24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
İnsana rağmen insan
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Endişe duyduğumuz, yaşamımızı sürdürürken yalpalamayalım diye dikkat kesildiğimiz öyle çok mesele var ki, bazıları, belki de pek çoğu dikkatimize değmeden yaşamlarımıza değiyor.

Hafta sonu, İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Merkezi’nin gerçekleştirdiği panel konusu da böyle meselelerden biriydi. “Sağlık Hukukunda Bilgilendirme, Tanıtım ve Reklam Uygulamaları”.

 

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Türk Tabipler Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, İstanbul Eczacılar Odası, İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası, Tüketici Birliği Federasyonu, Reklam Özdenetim Kurulu, Hasta ve Hasta Yakınları Derneği temsilcilerinin konuşmalarından anlaşıldığı üzere, bir kez daha anladık ki; insanoğlunun en sıkıntılı meşguliyeti, insana rağmen insanı korumak.

 

Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ( Tıp bilimi ve dallarının uygulanışını düzenleyen kanun) ve ilişkili yönetmelikleri gereğidir ki, hekimler ve sağlık kuruluşları hiçbir koşulda, kendilerine dönük rekabet avantajı sağlayacak reklam yapma hakkına sahip değiller.

 

Hastalıklar, uygulanan tedavi yöntemleri vb konularda objektif bilgiler vermenin dışında bir uygulamaya müsaade etmeyen bu kanun ve yönetmeliklere göre başta internet düzleminde, sosyal medya paylaşımlarında hastalarıyla tedavi öncesi ve sonrasını karşılaştıran, kurumlarının görsel estetiğini ön plana çıkaran fotoğraflarını paylaşan sağlık çalışanları bile kanunlara aykırı davranıyor ve cezai müeyyide ile sorumlu kılınıyor.

 

Tüketici yasası ve ilgili yönetmeliğin reklamlarla ilgili düzenlemelerin ihlali gerekçesi ile Reklam Kurulunun ve aykırı reklam niteliğindeki yayınlar gerekçesi ile RTÜK’ün yerel, ulusal TV kanalları, radyo kanalları ve basılı yayınlar ile ilgili yüzlerce cezai yaptırım kararları caydırıcı nitelikte olmadığı gibi, sanal dünyanın sınırsızlığında ahlaki yönünü kaybetmiş sağlık ticareti denetlenemez, önünde durulamaz taşkın bir sel gibi önüne katıp sürüklüyor bizlerimeçhul bir uçurumun insafsızlığına.

 

İnsan odaklığını, varlık kaygıların ve kapital iştahın gazabına kurban eden törensel bir ayine doğru yolcu iken zihnim, arka sıralardan, kapitalizmin serbest vuruşlarında geliştirdiği kaslarını kaybetmeye niyeti olmayan asabi bir direniş çığlığı yükseldi.Uzun yıllar önce editörlerinden biri olduğum bir sağlık dergisi adına röportaj yaptığım, estetik cerrahı bir hekimdi hışımla itiraz eden.

 

“Komünizm bütün insanları aptal kabul eder ve kendi kuralları ile yönetmek ister. Kapitalizm ise bütün insanları akıllı kabul eder ve kendilerini yönetebileceklerine inanır. Herhangi bir sağlık kuruluşuna bağlı olmayan bir hekim olarak ben, sermayesi çok güçlü sağlık kuruluşları karşısında varlığımı sürdürmek için bu reklam içerikli tanıtımlara ihtiyaç duyuyorum” dedi. Zihnimi az önceki yolculuğundan alıkoyup, bambaşka yolculuklara düşürdü sözleri.

 

Çok değil üç yıl önce, yaygınlık oranı yüksek olan tiroit bozukluğu hastalığımın teşhisi bir türlü konulamadığı için yaşamak durumunda olduğum o riskli ve ızdıraplı aylar geçti gözümün önünden. Bir hastaneden diğerine, bir doktordan diğerine savruluşumdaki tükenmişlik sarıldı boğazıma.

 

Savuşturup nefes almak istercesine seslendim;

“Elbette ki yalan vaatlerle kandırılmak, bilimsel olmayan tedavilere, ilaçlara maruz kalmak, gerçekçi olmayan başarı göstergeleriyle aldatılmak, bir ticari meta gibi karşılanmak isteyeceğimiz ve onaylayacağımız bir şey olamaz. Önceliğinin her daim insan sağlığı olması gerektiğine inandığımız hekimlik mesleğinde rekabetsiz bir ortamı gerekli kılıyorsa yasalar, hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının yeterliliklerinin de aynı standarda sahip olmasını beklemek haklılığımızdır. Bu çerçevedeki mağduriyetleri düşünürsek, bir vatandaş olarak doğru hekimi nasıl bulacağız?”

 

İç dünyası da dış dünyası da açmazlarla dolu insan, bir yandan etik ve ahlakın, diğer yandan e yaşamsal kaygıların dayatmasıyla doğal olarak gelişen bu diyalektiğin sonuçsuzluğunda savrulmaya devam edecek mi bilinmez. Ama bugün neredeyse yaşamımıza temas eden her mesele gibi bu mesele de derinlerdeki aynı sorgulamaya gark ediyor düşünen zihinleri.

 

En meşakkatli, en açmazı kayıp dolu meseleler kimin eseri; sistemler ve sistemsizliklerin, yasalar ve yasasızlıkların mı, yoksa insana rağmen insana kayıtsız ve çokça acımasız biz insanların mı?

 

Kimin?

 

Jalyan70@yahoo.com.tr

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay