22.02.2018,02:09
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Bir mezarınız olsaydı keşke
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Sevdiğiniz birinin ölüsünü bulduğunuzda sevindiğiniz oldu mu hiç? Ya da kendinizi şanslı addettiğiniz? Olmaz değil mi? Oluyormuş…

 

Gerçek hayat hikayeleri var insanların… Siyasi dalaşmaların; talan, dolan, kumpas davaların; tırmıklamalı magazinsel kavgaların; sadece arkadaşça çıkılan bar kapılarının; sanat(!) için atılan frikikli pozların yüksek puntolu manşetlerinin ezici gölgesinde kendisine üçüncü, beşinci sayfalarda yer bulmaya çalışan.

 

Bir göz atımlık zamanlarda farkındalığımıza temas eden, bize anlık, sevdiklerine ömürlük acı ve yokluk bırakan hayatlar var yanımızdan geçip giden. Bir sigara içimlik kederlendirip, acısının katran gibi biriktiği izmaritinden yere savrulan.

 

“Arkadaşında kalmıştır, markete gitmişti pazara da uğramıştır, telefonunun şarjı bitmiştir, komşunun bahçesinde diğer çocuklarla oynuyordur, okuldan sonra arkadaşlarıyla geziyordur” umutlarıyla başlayan; “Bu kadar zaman habersiz bırakmazdı, bize mutlaka ulaşırdı, bir gören olurdu, haberi gelirdi, başına bir şey mi geldi” endişesine evrilen sır dolu kayıplar…

 

Kayıpların büyük bir bölümüne ulaşılabiliyor kısa zamanda canlı ya da ölü. Bir de günler, haftalar, aylar ve hatta yıllarca izine rastlanamayanlar var sayıları on binleri çoktan geçen. Bir varmış bir yokmuş misali, sanki varolmamışlar gibi hiçliğe düşen.

 

Mesela dokuz yıl oldu, babasının gayri meşru ilişkide olduğu kadın (!) tarafından okulundan kaçırılan Cumali’nin yokluğu. Kirli gayelerine ulaşamamanın intikamıydı iddia olsa da kamu vicdanında bilinen sebep. Sekiz yaşındaydı Cumali o vakit. Anne babasının düşlerinde büyüdü, serpildi. Şimdi on yedi yaşında bir delikanlı. Daha üniversiteye gidecek büyük adam olup ailesini gururlandıracak, evlenecek, kaybolmayan çocukları olacak. Anne babasının düşlerinde çok mutlu bir hayatı olacak Cumali’nin.

 

Keşke bir de özledikçe gidebilecekleri, başında dua edebilecekleri mezarı olsaydı. Annesinin dediği gibi…

 

Üç yıl oldu Samsunlu Emel’in boşanmayı kabullenmeyen gözü dönmüş kocası tarafından, zorla bir taksiye bindirilerek karanlık sonsuzluğa yol alışı. Biliyordu, farkındaydı, bu yüzden çok haykırdı Emel başına çökecek karanlığı. “Biri mutlaka duyar, hukuk var, adalet var, emniyet var, her şeyden önce insanlık var” inancıydı en büyük aldanışı. Biliyoruz ki inancıyla birlikte Emel de öldü. İnancı, o günü bir türlü hatırlamayan taksicinin hafızasına, emniyetin umarsız vicdanına, kocanın karanlık ruhuna duasız gömüldü.

 

Keşke Emel’in de bir mezarı olsaydı; bugün hayatları sağa sola savrulmuş çocuklarının ve  ailesinin özledikçe gidebilecekleri, başında dua edebilecekleri. Kız kardeşinin dediği gibi…

Yok Gürkan neredeyse bir buçuk yıldır. Manisa’da eşinin ailesinin yanında gömüldü umutlara, hayallere. Evlilikler bir zamanlar kutsaldı değil mi…

 

Oflu Yusuf dokuz yaşındaydı altı yıl önce. Evinden çöp dökmek için çıktı. O günün çöpleri çoktan gömülüp toprağa karıştı. Belki bir tutam otta yeniden hayata kavuştu.

 

Keşke Yusuf da kavuşsaydı, ailesinin yaptırdığı içi boş mezarına, artık üşümeyeceği sonsuz yuvasına.

 

Define aramak için evden çıktı, bir daha dönmedi dedi karısı (!) dört yıldır sırra kadem basan Bünyamin için. İki yıl önce tutuklandı kadın sevgilisiyle beraber, cesedi olmayan cinayetten. Katilleri ait olduğu yerde, peki ya Bünyamin…

 

Süleyman’ın cesedi 2011 yılından beri arandı dağ taş demeden. Topağın altından kemikleri, yangınların arasından külleri bulunsun diye. Yok oldu Süleyman. Karısı, oğlu, gelini yerleşti köyden kente. Ahval mi? Süleyman bulunmadıkça yerinde.

 

Ne zor duruyor bazen “karı, koca, çocuk” söyleyen dilde, yazan kalemde.

 

Şanslıydı(!) ya kimisi de; kayboluşundan üç yıl sonra bir uçurumun diplerinde bulundu üniversiteli Sinem. Üç yıl haykırdı annesi, üç yıl yandı sinem.

 

Bir mezarı oldu Sinemin özlendikçe gidilebilen, başında dua edilebilen. Bir de annesinin gözünde parlaklığını kaybetmeyen bir tutam, saçının telinden.

 

Cumali, Emel, Süleyman, Gürkan, Bünyamin, Yusuf,….

 

Ve ismini dahi bilmediklerimiz, duymadıklarımız neredesiniz!

 

Ses verin!

 

Ses verin ki sevinsin (!) sevdikleriniz. Hiç olmazsa özledikleri zaman gidebilecekleri, başınızda dua edebilecekleri bir mezarınız olsun diye.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?