24.11.2017,21:54
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
İşçiler ayakta, patronlar yatakta ölür.
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
...Ölmeyecek biriyle el sıkışmadım hiç. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum”...
2007 yılında doksan dört yaşında iken hayattan ayrılan Albert Ellis ( İnsanların, kendilerine ve başkalarına zarar veren düşünce ve davranışlarını değiştirerek mutlu olmalarını sağlamaya çalışan akılcı-duygusal terapinin kurucusu ve uygulayıcısı.), doksanıncı yaş gününü kutlarken, kendisine veya görüşlerine muhalif olduğu anlaşılan bir okuyucusunun “Ölüme bu kadar yakın olmanız size ne hissettiriyor?” imalı sorusuna şu yanıtı vermişti: “ Ölmeyecek biriyle el sıkışmadım hiç. Sizinle de tanıştığıma memnun oldum”.
 
Çılgın hezeyanlarla arşta değilsek eğer, hangimiz iddia edebiliriz ki hiç ölmeyeceğimizi. Peki buna rağmen kaçımız biliyoruz gerçekten, ölüme her an bir adım mesafede gezdiğimizi…
 
Yaşamdaki “kesin olan tek gerçek” olduğu ne kadar mevcut olsa da zihinlerimizde, attığımız her nefesli adımın güvencesiyle içinden geçtiğimiz hayaletten daha somut değil ölüm bilincimizde.
 
Kul olmayı, Tanrısal değerlerin zenginliğinde varlıklı olmaktan çıkarıp, kendisinden daha pahalı dışkılayan bir başka ölümlünün dışkılama maliyetlerini karşılamaya içselleştirmiş proletarya için de bu böyledir, kendisine Tanrısal değerlerin yaratıcılığını atfetmiş, ölümlü bedeninde işkembesinin ölümsüzlüğüne tapınmış kapitalist burjuva için de.
 
Biri varlığının kanıksanmış değersizliğinden, diğeri kendisinden başka herkese mübah kılan kibrinden konduramamıştır ölümü kendisine. Nihayet o ki: Biri, bir maden ocağında, bir inşaat çatısında, bir makinenin dişlisinde, bir direğin tepesinde, bir kamyonet kasasında; diğeri yaş aldıkça yattığı, yattıkça yaş aldığı pahalı yatağında yakalanıverir o bilinen ama umulmayan gerçeğe.
 
Heyhat, “İşçiler ayakta, patronlar yatakta ölür” fısıltısı, kaleme gelmemiş ama yaşama dövmelenmiş bir atasözü gibi yapışıveriyor belleğe.
 
 Bugün Türk Dil Kurumunda “Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse” olarak çerçevelenmiş proleterin yani işçinin, kendi yararına çalışmaktan ve kendini gerçekleştirecek üretkenlikten, yaratıcılıktan ve nihayetinde var olmaktan uzağa fırlayışı ne bugünün ne de yakın geçmişin sancısı. Yol alsak bıraktığımız ayak izlerimizden geriye doğru, yüzlerce yıl öncesi de binlerce yıl öncesi de bugünün aynısı. İyi ama asırlar geçse de değişmiyorsa yazgısı, müsebbibi kimdir, kimin yetmiyor kaygısı. 
 
Tam bir buçuk asır önce meydan okudu Lafargue kapitalizmin vahşi çalışma koşullarına, liberalizmin beyinleri uyuşturan istilasına, çalışma ve tüketim döngüsünün yarattığı köleliğe. Ama daha çok bile bile, isteye isteye gidilen ama umulmayan o ölümlere.
 
“Uygar ulusların bütün üreticilerini kapsayan büyük sınıf olan proletarya, kendi özgürleştiğinde insanlığı da kölece çalışmaktan kurtaracak ve insan denen hayvanı özgür bir varlık kılacak olan bu sınıf, yani proletarya, içgüdülerine ihanet edip tarihsel misyonunu göz ardı ederek çalışma dogmasının saptırmalarına kendini kaptırmıştır. Çektiği ceza ise sert ve korkunç olmuştur. Her türlü bireysel ve toplumsal sefalet, proletaryanın çalışma tutkusundan doğdu… 
 
Çalışın, çalışın proleterler, toplumsal serveti büyütmek ve bireysel sefaletinizi arttırmak için çalışın; çalışın ki daha da yoksullaşarak, çalışmak ve sefil düşmek için daha fazla gerekçeniz olsun. Kapitalist üretimin insanın gözünün yaşına bakmayan yasası budur.” manifestosuyla haykırdı düne de, bugüne de: Erdemli ve yaratıcı insanlığın özgür zamanlara olan ihtiyacını. Özgür zamanların, yaşamın içinde var olan ama hiç hatırlanmayan “insan” karşılığını.
 
Oysa o “sadece ekmeğimin derdindeyim” yalanında kutsadı özgürlüğünden kaçışını. Tevazu maskesinde gizledi erdemli varlığına olan inançsızlığını. Kullaştıkça, köleleştikçe okşadı çekinik narsizmini. Ezildikçe güçlünün pençesinde, kondurmadı üzerine ölümü, soyut kaldı değersizliğinde. 
 
Sevmedi özgürlüğünü proletarya, ne kendini özgür kıldı ne kendinden ötesini. Bilemedi, geçmiş de kendisiydi, gelecek de kendisi.
 
Sevmedikçe özgürlüğünü, sevmedikçe insanlığını, dün gibi bugün gibi aynı olacak yarında da yazgısı.
 
Her ölüşünde şıngırdadıkça boynuna taktığı altın prangası, kaleme gelmemiş ama yaşama dövmelenmiş bir atasözü gibi yapışacak belleğe “İşçiler ayakta, patronlar yatakta ölür” fısıltısı.
jalyan70@yahoo.com.tr
 

YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 1 | Onay Bekleyen Yorum 0

Gürsel

hissettiklerimin kelimeleri bunlar. Ancak patronların yatakta öldüğüne katılmıyorum çünkü saat 06:00'da yataktan çıkıp gece yarısına kadar ayaktayım. o düşünce küçükburjuva düşüncesidir.
10.7.2015 14:54:13


YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay