19.02.2018,06:33
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Sen insana lazımsın, insan da sana
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“Ben galiba bunuyorum” dedim…

Nörolog Armanak Bey’in odasına girmeden önce, dört beş yıl önce aldığım nöropsikoloji eğitimi notlarıma yeniden göz attım. Notlarım, bir demans sürecine girdiğime dair şüphelerimde haklı olduğumu söyler gibiydi. Doğru ise en iyi ihtimal ile on sene sonra kendi adımı bile hatırlamayacaktım.

 

Yılları deneyimlemiş babacan gözleriyle baktı Armanak Bey; “Dur bakalım daha çok gençsin” dedi.

 

“Genç değilim kırk altı yaşındayım. Belki bunamak için genç bir yaş ama geçmişimi neredeyse hiç, dün yaşadıklarımı bile hayal meyal hatırlıyorum. Okuduğumu anlamıyorum, dakikalarca aynı yazıya bakıyorum. Beynim jöle gibi kafatasımın içinde bir sağa bir sola sallanıyor sanki. İç organlarım sürekli zelzele olurmuşçasına titriyorlar içimde. En kötüsü de bir türlü dinmeyen, başımın içini yakan ağrılara eşlik eden o karanlık uğultu” diye direndim.

 

Muayeneye geçerken gülümsedi. Yine o babacan gözleriyle baktı “Endişelenme” der gibi.

Hastaneden çıkarken, Armanak Bey’in beni iyileştireceğini vadettiği ilaçların reçetesi elimdeydi, “Son zamanlarda bu şikâyetlerle gelenlerin sayısı çok arttı, toplumsal bir sorun artık” sözleri ise zihnimde. Daha bir titredi sanki ellerim. Yürürken sağımdan solumdan geçen enerjisini kaybetmiş, donuk gözlere kendimden öte bir endişeyle değdi gözlerim.

 

Her geçen gün daha da sertleşen yaşam koşullarının yarattığı kişisel açmazlarımıza eklemlenen toplumsal kaosların, güvensizliklerin ve birlik bahçemizden sökülüp savrulan değer taşlarının stresi, öfkesi, korkusu, endişesi ile benliğimize yayılan anksiyete, beynin yönetsel işlevlerinde böylesi bozulmalar yapabiliyor ve giderek daha çok insana sirayet eden toplumsal bir sorun haline geliyor.

 

Yapılan akademik gözlem ve araştırmalara göre, psikolojik tedavi görenlerin sayısının yüzde üç yüz arttığı Türkiye’de her dört kişiden biri ruh sağlığı bozukluğu yaşıyor ve genel ruhsal rahatsızlıkların yüzde seksenini depresyon ve kaygı bozukluğu yani anksiyete oluşturuyor.

 

Hastalanıyoruz…

 

Adalet, özgürlük, güvenlik, eşitlik, paylaşım, birlik gibi insanlığa dair üst değerlerle birbirine bağlanan toplumların, bu değerlerini bir bir kaybettikçe yuvarlandığı anlamsızlık girdabına bizler de itekleniyor, sürükleniyoruz toplumca. İstikbal tacirlerinin çizdiği pembe panjurlu grafik panolarının arkasında gizlenmiş zehirli bir sarmaşık gibi boğazımızı sıkan ekonomik çöküntü ile boğuluyor, yirmi dört milyonu bulan icra dosyaları, teker teker iflas eden çınarlık fabrikaları, intiharın eşiğinde atanamayanları, elinde diplomasıyla bir dala tutunamayanları ile gömülüyoruz asgari ücretliler mezarlığına hoyratça.

 

İkilemdeyiz; bir yandan terörün kalleş pençesinde genç umutlarıyla toprağa parça parça düşen askerimiz, jandarmamız, polisimiz için kanayan gönlümüz, bir yandan semirdikçe yanakları allanan doymazın toprak talanına siper olan jandarmamızı, polisimizi gören gözümüz ile.

Değersiziz kendimize, değersiziz birbirimize; Yüce Divan korkusunun mutlak kıldığı başkanlık zaruretinin tahammülsüz bencilliğinde. Yaratanın hatırı yok artık seçilmişlik hezeyanında ateşlenmiş o marazlı zihinlerde.

 

Yalpalıyoruz, alternatif çıkışları tıkanmış yolların umutsuzluğunda. İstikrarsızlığın müsebbibi yollara istikrar döşemeye çabalayan, balçık zemine paçasından yapışmış paramparça kaldırım taşları misali, giderek batıyoruz, üzerimizde yürüyen gestapo çizmelerinin ağırlığında.

 

Ölüyoruz; yediklerimize tohumlanan, giydiklerimize dokunan, içtiğimiz suya bulaşan, aldığımız havayla nefesimize sokulan zehirlerin dumanında. Öldürüyoruz; hukuksuzluğu, kuralsızlığı, yasa tanımazlığı benliğimize yerleştiren balık başlarının kokuşmuşluğunda.

Hastalanıyoruz toplumca, hasta ruhların şifasızlığında…

 

Unutma nice hanlıklar, nice imparatorluklar yıkıldı, nice diktalar devrildi mazlumun ayaklarında. Bugün ardından şuursuzca koştuğun yarına baki kalacak sanma. Kulak ver, “Bütün etkenleri ele, kalan hakikat olmalıdır” diyen Sherlock Holmes’a. Göreceksin tek hakikat apaçık bekliyor olacak yaşanası insanlıkta. Bırak korkunun elini uzat insana. Bil ki sen insana lazımsın, insan da sana.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Bertolt Brecht’in 120 yaşı dolayısıyla Zeliha Berksoy müthiş bir oyun sahneye koydu: İnsan neyle yaşar?
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
En önemlisi konunun eski anlamda bir 'siyaset' tartışması olmadığını idrak etmektir.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?