24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Delik deşiğiz
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“Dışarı akmayan gözyaşı mideyi deler geçer”

 

Yansıtılamayan, paylaşılamayan, yokmuş gibi görmezden gelinmeye çalışılan ve nihayetinde çözümü ile bir türlü kavuşturulamayan sorunların, bedenlerimizde nasıl ölümcül yaralar açtığını anlatan bu deyiş, yüksek lisans derslerimizden olan fizyolojik psikolojinin ilk öğretilerinden biriydi. Hiç unutmadım.

 

Bireylere atfedilen bütün süreçler, canlı bir organizma olan ve bireylerin bir arada yaşama gayeleri ile oluşan toplumun da süreçleridir ve denilebilir ki “ Toplumun içine akıttığı her gözyaşı midesini deler geçer.”

 

Delik deşiğiz!

Ne çok yaramız var…

 

Bu yaralardan biri, uzun yıllardır var olan ama barındırdığı travmatik süreçlerin çok da dillendirilmediği, göz göre göre büyüyen kanserli bir tümör gibi içimizi saran taahhüd-ü ihlal mağduriyeti. Mağduriyet dememin sebebi, mağdur ettiklerinden çok daha fazla mağdur hale gelmiş olmaları.

 

Büyük çoğunluğu, banka kredisi, döviz kredisi ve kredi kartlarından kaynaklanan borçlarını ödeyemez duruma geldiği için haciz hükmü verilen, haczin durdurulması için kısa kısa vadelerle hazırlanan taahhütleri imzalamak zorunda kalan fakat bir kez sekteye uğrayan ödeme güçlüğünün sirayeti ile bu kısa zaman tanıyan taahhütlerini de yerine getiremeyenlerden oluşan ve sayıları yüzbinleri bulan bu insanların, hapis cezasıyla karşı karşıya kaldıktan sonra daha da artan ekonomik, sosyal ve psikolojik debelenmelerle geçirdikleri, kaos dolu mağduriyetlere evrilen bir süreç ne yazık ki bu durum.

 

Yasalarımızda suç ne kadar bireysel olarak tanımlanmış olsa da, ailelerin diğer fertlerine yansıyan, tüm dengeleri, ilişkileri, bütünlükleri, bağlılıkları, güven ve huzuru yıkıp yok edecek kadar da acımasız...

 

Taahhüt şartlarını yerine getiremediği için hapis hükmü giyen, silinmediği gibi üzerine eklenen faiz cezalarıyla giderek artan borçlarının ağırlığı ile, matruşka bebek misali dört duvar içindeki daha küçük dört duvar arasında yaşamaya çalışan yüzbinlerce borç mahkumu ile dolu cezaevleri.

 

Bir o kadarı da dışarıda, duvarları görünmeyen cezaevleri içinde çare arama çabasında. Ticari ve şahsi itibarlarının zedelenmesi endişesi, zaman kazanıp borcunu ödeyebilme umudu veya iki yıllık yasal zaman aşımından faydalanıp cezadan kurtulmak beklentisi ile Harrison Ford’un “Kaçak” filmini solda bırakan kendi gerçek senaryolarının kayıp hayatları ile savruluyorlar.

 

Yakalanma korkusu ile ne ekonomilerini doğrultabilecek mesleki faaliyette bulunabiliyorlar, riski yüksek kayıt dışı işler dışında, ne de bu buhranlı süreçte ailelerinin, evliliklerinin, sosyal ilişkilerinin bozulmasına, dağılmasına engel olabiliyorlar.

 

Hastaneye gitmekten endişe duyarak evinde doğum yapan, hastalığı için tıbbi yardım almayarak tedavi olamayan, bayramlarda dahi evlerine gidemeyen, ailesinden uzak yaşamak zorunda kalan, bulundukları durumu fırsat olarak gören kötü niyetli başka insanların zulmüne uğrayan, borçlarını ödeyebilecekleri yerde daha da çıkmaz yollara, çıkılmaz derinliklere sürüklenen bu hayatlar çözümsüz kalmaya devam ettikçe tüm toplumu sarmalayan zehirli sarmaşıklara dönüşecek korkarım.

 

Sayıları günden güne artan bu insanlar için ne yapılabilir peki? Bu insanlar dediğime bakmayın, her ne kadar tozpembe tablolar çizilse de sessiz ilerleyen bir tsunami gibi bizi bekleyen ekonomik buhran, her an bizleri de bu durumun içerisine çekebilecek potansiyelde.

 

Bu mağduriyet silsilesini kıracak bir yasal düzenleme, kanunların, sadece işlenen suç ve kabahatleri cezalandırmakla sınırlı olmayan, aynı zamanda önleyici, koruyucu, mağduriyet giderici, uzlaştırıcıı ve en önemlisi insanlaştırıcı misyon taşıyan ruhuna pekala da uygun düşer aslında.

 

Borcunu ödeyebilmede acze düşenlerin hapsedilmeyeceği, borçların makul ödeme planları ile yapılandırılacağı bir yasal düzenleme hem alacaklıyı, hem borçluyu rahatlatan bir amaca hizmet edecek, hem de bu durumun sirayet ettiği sosyal yaralanmaları da bertaraf edecektir ki onların yıllardır seslenişleri de bu yönde. Lakin, nedenini anlamakta zorlandığım umursuz bir duyulmazlık içinde.

 

Hani atla deve mi, yoksa hukukun taşıyamayacağı bir hümanizm midir bu talep ki çözümsüzlük hala kör düğümlerle sarılmış bir yumak gibi yuvarlana yuvarlana büyüyor ve içimize akarak midemizi deliyor: o zaman, hala hala hala bilmiyoruz, bilmeyeceğiz diyesim geliyor: kelimelerin kifayetsiz olduğunu, derde düşmeden önce.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay