24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Süper babaanne
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Öldü dediklerinde dokuz yaşındaydım, o ise seksen beş.

Süper babaanne… Ömrümün ilk anlarına tanıklık eden, ömrünün son anlarına tanık olduğum kadın. Beyaz saçlarına doladığı tülbendi, avludaki çardakta etrafına doluşan biz çocuklarla yaptığı neşeli sohbetleri, anneannemin evine giden yokuşu ağır ağır tırmanışı, kuzenim Şafak’a Şeffak deyişi, cebinde leblebi, üzüm, fındık bazen de meyve eksik olmayan kahverengi hırkası; belleğimde soluklaşmış çocukluk anılarımın belki de tek parıltısı.

Kocasını savaşta kaybeden yoksul bir kadının dördüncü ve en küçük kızıydı Saniye.

 

Hem kendi hem de ailesinin iyi yaşayabilmesi için annemin dedesi ile evlendirildiğinde on beş yaşına henüz girmişti. Altmış yaşındaydı dede ve birçoğu evli, on beş çocuğu vardı. Üçüncü karısı da ölmüştü. Mahallenin hali vakti yerinde, sözü dinlenir, hatırı gözetilir, evlenilmesi makbul sayılır dul ağasıydı. Anlattıklarınca, iyi de bir insandı.

 

Çocukları oldu Saniye’nin, tam beş tane. Büyüttü onları, büyüdü onlarla. Boyunu aştı evlatları, bir zaman sonra da sevdaları. Yakın mahalleden bir kıza aşık oldu oğullarından biri. İlla da istediler birbirlerini. Okuma yazması yoktu Saniye’nin, parayı bilmezdi, çarşıya gitmişliği yoktu ama lekesizdi yüreği. Belki de bu yüzden hisliydi.

 

İstihareye yattı, oğlunun bu mürüvveti hayırlı mı değil mi diye. Kederli uyandı. Dedi: “ Oğul, bu evlilik iyi gelmeyecek gel vazgeç”. “Onunla üç gün aynı yastığa baş koyacak olsam da evleneceğim”dedi oğul. Saniye’de bildi, yâda düşen kor için artık çok geç. Düğün sofraları kuruldu. Oğul ile gelin aynı yastığa baş koydu.

 

Tam altı ay sonraydı; oğul dağda, sıcağın altında odun kırmaktaydı. Öğlen yemeğini getirdi karısı, çok sevdiği kocası serinlesin diye bakraç içinde de buz gibi ayran. Çalışmaktan, döktüğü terden susuzdu oğul, dikiverdi bir çırpıda ayranı yanan boğazından. Serinledi, bir süre sonra rehavet süzüldü ruhundan. Karısını uğurladı, uzanıverdi bir ağacın altına, yarım saat uyumak istedi yeniden işe dalmadan.

 

Günün karanlığa ulaştığı saatlerde buldular onu, hala o ağacın altında, hala sırılsıklam olan gömleği sırtındaydı. Boncuk boncuk terler birikmişti ateş gibi yanan alnında. Sarıp sarmaladılar hemen oracıkta.

 

Uzun yol gittiler, emanet ettiler tabiplere şehir hastanesinde. Günlerin gözü gecelerde, gecelerin gözü günlerde... Saniye oğlundan gelecek iyi haber için kah kapıda kah pencerede. Yüreği deli divane, uykunun izi yok yüzünde.

 

Sabah bilsin, gece görmesin diye pencereden soktular cenazeyi eve. Gecelerce bekleyişlerin yorgunluğundan içi geçti kapandı gözleri, görmedi Saniye. Sabah mecnunluğa uyandı, bedeni ruhundan sakındı. Oğlunu toprağa, yüreğini dağlara taşlara koydu. Kimsenin yanında ağlamadı, lüzumundan fazla konuşmadı.

 

Mecnun oldu dedim ya, gerçekten mecnun oldu. Ne evinde durabildi ne dolaştığı bağlara bahçelere sığabildi. Bazen bir çeşmenin akan suyuna, bazen toprağa kattı gözyaşlarını. Avuç avuç kavurdu toprağı ateşte. Kavurdu yedi. Yüreğini kavuran, oğlunu yutan toprağa biçtiği acı berdeli gibi. Ne sigara içerdi ne de bilirdi, atılmış izmaritlerin son nefeslerini, kâğıtlara tütün gibi sardığı mısır püsküllerini içti.

 

Çok zaman sonra döndü yaşama, ailesine, çocuklarına. Torunları doğdu. Bütün mahallenin babaannesi oldu. Herkesi sarıp sarmaladı, bağrına sığmayan insan kalmadı. Evinin önünden geçen hiç kimseyi bir lokma dahi olsa yedirmedenbırakmadı. Annemin babaannesiydi ama benim ve bütün çocukların süper babaannesiydi.

 

Annem anlatır her zaman, usanmadan dinlerim. Yedi sekiz yaşlarında iken hastalanmış annem. Midesine kancalı kurt musallat olmuş. Bir deri bir kemik, öldü ölecek telaşıyla kaldırmışlar şehir hastanesine. Bir biri, bir diğeri hastanede, babaanne evin penceresinde nöbette. Ne açlığa ne uykuya yenik. Cenazeyi pencereden sokmasınlar diye.

 

Her biri bir ömrü anlatan derin çizgileri ile çocukluğumu eğiten en güzel insandı. Hep seven yumuk bakışlarıyla hiç okumamış bir filozoftu. Yaşamın sertliğine meydan okuyan yumuşacık yanakları öpülesi emekti. O tanıdığım, kazancı sadece sevgi olan ilk emekçi kadındı.

 

Tüm emekçi kadınlara şükranlarımla.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 1 | Onay Bekleyen Yorum 0

sema

Ne guzel anlatmissiniz, tesekkurler babaannenizle tanistirdiginiz icin.
20.1.2017 05:06:02


YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay