24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Bana otoriteni söyle
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
1995 yılında New York Times’ta bir makalede yayınlanan, yetmiş yaşlarındaki bir Japon Askeri Tabibin sözleriyle sarsıldı dünya.

“Otuz yaşlarında genç bir adamdı. Çıplaktı, masaya bağlanmıştı. Veba mikrobu bulaştırılanlardan biriydi. Hastalığın iç organlardaki etkilerini araştırıyorlar ve anestezinin bulguları etkileyebileceğini düşünüyorlardı. Elime bıçağı aldığımda bağırmaya başladı. Göğsünden başlayarak midesine kadar açtım. Korkunç sesler çıkartıyordu, yüzü acıdan şekil değiştirmişti. Nihayet sustu. Cerrahlar için bu, gündelik bir işti. Ancak beni gerçekten çok etkiledi, çünkü ilk kez yapıyordum”

 

Japonlar tarafından işgal edilen Çin’in kuzeydoğusundaki Mançurya’da, 1931- 1945 yılları arasında, fikrin sahibiJapon Askeri Tabip ( Mikrobiyoloji uzmanı) İshiiShiro başkanlığında oluşan ekip, kimyasal ve biyolojik silahlar geliştirmek amacıyla, savaş koşullarının ve silahların insan vücudu üzerindeki etkilerini araştırdılar. Adları “731. Birlik”ti.

 

Kimi kayıtlara göre sayıları on bini bulan çoğu Çinli olmak üzere, Koreli, Moğol, Rus ve Amerikalı savaş esirleri, komünizm sempatizanları ve sıradan suçlular kobay olarak kullanıldılar. Tabipler, esirlerin bir bölümüne hastalık bulaştırarak sağlıklı olan diğer bir bölümünün yanına koydular, hastalıkların bulaşma sürelerini öğrendiler.

 

Bir bölümünün bulundukları yerin hava basıncını yükselterek gözlerinin hangi basınçta yuvalarından fırlayacağını tespit ettiler. Kazıklara bağlanan esirlerin üzerine veba taşıyan haşeratlar püskürterek ne kadar zamanda, kaç kişinin öleceğini buldular. Kimilerini ise dondurup, soğuk iklim şartlarından korunma yöntemleri geliştirdiler. Hamile kadınlar da dahil hastalık bulaşan esirlerin bedenlerini anestezi vermeden kestiler ve iç organlarını canlı canlı incelediler.

 

Ha esirlerin adı mı? Onlara “ Maruta” adını verdiler. Japon dilinde “ağaç kütüğü”…

Deneylerden haberdar olduğunda Amerika,  Fort Detrick Biyolojik Silah Araştırma Laboratuvarı aracılığı ile İshiiShiro ile görüştü. Araştırmasonuçlarının kendileri ile paylaşılması karşılığında Shiro ve ekibinin ve de üst düzey yetkililerin yargılanmayacağı sözünü verdiler. Yargılanmadılar! Kimileriihya oldu, kimileri alanlarındaki en yüksek mevkilerde görev yaptılar ömürlerinin geri kalanında.

 

11 Nisan 1961’de Kudüs’teki bir mahkemede görülen dava naklen yayınlandı televizyonlarda. İkinci Dünya Savaşında birçok Yahudi’yi öldürmekten yargılanan Adolf Eichmann endişesiz, sakin tavırlarıyla kendisinin karar veren olmadığını, sadece emirleri yerine getirdiğini anlattı.

“İnsanların çoğunun muhakeme yeteneğinin olmaması, muktedirler için ne büyük bir nimettir”  Adolf Hitler

 

1992-1995 yılları arasında kayıtlara göre üç yüz on iki bin kişinin akla sığmayan işkencelerle katledildiği Bosna Hersek’te, BM Barış Gücü tarafından korunan(!) Srebrenitsa şehrini işgal edip,bu şehri Sırp halkına armağan ettiklerini ve nihayet Türklerden tarihin intikamını aldıklarını söyledi Sırp ordusu komutanı RatkoMladiç. Tarih 11 Temmuz 1995 idi. Mladiç ve askerleri tarihin intikam arzusundan almışlardı emri.

 

Bugün birçok dini terör örgütü kutsal kitaplardan aldıklarını söyledikleri emirlerle kendilerinden olmayanların boğazlarını kesiyor, canlı canlı yakıyor, acımadan vuruyor, keyifle seyrederek asıyor. Kimi terör grupları ise, “dava” kavramında kendilerini soteleyen sömürgeci aşçılarından alıyorlar emirlerini.

 

Bu insanların çok ama çok kötü, hatta iflah olmaz psikopatlar olduklarını düşünüyorsunuz değil mi. Doğrusunu isterseniz ben de. Acımdan ve öfkemden aldığım emirle.

 

Eichmann’ın savunmasındaki tutumundan ilham alan StanleyMilgram’ın “Otoriteye İtaat” deneylerini bilmeyenimiz pek azdır sanıyorum. Bitişik odada sorulara doğru cevap vermeyen, bir türlü öğrenmeyi beceremeyen deneklere, acı çektiklerini, artık dayanamadıklarını, hatta kalp hastası olduklarını acıyla haykırmalarına rağmen, 450 voltluk en yüksek dereceye kadar elektrik akımı veren diğer denekler, gazetedeki ilan üzerine gelen, toplumun içinde normal yaşayan, yaşları 20 ile 50 arasında değişen işçi, memur, iş adamı yani sıradan insanlardı. Katılımcılar içinde deneyin yöneticisine itaat eden %80’lik bu grubun içerisinde gerçekten çok sıradanlardı.

 

Yıllar geçti, insanlık ilerledi, dünyada ve ülkelerde birçok değişiklikler yaşandı. Milgram’ın deneyleri, deneklerin doğru bilgilendirilmediği, manipüle edildiği gerekçesi ile eleştirildi. Etik yönergeler çerçevesinde Jerry M. Burger 2009 yılında yeniden tekrarladı deneyi. Milgram’a gelen eleştirilerden arınmış bu özgün deneyinde 20 ile 81 yaşları arasında %40’ı üniversite mezunu, % 20’si yüksek lisans belgeli, Milgram’ın sadece erkek deneklerinin aksine kadın ve erkek karışık deneklerle çalıştı.

 

Sonuç; İnsanlık %10 ilerleyebildi. Bütün bu geçen yıllar içindeki insan hakları hareketlerine, savaş karşıtı gösterilere, medeniyet çığlıklarına rağmen insanlık %10 oranında öğrendi “otoriteyi sorgulama” yı. %70 hala çok sıradandı.

 

Hepimizin hizmetkârı olduğumuz otoritelerimiz var. Bazen bilinçaltımızda, bazen tam karşımızda, aslında çoğunlukla kol kola karşı koyamayacağımız uzaklıkta.

 

Nefret, kin, öfke, şehvet…

Sevgi, akıl, gerçek, adalet…

Sahi, hangisi sizin için bir “otorite” içinde olduğunuz sıradanlıkta.

 

"Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere!" Nietzsche

 

Jalyan70@yahoo.com.tr

 

 ( Kaynak: Sevil Atasoy, “Bu Ayak İzleri Senin Dr. Watson”! Gerçek Suç Öyküleri İle Adli Bilimler,731. Birlik,2010)


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay