24.11.2017,21:52
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Bir mezarınız olsaydı keşke
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Sevdiğiniz birinin ölüsünü bulduğunuzda sevindiğiniz oldu mu hiç? Ya da kendinizi şanslı addettiğiniz? Olmaz değil mi? Oluyormuş…

 

Gerçek hayat hikayeleri var insanların… Siyasi dalaşmaların; talan, dolan, kumpas davaların; tırmıklamalı magazinsel kavgaların; sadece arkadaşça çıkılan bar kapılarının; sanat(!) için atılan frikikli pozların yüksek puntolu manşetlerinin ezici gölgesinde kendisine üçüncü, beşinci sayfalarda yer bulmaya çalışan.

 

Bir göz atımlık zamanlarda farkındalığımıza temas eden, bize anlık, sevdiklerine ömürlük acı ve yokluk bırakan hayatlar var yanımızdan geçip giden. Bir sigara içimlik kederlendirip, acısının katran gibi biriktiği izmaritinden yere savrulan.

 

“Arkadaşında kalmıştır, markete gitmişti pazara da uğramıştır, telefonunun şarjı bitmiştir, komşunun bahçesinde diğer çocuklarla oynuyordur, okuldan sonra arkadaşlarıyla geziyordur” umutlarıyla başlayan; “Bu kadar zaman habersiz bırakmazdı, bize mutlaka ulaşırdı, bir gören olurdu, haberi gelirdi, başına bir şey mi geldi” endişesine evrilen sır dolu kayıplar…

 

Kayıpların büyük bir bölümüne ulaşılabiliyor kısa zamanda canlı ya da ölü. Bir de günler, haftalar, aylar ve hatta yıllarca izine rastlanamayanlar var sayıları on binleri çoktan geçen. Bir varmış bir yokmuş misali, sanki varolmamışlar gibi hiçliğe düşen.

 

Mesela dokuz yıl oldu, babasının gayri meşru ilişkide olduğu kadın (!) tarafından okulundan kaçırılan Cumali’nin yokluğu. Kirli gayelerine ulaşamamanın intikamıydı iddia olsa da kamu vicdanında bilinen sebep. Sekiz yaşındaydı Cumali o vakit. Anne babasının düşlerinde büyüdü, serpildi. Şimdi on yedi yaşında bir delikanlı. Daha üniversiteye gidecek büyük adam olup ailesini gururlandıracak, evlenecek, kaybolmayan çocukları olacak. Anne babasının düşlerinde çok mutlu bir hayatı olacak Cumali’nin.

 

Keşke bir de özledikçe gidebilecekleri, başında dua edebilecekleri mezarı olsaydı. Annesinin dediği gibi…

 

Üç yıl oldu Samsunlu Emel’in boşanmayı kabullenmeyen gözü dönmüş kocası tarafından, zorla bir taksiye bindirilerek karanlık sonsuzluğa yol alışı. Biliyordu, farkındaydı, bu yüzden çok haykırdı Emel başına çökecek karanlığı. “Biri mutlaka duyar, hukuk var, adalet var, emniyet var, her şeyden önce insanlık var” inancıydı en büyük aldanışı. Biliyoruz ki inancıyla birlikte Emel de öldü. İnancı, o günü bir türlü hatırlamayan taksicinin hafızasına, emniyetin umarsız vicdanına, kocanın karanlık ruhuna duasız gömüldü.

 

Keşke Emel’in de bir mezarı olsaydı; bugün hayatları sağa sola savrulmuş çocuklarının ve  ailesinin özledikçe gidebilecekleri, başında dua edebilecekleri. Kız kardeşinin dediği gibi…

Yok Gürkan neredeyse bir buçuk yıldır. Manisa’da eşinin ailesinin yanında gömüldü umutlara, hayallere. Evlilikler bir zamanlar kutsaldı değil mi…

 

Oflu Yusuf dokuz yaşındaydı altı yıl önce. Evinden çöp dökmek için çıktı. O günün çöpleri çoktan gömülüp toprağa karıştı. Belki bir tutam otta yeniden hayata kavuştu.

 

Keşke Yusuf da kavuşsaydı, ailesinin yaptırdığı içi boş mezarına, artık üşümeyeceği sonsuz yuvasına.

 

Define aramak için evden çıktı, bir daha dönmedi dedi karısı (!) dört yıldır sırra kadem basan Bünyamin için. İki yıl önce tutuklandı kadın sevgilisiyle beraber, cesedi olmayan cinayetten. Katilleri ait olduğu yerde, peki ya Bünyamin…

 

Süleyman’ın cesedi 2011 yılından beri arandı dağ taş demeden. Topağın altından kemikleri, yangınların arasından külleri bulunsun diye. Yok oldu Süleyman. Karısı, oğlu, gelini yerleşti köyden kente. Ahval mi? Süleyman bulunmadıkça yerinde.

 

Ne zor duruyor bazen “karı, koca, çocuk” söyleyen dilde, yazan kalemde.

 

Şanslıydı(!) ya kimisi de; kayboluşundan üç yıl sonra bir uçurumun diplerinde bulundu üniversiteli Sinem. Üç yıl haykırdı annesi, üç yıl yandı sinem.

 

Bir mezarı oldu Sinemin özlendikçe gidilebilen, başında dua edilebilen. Bir de annesinin gözünde parlaklığını kaybetmeyen bir tutam, saçının telinden.

 

Cumali, Emel, Süleyman, Gürkan, Bünyamin, Yusuf,….

 

Ve ismini dahi bilmediklerimiz, duymadıklarımız neredesiniz!

 

Ses verin!

 

Ses verin ki sevinsin (!) sevdikleriniz. Hiç olmazsa özledikleri zaman gidebilecekleri, başınızda dua edebilecekleri bir mezarınız olsun diye.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay