değişkenler yumağıdır. Yapının gelirlerini hesaplamak çok daha kolaydır. Gelir kalemleri azdır veya bir tanedir. Bu sebeple aklını kullanan her yatırımcı, yatırımın sınırını, gelirinden hesaplar.

 

Bu kanalın geliri, bu yapıdan yararlananların bu yarara biçtikleri değerdir. Bu yapıdan yaralanacak olanlar kimler? Karadeniz’den Marmara’ya ve Marmara’dan Karadeniz’e geçecek olan deniz vasıtalarının sahipleridir. Bu deniz vasıtalarının sahiplerinin burayı tercih etmelerine biçecekleri değerden ibarettir. Bu geçişe biçecekleri değer, uluslar arası anlaşma ile parasız geçişi sağlanmış, en dar yeri 600 metre olan, İstanbul boğazından geçmek yerine bu kanaldan geçmeyi tercih etmelerinin bedeli olacaktır. Deniz vasıtalarını geçirenlerin, kazandıkları zamana ve geçiş güvenliğine verecekleri değerdir. Para ile ölçülen, ifade edilen değerdir.

 

Diyelim ki bu vasıtaların bu kanaldan geçmek için yılda ödeyecekleri bedel, yani “İstanbul Kanalın Yıllık Geliri, 100 birim olsun. Bu gelirden 20 birimini işletme ve bakım giderleri olarak ayırırsak net gelirimiz 80 birim olur. Bu durumda sorumuz, şu şekle dönüşür: Yıllık borç ödeme kabiliyeti, 80 birim olan bu projeye ne kadar harcama yapabiliriz? Bize kaça mal olmalı ki bu yapı bize refah yaratsın, bayındırlık eseri olsun yani ekonomik olarak yapılabilir olsun.

 

Konuyu daha kolay anlatmak için şöyle sorayım: Bu işletmenin yıllık borç ödeme, yani kenara ayırabileceği net geliri, 80 birim. Siz, bu işletmeyi kaça alırsınız? Aramamız gereken bu sorunun doğru ve eksiksiz cevabıdır. Arayalım…

 

Para bulma sorunuz yok. Dilediğiniz kadar para bulabiliyorsunuz; tabii kirasını, kullanma maliyetini karşılamak kaydıyla.

 

Diyelim ki bu işletmenin ömrü sonsuz. Sonsuz sonsuz da… Biz bu işletmenin milletimize yaratacağı faydayı 30 yıl içinde görmek istiyoruz. 30 yıl sonra kim öle kim kala… Dünyanın bin bir hali var.

 

30 yıl sonunda buraya harcadığınız paraları geri almak istiyorsunuz. Eğer bu parayı kredi olarak aldıysanız 30 yılda geri ödeyeceksiniz demektir. İş bununla bitmiyor. Yok ettiğiniz varlıkların değerlerini ve de yıllık gelirlerini de bu otuz yıl içinde hem geri alacaksınız, hem de uzun, çok uzun yıllar için bu gelirleri bir başka yerden alınabilir kılacaksınız ki refah yarata bilesiniz. Ekonominin yasaları içinde bunları sağlayabiliyorsanız, sağlıklı bir alış veriş yapmış olursunuz. Bu durumda siz bu işletmeye kaç lira verirsiniz, yani kaça alırsınız?

    

Tabii ki bu soruyu sorması gerekenler, ülkemizin geleceğini belirleyenler ve ilgili kurumları yönetenlerdir. Bu çapta yatırımı denetlemek ve onaylamakla yükümlü kurum DPT’dir. Bu kurumu yönetenlerin akıllarıyla ve de vicdanlarıyla vermeleri gereken cevaplardır. Onlar, sıradan vatandaşa nazaran bu sorunun cevabını vermekle yükümlüdürler. Çünkü bu insanlar, o göreve gelebilmek için iki kere yemin etmişlerdir. Onları akılları ve vicdanlarıyla bırakıp biz sade mühendis aklımızla sorunun cevabını arayalım.

     

Bu yapıya harcanabilecek parayı hesaplayabilmek için bazı kabuller yapacağım. Sonra sade bir formül geliştirerek sorunun cevabını herkesin vermesini sağlayamaya çalışacağım.

 

Eğer bu yapıya harcadığımız kaynaklar ile bu yapı sebebiyle kaybettiğimiz varlıkların değerlerini, otuz senede geri almak istiyorsak bu yapının işletmeye alındığı tarihteki toplam maliyetini 30’za bölmemiz gerekir. Bölelim: 1/30= 0,033. Yani yapının işletmeye alındığı andaki toplam maliyetinin %3,33 ünü, her yıl kenara ayıracağımız net gelirden düşmeliyiz ki kendini geriye ödesin ve geri kalan zamanda bize refah, zenginlik yaratsın. Net gelirden ayıracağımız birinci pay bu olmalı.

 

Yıllık gelirden ayırmaya mecbur olduğumuz ikinci pay, yaparken harcadığımız paraların ‘yıllık kullanma maliyeti’ dir. Bu ne demek?

     Bunu sadeleştirilmiş iki hal için açıklayayım:

1.      Bu yapıyı yaparken eğer bizim hiçbir borcumuz yok ve de var olan paramızı harcayarak bu yapıyı yapıyorsak bu tasarrufumuza piyasanın verdiği faiz ile bu işlerin kotarılması için yapılan hizmetler ve kullanılan mekân ve vasıtaların yıllık paylarının toplamını veya…

2.      Paramız yok ve de bu parayı kredi olarak kullanıyorsak o zaman kullandığımız paraların yıllık faizleri ve kotarılma maliyetlerini, her yıl bu gelirle karşılamalıyız.

 

Karşılamalıyız ki başımıza ekonomik olarak bir iş açmayalım. Ekonomik bir tuzağa düşmeyelim.

 

Bu iki hali rakamlandırarak anlatayım: Birinci halde var olan paramıza piyasa, yılda %5 reel faiz veriyorsa buna %1 de kotarma giderlerini ekleriz; eder %6. Bu rakam, kendi paramızı kullanma maliyetimizdir. Başka gelirden vazgeçmemizin karşılığı ve işçiliğinin toplamıdır.

 

Parayı kredi olarak bulup kullanıyorsak krediyi veren kuruluşların alacakları faiz mesela %9 ise yine kotarma maliyeti %1 i ekleyerek bulacağımız %10, yabancı para kullanma maliyetimiz olur. 

 

Her iki halde de yıllık para kullanma maliyetlerimizi, bu yapının yıllık gelirinden ayırmalıyız ki her yıl zararımız veya borcumuz artmasın.

 

Bu iki hali bir formülde kullanalım: Bu yapıya, işletmeye alınıncaya kadar harcayacağımız toplam para, yani maliyeti (A) ve yıllık net gelir (80) birimse…

 

1.    Halde:  Ax(0,033+0,06)= 80 birim(Yıllık net gelir).  Buradan A= (80/0,093=) 860 birim olur.

2.    Halde ise Ax(0,033+0,10)=80 birim.  A=(80/0,133=) 602 birim olur.

 

Sözle ifade edelim: Eğer, bu kanalın yıllık geliri, mesela 1 milyar USD’ ise bu takdirde paramız varsa, bu kanala 8 milyar 600 milyon USD, yok bu parayı kredi, borç olarak kullanacaksak da 6 milyar 2 milyondan fazla harcama yapmamamız gerekir.

 

Eğer bu rakamlardan birini geçecek bir maliyet tablosuyla karşılaşırsanız, siz zenginleşmeyecek fakirleşeceksiniz demektir. Sonu gelmez bir borç yumağına yuvarlanacaksınız demektir. Yani tuzağa kendiniz düşmüş olacaksınız demektir.

 

Bu rakamlar, bu yapının bayındırlık eseri olmasının üst sınırıdır. Bu duruma ekonomiyle uğraşanlar ‘işba’ noktası, doyum noktası, denge noktası diyorlar. Bu rakamların hangi sebeple olursa olsun bu sınırı geçmesine biz ‘ekonomik tuzak’ diyoruz.

 

Maliyetin bu rakamı geçmesi halinde ekonominiz, bu yapı için harcadıklarınızın yıllık faizini ödemeye başlar ve bu tesis ekonominizin sırtına bindirilmiş olur. Zengin değil fakirleşmeye başlarsınız. Bu durumu halkın gözünden saklamak için geleceğinizi satarsınız, devamlı borçlanırsınız. Elinizde sizi devamlı borca batıran, borç kuzlayan, muhteşem(!) bir yapınız olur. (Kuzlamak: Anadolu’da çoklu doğuranların, mesela köpeğin doğurması işidir.)

 

Ülkeleri edilgen etmenin, diz çöktürmenin ekonomik yöntemi budur. Bir ülkeyi ‘hizaya getirme’nin örtülü yöntemidir. Emperyalizmin aracı, operatörü, işlemcisi olan kapitalizmin kullandığı yöntem budur. Halktan ve düşünme özürlü okumuşlardan saklanabilir bir yöntemdir.

 

Ülkeleri çökertmek için çalışan ekonomik tetikçilerin kullandıkları yöntem budur. Büyük yapılarla halk kandırılır. Bu yapıların yaratacağı faydalar allanır, pullanır pazarlanır. Geleceği ipotek altına alınır.

 

Ülkeleri bağımlı, edilgen, her tür yöne çekilebilen kılmak için büyük pek büyük(!) yapılar, barajlar, otoyollar, hava alanları kullanılmıştır; kullanılmaktadır. Bu kanal da bu tip projelerin şahı(!) olacaktır.

 

Konuyu daha iyi anlamak isteyenler, John Perkins’in ‘Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’ kitaplarından özellikle 1.sini okumalıdırlar. Ülkelere nasıl diz çöktürdüklerini, gayet açık, net ve anlaşılır biçimde anlatmaktadır.

 

      İstanbul Kanal’ın yıllık geliri ne kadar ki?

Buraya kadar o kadar sözü bir varsayım üzerine ettim. Bu kanalın gelirinin ne kadar olacağına dair bir bilgim yok. Pek olacağı da görünmüyor. Hangi deniz vasıtası sahibi, bedava ve garantili daha geniş bir geçit varken bu kanalı kullanır? Eğer bilgisi olan çıkarsa yukarıdaki formülde yerine koysun ve bu kanal için yapılabilecek harcamaların ve kanalın sebep olacağı kayıpların toplamını hesaplasın.

 

Bu kanalın yıllık garantili net geliri 1 milyar USD ise harcanacaklar ve kayıpların toplam değeri borçlanmadan yapıyorsak 8,6 milyar USD; borçlanarak yapıyorsak 6 milyar USD yi geçmemesi gerekir. Bu rakamları geçecek bir harcamayı buraya başlatanların akli ve ahlâki durumlarının bilim adamlarınca ciddiyetle incelenmesi gerekir. Bu yatırımın adı, ekonomik diz çöktürme projesidir. Yapanların adı da ‘ekonomik tetikçilerin yardakçısı’ olur.

     

Konumuza dönelim. Bu yapının maliyeti ne kadar olur? Sorusunun cevabını bulmaya çalışalım. Bu kanalın yıllık gelirini kesin bir şekilde belirlemişsek ve de maliyeti hesapladığımız sınırların altında tutabiliyorsak bu kanal ekonomik olarak yapılabilir demiştik.

 Eğer maliyet o sınırları aşıyorsa geçmiş olsun. Milleti büyük, sonu gelmez bir kazığa oturttunuz demektir. Buna ekonomik tuzağın şahı derler…

     

     İstanbul Kanal kaça mal olur?      

Bu projeden zarar görenler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır. Vatandaşlarımızın bu yapıdan görecekleri zarara ödeyecekleri bedel ne kadar olur?

 

Bu kanalın maliyetini aklıma gelen başlıklar altında sıralayarak bulmaya çalışalım…      

 

Parayla ölçülen, ölçülebilen gider, harcamalar ve kayıplar: Ekonomik maliyet kalemleri:

 

1.Plan ve projeye esas olan rasat ve araştırmaların maliyeti: Projeye başlandığı tarihte güncellenmiş değerdir.

2. Bu kanalın projelerinin yapılması. Yapılacak işlerin miktarlarının hesaplanması ve tahmini keşfin yapılmasının güncellenmiş parasal bedeli değeri.

3.İhale hazırlıklarının ve yapılmasının güncellenmiş parasal değeri.

 

4.Bu yapıyı yapacak olan veya olanların yapım sırasında alacakları paralar: Çekirdek maliyet.

 

5.Bu yapının yapımı sırasında denetimcilik ve danışmanlık hizmeti verenlerin seyr-ü seferlerine ve barınmalarına ödenecek paralar.

 

6.Bu yapı sebebiyle yok edilen, bu sebeple kamulaştırılan, şahıs malları ve varlıklarının parasal bedeli.

7.Bu yapı sebebiyle yok edilen kamu mallarının ve varlıklarının parasal değeri.

 

8. Bu yapı sebebiyle yok edilen alt yapıların(Demiryolu, karayolu, enerji nakil hatları, iletişim hatları, içme, kullanma ve sulama suyu hatları vd.) yeniden yapılmasının parasal değeri.

 

9.Bu yapı sebebiyle yaşam sahaları kamulaştırılan yurttaşların gittikleri yerlerde yeni yaşamlarında çevreye uyumları için kamunun yapacağı alt yapıların(okul, sağlık ocağı, altyapı, yol vd.’nin) parasal değeri. İki üniversitenin 15 yıl önce yaptıkları bir araştırmaya göre bu rakam kişi başına ortalama 150 000 USD idi.

 

10.Göçürtülen bu insanların çalışabilecek olanları-takriben yüzde kırkının- işyerleri açabilmeleri var olan işyerlerinde çalışabilmeleri için kamunun yapması gereken ilave yatırımların parasal değeri(Bu rakam, benzer araştırmalarda, kişi başına 60 000 USD olarak bulunmuş)

 

11.Bütün bu işler sırasında kamu tarafından verilecek olan hukuk ve sağlık hizmetleri.

 

Ara toplam ve en büyük danalar:

Yukarıdaki iş kalemlerini doğru hesaplandığını kabul edelim. Bu takdirde bütün malları, hayvanları, öküzleri inekleri içeri almış oluruz mu? Hayır. En büyük danalar dışarıda kalmıştır. O danaları tanıyalım. En büyük maliyet kalemi dışarıda kalmıştır.

 

12. Bu 11 başlıkta toplanan maliyet alt kalemlerinin kanal işletmeye alındığı tarihte toplamını, AT(Ara Toplam) olarak gösterelim. Bu AT’ın yapım sırasında yedikleri vardır. Nedir yedikleri derseniz söyleyeyim: yapım sırasında kullanılan paraların, kanal işletmeye alının caya kadar kullanma maliyetleri.

Açayım: Bu maliyet, kullanılan paraların faizleri ile bu para işlerinde çalışanların toplam giderlerini içerir. Kullandığınız paraların faizleriyle bu işleri kotarmanın masraflarını toplamıdır. Yıllık para kullanma maliyeti dediğimiz bu toplamdır. Bileşik veya sade faizlere sarılan, giydirilen başka maliyetler de vardır. Faiz rakamı halkı kandırmak için kullanılır.

 

Bu maliyet, yapının ekonomik olarak yapılıp yapılamayacağını belirleyen en önemli maliyet kalemidir. Adı, para kullanma maliyetidir.    

 

Ülkemizde kamu tarafından yapılan yatırımların en önemi maliyeti bu kalemdir. Toplumun aklından saklanmıştır, saklanmaktadır. Ülkemizin devamlı olarak artan borçlarının sebebi, saklanan bu maliyet kalemidir. Ekonomik tetikçilerin cephanesi, uzaktan kumandalı patlayıcısı bu maliyet kalemidir. Ülkeleri diz çöktüren bu maliyet kalemi budur. Kullanılan paraların faizleri ve finans hizmetlerinin giderlerinin toplamıdır; halktan saklanan ‘en büyük dana’dır.

 

12 başlıkta toplanan maliyet kalemleri bu yapının parayla ölçülebilenleridir. Bu 12 başlığın toplamına çıplak maliyet diyebiliriz. Bunun üstüne başka maliyet kalemleri de vardır. Yapılabilirlik başlıkları altında bahsedilen parayla ölçülemeyen maliyetlerdir. Yazının devamında değineceğim.

 

Bu yapının sadece ‘Çekirdek Maliyeti’ ne olur?

Yukarıda sıraladığım 11 başlıktan sadece birini tanıyalım. Çıplak Maliyet dediğimiz, 12 başlıkta topladığımız, maliyet kalemlerinden sadece bir başlığının içine bakalım. Bu maliyet kaleminin büyüklüğü işin başında saklanır, küçük tutulur. Çünkü maliyet deyince halkın aklına getirilendir. Bu kalem ne kadar küçük gösterilirse yapı o kadar iyi(!) bir yatırımdır. Halka açıklanan çekirdek maliyet kalemidir.

 

Bu projede ilk akla gelen kazı, taşıma ve depolama işleridir. Bu rakamı hesaplamaya çalışalım. Çekirdek maliyetin de bir bölümünü alalım.

 

Bu kanalın Kazı ve onun devamındaki işlerin hacmi ne kadar olur ve bu işler kaça yapılır?

Kanalın taban genişliği 250 metre diyelim. Bazı yerlerde 600 metreye ulaşacağı da yazılıp çiziliyormuş. Yan şevler ki kademeli olacağı açık, ortalama 1/2 yani 1 birim yüksekliğe 2 birim yatay, ki böyle olması gerekir. Trakya jeolojisi açısından stabiliteyi sağlayacak bir meyildir. Su kesimi 25 metre. Suyun üstünde ortalama 40 metre kazı derinliği ve boyu 30 km olduğunu kabul edersek kazı hacmi, ((250+ (250 +130+130))/2x65x30 000)= 741 000 000 metreküp olur. Bu hacim 9 adet Atatürk barajı gövdesini ifade eder. Bu rakamı çok geçeceğini herkes kolayca takdir edebilsin diye bu karşılaştırmayı yaptım. Bu kadar kazının ((250+350)/2 x25x30 000=) 225 000 000 metreküpü, su seviyesinin altındadır ki her zaman su boşaltma maliyetleri denetimi zordur. Halkın gözünden ve aklından kolayca kaçırılabilen bir maliyettir.

 

Bu kadar kazı malzemesinin sadece kazılıp vasıtalara yüklenmesi, ortalama 10 km ye taşınması depoya serilmesi, tesviyesinin yapılmasının metreküp başına 25 tl den ederi, 19-20 milyar tl’dir. Buna şevlerin stabilitesi, su boşaltma, zemin sertliği, beklenmeyen kayma hacimleri gibi önceden kestirilemeyen maliyetler eklenmelidir. Bu rakamın 30 milyar tl yi bulmaması için şu an bile bir engel görülmüyor.

 

Bu işin 15 sene sürmesi halinde 15 yılda ödenen bu kadar paranın faizi, yani para kullanma maliyeti, de en az bu kadar olacaktır. Kanalın yapım maliyeti sadece bu iş kalemi için 40 milyar tl olacaktır. İşletmeye başladığımızda sadece kazının ederi, 40 milyar tl(~15 milyar USD) ye ulaşacaktır.  Bu koşul, bu işin 15 yılda bitmesi halindedir. Bu süre uzadıkça bu rakam hızla artacaktır. Bu kadar paranın %10’dan para kullanma maliyeti ise yılda 4 milyar tl(1,5 milyar USD) eder.

 

Bu kanal için yapılacak başka yapıları ve yukarıda 10 başlıkta saydığımız başka maliyetleri aklımızdan çıkarmayalım.

 

Bu hesap sadece bir örnek olup sadece akıl yürütmek için verilmiştir. Sadece bu başlık(çekirdek maliyet) kalemi için sade, deneyimli bir mühendisin, TC vatandaşının, biçtiği değerdir. Maiyetin bu kalemde ve rakamda kalması halinde ve de yılda bu kanaldan geçecek deniz vasıtası sahiplerinin buradan geçmek için ödeyecekleri paradan kenara ayırabileceğimiz miktar 4 milyar tl’ye ulaşmaması halinde yukarıda anlatmaya çalıştığım ekonomik tetikçilerin hedefi haline gelmişsiniz demektir.  

 

Tekrar edeyim… Bu maliyet bir tek kalemden ibarettir.

Bu kanalın gelir garantisi de yoktur. Hesabı da yoktur.

 

Böyle bir projeyi insanın aklından geçirip, marifet olarak halka sunması ise bana göre patolojik bir durumdur.

 

Kaldı ki başka yapılabilirlik koşulları, şartları da var…

 

     Sosyolojik yapılabilirlik:

Toplumsal yapıda meydana gelecek olumsuzlukların karşılanıp karşılanmayacağı sorunudur. Konunun uzmanları bilir.

 

    Çevresel yapılabilirlik:

Benim uzmanlık alanım değil. Sadece aklıma gelenleri yazıyorum.

    Bu kanalın yakın ve uzak çevrede her türlü canlının, yaşamlarındaki meydana gelen olumsuzlukların;

    a. Bitki, doğal ve kültürel, varlığının azalmasının;

    b. Endemik doğal ve/veya kültürel bitki türünün kaybolmasının;

    c. Vahşi ve kültürel hayvan varlığının azalmasının;

    d. Endemik vahşi ve/veya kültürel hayvan türünün kaybolmasının;

Ve;

    a. Ekonomik ve ticari hacmin azalmasının;

    b. Kültürel ve tarihi yapıların kaybolmasının;

    c. Doğal anıtların kaybolmasının;

   

Bu kanalın iki deniz(Marmara ve Karadeniz) biyolojisinde sebep olacağı değişiklikleri kestirmek benim boyumu çok ama çok aşan çok çok önemli bir konudur. Bu konuda basında yazılar da çıkmıştır. O yazılarda bu kanaldan olumlu bahseden varsa ben bilmiyorum. Olsa ne değişir?

 

Bedellerinin karşılanıp karşılanmadığı sorusunun cevabının araştırılmasıdır.

 

     Hukuki Yapılabilirlik:

İç ve Uluslararası anlaşmalar açısından yapılıp yapılamayacağını, yapılacaksa bunun hukuki sonuçlarının karşılanıp karşılanamayacağının araştırılması gerekir. Bu konuda benim söyleyebileceğim şu olur. Bu kanaldan geçişler, geçiş hakkının serbest olduğu İstanbul boğazına nazaran daha cazip olmasıyla mümkündür. Var olan Uluslar arası anlaşmalarda, örneğin Montrö Boğazlar Anlaşmasında buradan geçişler için konulan kayıtlar sadece askeri deniz vasıtaları içindir.

 

Geçişi mecbur kılacak uluslar arası bir anlaşma olmadığından ve geçiş ücretleri de bilinmediğinden böyle bir kanalın yapımına teşebbüs dahi aklın alacağı bir şey değildir. Yolcusu olmayacağı açıkça belli olan bir uçuş hattında uçak çalıştırmanın akla vereceği zararı düşünün yeter. Cehenneme sefer koymak gibi bir şeydir.

 

      Siyasi Yapılabilirlik:

Eğer bir proje, ekonomik ve diğer hususlar açısından yapılabilir bulunuyorsa bunun yapımının kararı siyasilere kalabilir. Yok; yapımı ekonomik olarak mümkün görülmüyorsa bu projenin ortaya çıkarılması için çalışanlar mesleklerine ihanetten başka bir şey yapmamış olurlar. Bir projenin kararını siyasilere bırakmadan önce ilgili meslek kuruluşlarının yapılabilirlik kararları gerekir. Bu yapılmıyorsa bütün mesleki eğitim kurumları, ilgili meslek örgütleri kapatılmalıdır. Böyle yapıların yapılma kararlarını siyasilere bırakmak ülkeye yapılacak en büyük meslek melânetidir. (melânet, ihanet kelimesinin yetmediği düşünüldüğünden kullanılmıştır)

 

Biraz daha ileri gidelim… “Böyle bir durumda eğitim kurumlarına, konunun uzmanı kişilere ihtiyacımız yoktur; her şey halkoyuyla halledilebilir” deyip kenarda oturabiliriz. Eğitim kurumlarını ve meslek örgütlerini yönetmenin en kolay yolu bu olur.

     

      Stratejik Yapılabilirlik:

Strateji konusunda kendimi hüküm üretmeye yetkili görmem. Bu konuda benim dikkati çekeceğim nokta, bu projenin iki yüzüdür. Bu hususların stratejik sonuçlarının olacağı kesindir. Askeri strateji uzmanlarının, özellikle denizcilerin görüşlerinin alınmadan böyle bir yapıya teşebbüs edilmesi ancak görevli, ülkeye diz çöktürmekle görevli, yöneticilerin yapabileceği bir iştir.

     

      Özetle;

      1. Bu proje ile ülkemiz, sonu gelmez bir borç çukuruna yuvarlanacaktır. Bunun sonucu iflastır, diz çökmektir, edilgen hale gelmektir. Uluslar arası ilişkilerde hiçbir gücünün kalmaması ve yani kapitülasyonlara ve başka isteklere boyun eğmektir.

      2. Çatalca yarımadasının ucu, 300 metre genişliğinde bir su kütlesiyle ayrılmış olmasıdır. Bu Jeo-strateji açısından, bana göre, Türkiye’nin büyük bir zafiyete, açmaza düşmesidir. Çünkü sular, dünyadaki doğal sınırların büyük çoğunluğunu oluşturur. Bu kanalı yapmak, kendi ülkemizde yeni bir doğal sınır oluşturmak demektir.

      3. İki nehir, Fırat ve Çoruh üzerine peş peşe ve iç içe dizilen içi boş, görevsiz barajların çizdiği BOP sınırına İstanbul’un hemen dışında, batıda da bir doğal sınır eklemiş oluruz.

      Böylelikle ülkemiz anlı şanlı yöneticilerimizin kararlarıyla, daha dar, doğal sınırlara hapsedilmiş olacaktır.

    

     Sonuç olarak:

Getirisi uluslar arası anlaşmalara bağlıdır. Bu kanalın toplam maliyetinin, ne kadar olacağı belli olmayan bu gelirin en çok 6-8 mislini geçmemesi gerekir. Bu sınırı en az on misli geçeğini kasap kedileri bile bilir. Bu projeye karşı çıkmak, akşam evine gidecek kadar aklı olan herkesin görevidir.

 

Böyle bir projeyi ancak ülkemizin geleceğinin kararmasını, ekonomik olarak diz çökmesini, coğrafyasının yırtılmasını, coğrafyasında böyle bir doğal sınırın oluşmasını isteyenler destekler. Bunun adı, benim söz dağarcığımda yoktur. Bu projeyi yapmak, bana göre, ihanet ötesi bir davranıştır. Melânet kelimesi dahi bu kötülüğü kavrayamaz.

    

Ülkemize kurulan ekonomik ve stratejik bir tuzaktır.

Bilim adamı namusu taşıyan herkes, her aydın, aklı başında her yurttaş bu projeye bütün gücüyle karşı çıkmalıdır.

 

İçine düşeceğimiz durumun en ağır manevi sorumluluğunu taşıyacak olanlar, strateji ve ekonomi ile uğraşanlar olacaktır. En önde onların karşı çıkmaları gerekir. Sonra yatırımları yöneten mühendisler sorumludurlar. Medya konuyu toplumun aklına taşıma sorumluluğunu taşır. Aklıselim sahibi kimse böyle bir projeye karşı durmaktan kendini azade sayamaz.

 

İnş. Müh. Naci Özen - Yurttaş Mazlum Çoruh.

mazlumcoruh@gmail.com


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 1 | Onay Bekleyen Yorum 0

Unal SENGUN

:) Müthiş bir evrensel kapsayıcı yorum/yazı. İng'e çevrilip, yerküreye yaymalı..
23.5.2016 07:29:57


Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay