21.11.2017,00:14
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
AB ilerleme raporunun analizi
25022015-1380168_10152000128317843_1509891310_n-161537.jpg
KADER SEVİNÇ
AB – Türkiye ilişkilerinde mevcut durum, fırsatlar ve riskler ile gelecek için yönelimler.

İçindekiler - Türkiye’nin AB müzakerelerinde mevcut durum - Mülteci krizi ve müzakere sürecine etkileri - AB ile Ortak Eylem Planı müzakerelerinde talepler ve son durum - 2015 AB İlerleme Raporu - AB İlerleme Raporu’nun yapısal değişikliği ve yenilenme adımları - Avrupa’da gelecek için yönelimler ve Türkiye: Çok vitesli Avrupa, TTIP, Gümrük Birliği... - AB müzakere sürecinde ilerleme için beş öncelikli nokta Türkiye’nin AB müzakerelerinde mevcut durum 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleri 35 müzakere başlığından oluşur.

 

Bunlardan 33’ü işlevseldir. 8 başlığa ilişkin tarama raporunun AB Bakanlar Konseyi’nde görüşülmesi devam ediyor ve bugüne kadar 14 başlık müzakerelere açıldı. Sadece bir başlık “Bilim ve Araştırma” 2006 yılında geçici olarak müzakerelere kapatıldı.

Müzakereye Açılan 14 başlık

25) Bilim ve Araştırma (müzakereler geçici olarak kapanmıştır)

4) Sermayenin Serbest Dolaşımı

6) Şirketler Hukuku

7) Fikri Mülkiyet Hukuku

10) Bilgi Toplumu ve Medya

16) Vergilendirme

18) İstatistik

20) İşletme ve Sanayi Politikası

21) Trans-Avrupa Şebekeleri

22) Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu

27) Çevre 28) Tüketicinin ve Sağlığın Korunması 32) Mali Denetim

12) Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı

 

G.KIBRIS SORUNU :

8 müzakere başlığı, AB Bakanlar Konseyi’nin 2006 yılında almış olduğu karar çerçevesinde Ankara Anlaşması "Ek Protokolün tam olarak uygulanması koşuluna bağlı olarak" (KKTC hava ve deniz limanları, gümrük birliğinin yeni üye Kıbrıs’a Türkiye tarafından uygulanması) müzakerelere açılmamaktadır. Aynı gerekçelerle hiçbir fasıl geçici olarak kapatılmayacaktır. Bu 8 başlık şunlardır; “1-Malların Serbest Dolaşımı”, “3-İş Kurma ve Hizmet Sunumu Serbestisi”, “9-Mali Hizmetler”, “11-Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “13-Balıkçılık”, “14-Ulaştırma Politikası”, “29-Gümrük Birliği” ve “30-Dış İlişkiler” Aralık 2009’da yapılan AB Konseyi toplantısı sonrasında ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yaptığı tek taraflı bir açıklamayla altı faslın (“2-İşçilerin Serbest Dolaşımı”, “15-Enerji”, “23-Yargı ve Temel Haklar”, “24-Adalet, Özgürlük ve Güvenlik”, “26-Eğitim ve Kültür”, “31-Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları”) siyasi veto hakkını kullanarak açılmasını engelleyeceğini beyan etmiştir.

 

FRANSA SORUNU :

Fransa 2007’de Nicholas Sarkozy’nin başkanlık döneminde başlayarak bugüne kadar süren müzakere başlıklarının siyasi olarak bloke edilmesi durumu sürmektedir. Bloke edilen beş faslın (“11-Tarım ve Kırsal Kalkınma”, “17-Ekonomik ve Parasal Politika”, “22-Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu”, “33-Mali ve Bütçesel Hükümler”, “34-Kurumlar”) müzakereye açılmasına, bu fasılların üyelikle doğrudan ilgili olması gerekçesiyle izin vermeyeceğini açıklamıştır. Daha sonra François Hollande’ın başkanlığı döneminde Fransa 22-Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlığı üzerindeki engellemeyi kaldırmış ve başlık müzakereye açılmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande 27-28 Ocak 2014 tarihlerinde ülkemizi ziyareti sırasında, Fransa’nın müzakere sürecini engelleyen ülke olmayacağını açıklamıştır. 2015 yılında Fransa’nın engeli kaldıracağı 17- Ekonomik ve Parasal Politika başlığının da açılacağı çeşitli defalar gündeme gelmesine rağmen henüz açılamamıştır.

 

Türkiye’ye karşı husumeti ile tanınan Nicholas Sarkozy’nin Cumhuriyetçiler (UMP)’in başkan adayı olma yolunda ilerlemesi ve 2017’de gerçekleşecek başkanlık seçimlerini kazanması Türkiye’nin AB sürecinde yeni bir tıkanıklığa yol açabilir. Türkiye’nin buna yapabilecekleri zaten yapması gerekenlerdir, iyi bir demokrasi olmak ve uluslararası alanda etkili bir aktöre dönüşmek. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin teknik açılış kriterleri yerine getirilebildiği takdirde AB tarafından siyasi engel olmayan 3 başlık :

 

“Rekabet Politikası”, “Kamu Alımları”, “Sosyal Politika ve İstihdam” Bu üç başlık Türkiye’nin önkoşulları yerine getirmemesi, üzerine düşen yasal düzenlemeleri yapmaması nedeniyle açılamamaktadır. Kader Sevinç, 10 Kasım 2015 3 Bu başlıklar doğrudan demokrasinin kalitesi ile bağlantılı başlıklardır. Peki ama neden ?

 

Rekabet politikası başlığının açılabilmesi için “devlet yardımları kanunu”nun AB standartlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Böylece devlet yardımları uygulamalarının izlenmesi, denetlenmesi ve ekonomik koordinasyonu sisteminin oluşturulması ile devlet yardımları alanında şeffaflığın ve adilliğin sağlanması amaçlanmaktadır. Hükümet devlet yardımlarını serbest rekabeti sekteye uğratıcı, yönlendirici bir araç olarak elinde tutmakta ısrar etmektedir.

 

Sağlıklı rekabet koşulları için şeffaf, ölçülebilir şartlar yaratmayı kabul etmemektedir. Bu da siyasi otoriteye kimi gruplar için lehte şartlar yaratma imkânı sağlamaktadır. Yurttaşlarından toplanan vergilerle oluşan devlet bütçesinden sağlanan devlet yardımlarının siyasi bir ayrım olmaksızın toplumun her kesiminin faydasına sunulmasını sağlayacağı için önemlidir. Kamu alımları başlığında ise “kamu ihaleleri kanunu”nu AB standartlarıyla uyumlulaştırmak gerekmektedir. Bu reform şeffaf ve adil bir kamu ihale isteminin oluşturulması anlamını taşıyor.

 

Siyasi iktidarların kamu ihaleleri üzerinde siyasi gündemleri doğrultusunda tasarrufta bulunmalarını engelleyecektir. Yurttaşların, hükümetlerin devraldığı yetkiyi kamu ihalelerinin yönetiminde adil ve hesap verebilir bir sistem içinde yönetmesini öngördüğü için demokrasinin sağlıklı işlemesi için elzemdir. Sosyal politika ve istihdam başlığı Türkiye’de sosyal devlet sisteminin standartlarının yükseltilmesi, iş sağlığı ve güvenliği koşullarının yasal güvence altına alınarak Soma ve benzeri birçok iş kazası faciasının önüne geçmek, sendikal ve sosyal hakları güvence altına almak anlamına gelmekte ve yurttaşların günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bu üç alanda da TBMM’de yapılan kanun görüşmelerinde CHP’nin tüm uyarılarına rağmen gerekli şeffaflık, adillik, uluslararası anlaşmalar ve hesap verebilirlik ölçütleri gözetilmemiş ve bu nedenle yapılan düzenlemeler AB tarafından yeterli bulunmamıştır.

 

Mülteci Krizi ve AB üyelik müzakere sürecine etkileri Mülteci krizi ile ortaya çıkan AB ile Türkiye arasındaki üyelik müzakerelerinde yeni başlıkların açılması gündemi sürüyor. AB tarafından ortaya çıkarılan Ortak Eylem Planı taslağındaki ve siyasi liderlerce yapılan açıklamalarda yer alan ifadeler somut eylem kararlarından çok, somut niyet beyanları olarak tanımlanabilir. AB tarafından açıklanan dört sayfalık eylem planında daha çok AB’nin mültecilerin Türkiye’den AB ülkelerine geçişini engelleyecek ve şartları iyileştirecek yasal, kurum, altyapı ve personel bakımından Türkiye’den beklentileri ve bunların yerine getirilmesi için AB’nin vereceği yasal ve mali yardım ve deneyim paylaşımı, işbirliği için karşılıklı personel ataması gibi konular üzerinde duruluyor.

Mülteci krizi sürecinde masada olan karşılıklı talepler nelerdi? 1. “Türkiye mültecileri kendi topraklarında tutacak”. Bu konuda Türk hükümetinin sözünü tutmasının denetimi, mültecilerin tanımı, geri gönderme işlemleri, terörizm kuşkulu olanlar hakkında istihbarat paylaşımı ve kaçakların sınır ötesi takibi (örneğin Ege Denizi’nde) gibi bir dizi alt başlıkta düzenleme gerekiyor. AB’nin Ortak Eylem Planı taslağı bu konunun ayrıntılarını daha fazla ortaya koymuştu. 2. “AB Türkiye’ye 3 milyar Euro yardım yapacak”.

 

Türkiye’nin bu talebini AB Komisyonu destekliyor. Bu 3 milyarın 1 milyarı AB ortak bütçesinden, 2 milyarı üye ülkelerin ulusal bütçelerinden sağlanacak. Bu bölüm hakkında bazı AB ülkeleri çekimser davranıyor, kendilerinde mülteci sorunu olmadığını öne sürüyor. Türkiye açısından ise hâlihazırda üyelik süreci çerçevesinde genel işbirliği için ayrılan bütçenin dışında, 3 milyar euro hesaplanmakta.

 

Ankara AB’ye mültecilerin bugüne kadar Türkiye’ye toplam maliyetini 7 milyar euro olarak açıklamıştı. Üye ülkeler 3 milyar Euro konusunda henüz ortak karara ulaşabilmiş değiller.

 

3. “Türkiye AB’nin istediği üçüncü ülkelerden gelerek AB’ye geçen kişilere yönelik geri kabul anlaşmasını onaylayacak ve uygulayacak.” AB’nin talepleri arasındaydı.

 

4. “Türkiye ile vize serbestliği için, AB süreci hızlandırarak iki yılda tamamlayacak”. Bu konuda rakamsal verilere dayalı bir fazladan göç dalgası hesabı yapılıyor. Ayrıca Türkiye açısından konunun bazı seyyah gruplarına yönelik ve yine zor işlemlere takılı bir hal alması sorunu olabilir. Vize konusunda bağlayıcı ifadelerden daha çok sürecin hızlanması ve kapasite geliştirilmesi terminolojisi ön planda.

 

Mali destek, Türkiye’de entegre bir sınır yönetimi, sığınma, göç ve vize sistemi geliştirilmesinde kapasite geliştirilmesinden bahsedilmekte. Ayrıca belgede vize serbestisi diyalogunda sürecin en başından beri altı çizilen “Geri Kabul Anlaşması”nın Türkiye tarafından uygulanmasına yapılan vurgu dikkat çekiyor. Kader Sevinç, 10 Kasım 2015 5 Başbakan Davutoğlu ise “Geri Kabul Anlaşması”nın vize serbestinden önce hayata geçmesinin söz konusu olmadığını, bu konuda tavırlarında bir değişiklik olmadığını açıklamıştı. Diğer taraftan AB sözcülerinin iki yıla kadar vize konusunda çözüme ulaşılabileceği yönündeki açıklamaları henüz somut bir takvime ulaşmış değil, daha çok mülteci krizi masadayken vize meselesinde siyasi açıklamalar yaparak konuyu zaman yayma eğilimi görülüyor.

 

5. “Türkiye mültecilerin geri gönderebileceği ‘güvenli ülke’ statüsünde olacak”. Türkiye şuanda “güvenli ülke” statüsündedir. Bununla beraber geçtiğimiz aylarda bu statüden düşürülme yönünde bir dizi girişime de şahit olundu. Mülteci krizinde mesafe alındıktan sonra Türkiye demokratikleşme alanında acil çözüm bekleyen sorunlarını çözmüş noktada olmazsa AB’nin “ortak güvenli ülkeler” listesinden düşürülebilir. Bunun üyelik sürecini de derinden etkileyecek sonuçları olabilir.

 

6. “Türkiye AB zirvelerine yılda en az bir kere davet edilecek”. Bu uygulama için Türk anayasal rejimi uyarınca davetin Başbakan’a gitmesi gereğini vurgulayan üye ülkeler var. Reform süreci işlerlik kazanmadan tek başına yılda bir kez AB zirvelerine davet edilmenin Türkiye’ye AB üyelik sürecinde ilerleme bakımından bir fayda yaratması olası değil.

 

7. Türkiye’nin talebi olan Suriye’de “güvenli bölge” dosyası için AB değil NATO çerçevesinde ABD ile de istişare gereğinin altı çiziliyor. Süreç içinde Türkiye’nin uzun süre ısrar ettiği “Suriye’de güvenli bölge” konusunda geri adım attığı ya da ertelediği anlaşılıyor. Bu konuda NATO ve ABD açısından öncelikler ve Rusya etkeni gibi bir dizi konu Washington-Ankara arasında istişare edilmekte fakat şimdilik ilerleme beklenmeyen bir dosya söz konusu.

 

8. “Türkiye ile bazı müzakere başlıkları açılacak”. Gündemde olanlar: - Enerji (15) - Ekonomik ve parasal birlik (17) - Yargı ve temel haklar (23) - Adalet, özgürlük ve güvenlik (24) - Eğitim ve kültür (26) - Dış politika, güvenlik ve savunma (31) Bu başlıklardan “17-Ekonomik ve Parasal Politika” nın öncelikli olarak açılması beklenebilir. Bir önceki bölümde konu ettiğimiz, açılabilecek başlıklar arasında yer alabilecekken, açılması için Türk hükümetinin gerekli adımları (yasal düzenlemeler) atmadığı başlıklar:

 

Kamu alımları - Sosyal politika ve istihdam - Rekabet (devlet yardımları alt başlığı nedeni ile) Kıbrıs’ta süren taraflar arası müzakereler çözüme doğru umut verici biçimde ilerliyor. Kıbrıs’ta bir çözüm durumunda ek olarak açılabilecek başlıklar: - Malların serbest dolaşımı - İş kurma ve hizmet sunma serbestliği - Mali hizmetler - Tarım ve kırsal kalkınma - Balıkçılık - Taşımacılık - Gümrük birliği - Dış ilişkiler Bugün elimizde olan bilgiler ışığında Türkiye’nin seçim öncesi Merkel’in ziyareti, ilerleme raporunun yayımlanmasının geciktirilmesi ve vize serbestisi konusunda siyasi bazı açıklamalar dışında taleplerinde somut bir ilerleme kaydedemediği yalnızca hükümet partisi için partizan ve AB için hareket alanı en kolay olan siyasi boyutta kalındığı görülüyor.

 

Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AB sürecinde siyasi düzeyde hareketlenme beklenebilir ancak ne başlıkların açılması ne de yapılacak siyasi açıklamalar Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde ve AB üyelik sürecinde ilerlediği anlamını taşımamaktadır. Belirleyici olacak olan Türkiye’de reform gündeminin canlandırılıp canlandırılmadığı ve somut adımlar atılıp atılmadığı olacaktır. AB ile müzakere başlıklarının açılması önemlidir çünkü katılımcı ülkenin o alanda ilerlemesi için yapısal bir çerçeve ve süreç içine girerek AB’ye uyum için ilerlemesi sağlanır. Müzakere başlığının açılması tek başına gerçek bir ilerleme göstergesi sayılamaz.

 

2015 AB İlerleme Raporu İlerleme raporlarının yapısı değişti

Raporda aday ülkenin o yıl içinde AB uyum sürecinde ne ölçüde ilerlediği değerlendirilmeye çalışılıyor. Avrupa Komisyonu bu yıl yeni bir girişim başlatarak yıllık ilerleme raporlarının yapısını değiştirdi. Siyasetin gölgesinde kalmış olsa da raporun uzun, okunması zor bir yapıdan kurtularak daha fazla konulara ve ilerlemeye odaklı olacağı, katılım sürecindeki ülkelerin çeşitli alanlardaki ilerlemelerini karşılaştırma imkanı tanıyan, bir çeşit karne yapısına geçirilmeye çalışıldığı görülüyor. Bu değerli bir gelişme fakat tek başına yetersiz, eylemlerle güçlendirilmesi şart. AB Komisyonu önümüzdeki dönemde daha fazla AB müktesebatındaki konulara odaklı, somut bir takvim öngörüyor.

*İlerleme raporundan anahtar bulgular Demokrasi 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerine katılım oldukça yüksekti. Cumhurbaşkanı'nın seçim kampanyasındaki aktif rolü ve iktidar partisini destekliyor görünmesinin yanı sıra medya üzerindeki artan baskı endişe konusu oldu. Seçim döneminde medya özgürlüğü ciddi bir endişe konusu olmayı sürdürdü. Öncelikle yüzde 10'luk seçim barajı olmak üzere seçimlere yönelik düzenlemelerdeki eksiklikler giderilmeli.

Yönetim 7 Haziran'dan sonra hükümet kurulamadı. Giden hükümetin devlet içindeki 'sözde paralel yapıya' karşı kampanya aktif olarak sürdürüldü ve bu bazı durumlarda yargının bağımsızlığını baltaladı. Cumhurbaşkanı iç ve dış meselelerde etkin kalarak ülke içinde anayasal haklarını aştığı eleştirisine neden oldu. Yargı Türk yargı sistemi 2007-2013 arasında bağımsızlık, duruşmaların kalitesi, gözaltı süreleri, insan hakları gibi konularda önemli ilerlemeler sağladı. Ancak 2014 başından bu yana bu alanda hiçbir ilerleme görülmedi. Yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığına saygı yargıçlar ve savcılar eliyle zarar gördü. Yargıçlar ve savcılar büyük bir siyasi baskı altında kaldı. Türkiye gelecek yıl yargının bağımsız ve tarafsız bir biçimde görevini yapabilmesi için gereken siyasi ve yasal ortamı sağlamalı.

 

*Bu bölümdeki çeviriler BBC Türkçe servisinin haberinden alınmıştır. AB Komisyonu’nun temel bulgular belgesi Türkçe tam metni için: http://chp-avrupabirligi.org/2015/11/10/turkiye-2015-ilerleme-raporu-ile-ilgili-temel-bulgular/ Kader Sevinç, 10 Kasım 2015 8 Yolsuzluk Türkiye yolsuzlukla mücadelede son yılda hiçbir ilerleme sağlamadı. Yolsuzluk algısı ülkede yaygın. Önemli yolsuzluk davalarında soruşturma ve kovuşturmada hükümetin etkisine olanak sağlayan yasal ve kurumsal çerçeve büyük endişe kaynağı. Türkiye bağımsız bir yolsuzlukla mücadele kurumuna sahip değil. Gelecek yıl büyük yolsuzluk davalarında polis ve savcılığın bağımsızlığı güçlendirilmeli. Yolsuzluk suçlarına caydırıcı yaptırımlar getirmeli ve etkin bir biçimde uygulamalı.

 

İfade özgürlüğü Birkaç yıllık ilerlemeden sonra son iki yılda ciddi bir gerileme görüldü. Son yıllarda hassas ve tartışmalı konuları ele almak mümkündü ancak gazeteci, yazar ve sosyal medya kullanıcılarına karşı açılan davalar ciddi bir endişe konusu. İnternet yasasında yapılan değişiklikler Avrupa standartlarının çok gerisinde ve hükümetin mahkeme kararı olmaksızın internet içeriğini engelleme yetkisini artırıyor. Türkiye gelecek yıl gazetecilere özellikle de fiziksel saldırı ve tehditler başta olmak üzere her türlü gözdağına karşı çıkmalı. Kürt meselesi Kürt sorunu çözmeye yönelik ilk olumlu adımların ardından barış süreci PKK'nın şiddete başvurması ve hükümetin buna güçlü bir şekilde yanıt vermesinin ardından Temmuz ayında bütünüyle durdu. Türk ordusu Irak ve Türkiye'de, AB'nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK'ya karşı hava saldırıları düzenledi. Temmuz-Eylül arasında 20'si çocuk onlarca sivil ve 120 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Güvenlik güçleri tarafından işlendiği ileri sürülen ciddi insan hakları ihlallerine yönelik bilgiler var. Cizre'de 9 günlük sokağa çıkma yasağında 20'den fazla sivilin öldüğü yönünde haberler görüldü. Kürt barış sürecinin yeniden başlaması zorunlu. Bu çok fazla insanın hayatını alan bu çatışmanın çözülmesi için en iyi fırsat olmayı sürdürüyor. Yeni hükümet demokratikleşme ve uzlaşma konularında ilerlemeye öncelik vermeli. Suriyeli göçmenler Türkiye Suriyeli göçmenlere sığınma konusunda ciddi çabalar sarf etti.

 

Türkiye 2 milyonu Suriyeli olmak üzere 2,2 milyonla dünyadaki en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Bunun ülkeye maliyeti 6.7 milyar euro. Suriyeliler geçici koruma altındalar ancak Türkiye göçmenlerin istihdam piyasasına Kader Sevinç, 10 Kasım 2015 9 girebilmesi için düzenlemeler getirmeli. Yabancıların Türkiye'de oturma izni ve sağlık hizmeti almaları zor.

 

Ekonomi Türk ekonomisi işleyen bir piyasa ekonomisi olarak kabul edilebilir. 2014'te ekonomik büyüme ortalama oldu. Makrekonomik dengesizlikleri gidermek için hiç bir ilerleme sağlanmadı. Dış ticari açık nedeniyle Türk ekonomisi mali belirsizliklere ve küresel risk değişimlerine karşı kırılganlığını sürdürdü. Raporun ve genişleme strateji belgesinin tam metnini chp-avrupabirligi.org ‘ta bulabilirsiniz. AB Komisyonu’nun temel bulgular tam metni için: http://chp-avrupabirligi.org/2015/11/10/turkiye-2015-ilerlemeraporu-ile-ilgili-temel-bulgular/

 

İlerleme raporunun yapısının değiştirilmesinin yanı sıra AB katılımcı ülkelerde daha etkili hale gelebilmek, son yıllardaki ataletini üzerinden atmak için bazı girişimlerin düğmesine bastı. Bunlarda biri de Türkiye’deki varlığını güçlendirmek. Avrupa Birliği Ankara Delegasyonu'na uzunca bir boşluktan sonra Şubat 2014'te atanan İtalyan AB diplomatı Stefano Manservisi kısa bir süre sonra Brüksel'deki bir görev için ayrılmıştı.

 

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini'nin kabine şefi olarak halen Brüksel'de görevini sürdüren Manservisi'nin yerine Ankara'ya Kasım 2014'ten bu yana bir büyükelçi atanmamıştı. AB dışişleri bakanlığı olarak tanımlanabilecek AB kurumu Avrupa Dış Eylem Servisi'nden yapılan açıklama ile bu görev için uzun zamandır adı geçen HansjörgHaber'in resmen atandığı duyurulmuştu. Büyükelçi Haber Türkiye’den önce Almanya'nın Kahire Büyükelçisiydi.

 

Bu görevinden önce de Avrupa Dış Eylem Servisi bünyesinde görev alan Haber'in son görevi Avrupa Dış Eylem Servisi'nin Sivil Planlama ve Yürütme Birimi başkanlığıydı. Avrupa Birliği Ankara'daki Delegasyonu'nun yapısında bazı değişikliklere giderek yeniden yapılandırma ve yenileme çalışmasını bir süredir devam ettirmekteydi. Geçtiğimiz yıllarda siyasi motivasyonun güçlü olmamasının da etkisiyle Ankara'daki delegasyonun sağladığı içerik ve bilgi ile Brüksel'in beklentilerinin uyuşmaması nedeniyle Brüksel’in Türkiye’de yaşananları okumakta zorlandığı ve bir takım aksaklıklar olduğu konuşulmaktaydı.

 

Önümüzdeki dönem Avrupa Birliği Ankara Delegasyonu’nun ilerleme raporlarının eskiden olduğu gibi Türkçe’ye çevirilmesinden, AB bilgi bürolarının aktifleştirilmesinden başlayarak bir çok alanda daha aktif rol alması Türkiye’deki Avrupa düşüncesinin güçlenmesine ve reform sürecine geri dönülmesine katkı sağlar. Avrupa’da gelecek yönelimleri ve Türkiye Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde büyük fırsatlar ve riskler var.

 

AB süreci iyi yönetilirse Türkiye her alanda kazanır: demokrasi, uluslararası siyasi güç, ekonomi ve toplumsal kalkınma. AB üyesi bir Türkiye “bölgesel güç” efsanesinin ötesinde, uluslararası alanda etkili bir ülke haline gelir. Türkiye için “güç” kavramının açılımı demokratik, eğitimli ve yaratıcı bir toplum olabilmektir. AB süreci bu doğrultuda nasıl etkili olacak? İşte asıl soru budur. Çok vitesli Avrupa tartışmasında Türkiye nerede?

 

Grexit ve Brexit tartışmaları sadece Yunanistan ve İngiltere’nin AB içindeki konumlarıyla sınırlı değil. AB kurumsal sistemi mecburen yeniden yapılanacak. Çok çemberli Avrupa (ya da “çok vitesli Avrupa”, “farklılaştırılmış bütünleşme” veya “ değişken geometrili Avrupa”) projesi artık rayına girdi ve hızla gelişiyor. Merkel’in başını çektiği bir grup lider de konunun bayraktarlığını yapıyor. Bugün konuşulan modelde ilk çemberinde Euro bölgesi ülkeleri var. İkinci çemberde ise, Euro bölgesi ülkelerine ek olarak İngiltere, İsveç, Danimarka, şu günlerde AB üyeliği ile ilgilenen Norveç, sürece geri dönmesi beklenen İzlanda, Türkiye ve Balkan ülkeleri olabilecek.

 

Bu senaryoda Avrupa Birliği’nin genişlemesine olan kamuoyu tepkileri de azalacak çünkü merkezdeki federal Avrupa ilk aşamada yeni ülkelere açık olmayacak. Bu projenin başarısı için önemli unsurlar, bu ikinci çemberde yer alacak ülkelerin hepsinin “tam üye” olarak tanımlanması, Avrupa Parlamentosu’nda üye bulundurmaları ve Euro bölgesi konuları dışındaki tüm politika alanlarında eşit söz ve oy haklarının olması ve de şartları yerine getirecek olan bu gruptaki ülkelere Euro bölgesine katılım yolunun açık tutulmasıdır.

 

Yakın vadede Euro bölgesine üyeliğin çıkarına olmadığı Türkiye bu senaryoda yerini rahatlıkla alabilir. Avrupa değişirken, Türkiye bu sefer fırsatları ve zamanını iyi değerlendirmeli. Türkiye tüm kurumları ile bu sürece dahil olmalı. AB süreci iyi yönetilirse Türkiye her alanda kazanır. Türkiye eksiyen gümrük birliğini güncellerken TTIP konusunda ne yapacak?

 

Avrupa boyutunun da ötesinde, dünyada güç dengeleri yeniden belirlenirken, demokratik açıdan ilerleyecek bir Türkiye’nin batıdaki konumu da güçlenebilir. AB ile ABD arasında ileri bir entegrasyona işaret eden Transatlantik Ticaret ve Yatırım İşbirliği (TTIP), dijital ekonomi ve yeni eneriji politikaları gibi alanlarda Türkiye çağı yakalamalı.

 

ABD ve AB arasındaki Transatlantik ekonomi dünya ticaretinin yarısını teşkil ediyor. Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması TTIP müzakereleri Haziran 2013’te resmen başladı. Bu anlaşma AB ve ABD için en kapsamlı ekonomik ortaklık atılımı olacak.

 

Ayrıca Türkiye, Kanada, İsviçre, Norveç, Japonya, Güney Kore, Çin ve Meksika gibi kendileri için AB veya ABD’nin en önemli ekonomik partnerleri olduğu ülkeler doğrudan ve derinden etkilenecekler. Bunun da ötesinde, genel olarak uluslararası ekonomide tüm dengeleri yeniden şekillendirecek bir gelişme söz konusu. Eşzamanlı olarak başlayan Trans-Pasifik Ortaklık (TPP) süreci ve de G20 çerçevesindeki Dünya ekonomisini düzenleyici olası uzlaşmalarla da birlikte 21. yüzyılın ilk yarısında küresel ekonomik ortam değişiyor. Dolayısı ile uluslararası güç dengeleri de yenileniyor. Neden önemli?  

 

Küresel ticaret ortamı için de büyük önem taşıyan TTIP, hemen hemen tüm dünya ülkelerini·kapsayan Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Doha görüşmelerinde yaşanan tıkanıklığı iki dev ekonomi arasında aşabilir. Böylece TTIP dünyaya standart saptayıcı bir etkiye kavuşur.  TTIP, ticaretin çok ötesinde, üretim standartları, tarım, hizmetler, yatırım, telekom, dijital·ekonomi, çevre ve kamu ihaleleri gibi farklı konulara yayılıyor.  Johns Hopkins Üniversitesi/SAIS’in yıllık “Transatlantik Ekonomi” raporuna göre ABD ve Avrupa·Birliği arasındaki ticaret hacmi 5 trilyon dolara ulaştı. Atlantik’in iki yakasındaki 15 milyon çalışanın istihdam kaynağı da bu ticarete bağlı.  Ekonomik sarsıntılara rağmen AB ve ABD birbirlerinin en önemli ticaret ortağı olmayı·sürdürüyorlar.  Müzakerelerde yedi geniş kapsamlı alan var: 1- Hassasiyet taşıyan sektörlerde sınırlamalarla·tarifeleri azaltmak ya da kaldırmak, 2- Yasal düzenlemeye dair konular 3- Tarife dışı engeller 4- Hizmetler 5-Yatırım 6- Kamu ihaleleri 7- Fikri mülkiyet hakları. Tüm bu alanlarda karşılıklı uyum ve 21. yüzyılın ticaret kolaylaştırma, rekabet, işçi hakları ve çevre konularının standartlarını oluşturmak amaçlanıyor. Bu bağlamda Türkiye için beş temel alanda köklü atılımlar ön plana çıkıyor: 1. TTIP’e dâhil olmak için seferber olmak. 2. Gümrük birliğini, tam üyelik hedefi yönünde, tarım, hizmetler, kamu ihaleleri, sosyal politikalar ve çevre standartları alanlarında geliştirmek. 3. Acil ve de köklü demokratik reformlar, Orta Doğu’ya yönelik tutarlı ve akılcı bir siyaset ve de Kıbrıs’ta inisiyatifi ele alan bir dış politika ile AB ile müzakere sürecine ivme kazandırmak. 4. Ülke içinde AB sürecini partiler üstü uzlaşma, saydamlık ve demokratik katılımcılık içinde bir iletişim ve yönetim anlayışını benimsemek. Kader Sevinç, 10 Kasım 2015 12 5. Uluslararası iletişimde, Türkiye’nin “Asya’ya açık, yaratıcı ve de Batılı bir Avrupa ülkesi” olarak etkisini arttıracak strateji ve de eylem bütünlüğü içinde olmak. AB sürecinde ilerleme için öncelikli beş nokta:

 

1. İlk olarak hemen AB ile sosyal politika, kamu ihaleleri ve rekabet müzakere başlıkları açılmalı. Halkımızın iş güvenliği, sosyal hakları, kadın-erkek eşitliği ve de devletin içine sinmiş olan yolsuzluklarla mücadelede bu başlıklar önemli.

 

Bu müzakere başlıkları üzerinde herhangi bir siyasi engel bulunmuyor. Gümrük birliğinin güncellenmesi müzakereleri de tam üyeliği ve TTIP’e katılım perspektifinde ilerlemeli. Türkiye’de siyasi irade ve yurtseverliğe ihtiyaç var.

 

2. Eş zamanlı olarak iç güvenlik ve internet gibi alanlardaki tüm anti-demokratik yasalar değiştirilmeli ve yargının bağımsızlığı tesis edilmeli. Bu konuları kapsayan 23 & 24 nolu AB müzakere başlıklarının açılması olumlu katkı sağlayacaktır.

 

3.Türkiye vize konusunun çözümü için siyasi söylemlerle yetinmemeli ve yakaladığı fırsatı değerlendirerek hızla hedefe gitmelidir. Vize konusu teknik bir mesele değil bir yurtseverlik konusudur.

 

4. Kıbrıs konusunda iyimser olmak için bu sefer yeterli sebepler olduğu görülüyor. Kıbrıs’ta taraflar arası müzakereler desteklenmeli, tarafların hızla adil bir çözüme ulaşmaları için şartlar oluşturulmalı. Süreç içinde Türkçe’nin AB üyesi Kıbrıs’ın resmi dillerinden biri olması nedeniyle resmi AB dili olarak hızla kabul edilmesi önem taşıyor. Bunun Türkiye ile ilişkilere de iletişime de önemli bir katkısı olacaktır.

 

5. AB müzakerelerinin yönetim modeli tüm toplum kesimlerini ve partileri kucaklayacak bir yapıda yeniden düzenlenmeli. Daha önce Türk ve Avrupa basınında gündeme getirdiğim Hırvatistan modelinde olduğu gibi, muhalefet partilerinin de müzakerelerde doğrudan rol ve sorumluluk aldığı icra kurullarına ihtiyaç var. Böylece sivil toplum ile ilişkiler kitlesel toplantı şovlarının ötesine geçecek. Sendikalar, özel sektör, akademik kurumlar, medya ve de çevreden gençliğe her alandaki sivil toplum kuruluşlarıyla partizan olmayan ve birebir ortak çalışmalar başlayacak. AB Bakanlığı da buna göre yeniden yapılandırılmalıdır. AB standartlarına uyum konusu bir toplumsal sahiplenme ve seferberlik alanına dönüşecek.

 

6. Stratejik olarak ise, AB ile ilişkiler müzakerelerin çerçevesini aşmalı. Avrupa’nın, dolayısıyla da Türkiye’nin istikbalini şekillendiren enerji, yeni teknolojiler, sosyal sistem, dünya ticareti ve eğitim alanlarındaki AB siyasetinde Türkiye yer almalı. “Farklılaştırılmış bütünleşme”, “çemberler Avrupası”, “çok vitesli Avrupa” sürecinin yakından takibi ve Türkiye’nin bu alanda aktörleşmesi önem taşıyor.

 

kadersevinc@gmail.com

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

Yazarın Diğer Yazıları
YazıYorum
Dolar / TL kuru 11 ayın zirvesini gördü. Esasen düz mantıkla baktığınızda dolardaki yükseliş eğiliminde şaşıracak bir şey yok. Fakat ısrarlı çıkış, herkesin yüreğini ağzına getiriyor.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay