22.02.2018,02:10
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Delik deşiğiz
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“Dışarı akmayan gözyaşı mideyi deler geçer”

 

Yansıtılamayan, paylaşılamayan, yokmuş gibi görmezden gelinmeye çalışılan ve nihayetinde çözümü ile bir türlü kavuşturulamayan sorunların, bedenlerimizde nasıl ölümcül yaralar açtığını anlatan bu deyiş, yüksek lisans derslerimizden olan fizyolojik psikolojinin ilk öğretilerinden biriydi. Hiç unutmadım.

 

Bireylere atfedilen bütün süreçler, canlı bir organizma olan ve bireylerin bir arada yaşama gayeleri ile oluşan toplumun da süreçleridir ve denilebilir ki “ Toplumun içine akıttığı her gözyaşı midesini deler geçer.”

 

Delik deşiğiz!

Ne çok yaramız var…

 

Bu yaralardan biri, uzun yıllardır var olan ama barındırdığı travmatik süreçlerin çok da dillendirilmediği, göz göre göre büyüyen kanserli bir tümör gibi içimizi saran taahhüd-ü ihlal mağduriyeti. Mağduriyet dememin sebebi, mağdur ettiklerinden çok daha fazla mağdur hale gelmiş olmaları.

 

Büyük çoğunluğu, banka kredisi, döviz kredisi ve kredi kartlarından kaynaklanan borçlarını ödeyemez duruma geldiği için haciz hükmü verilen, haczin durdurulması için kısa kısa vadelerle hazırlanan taahhütleri imzalamak zorunda kalan fakat bir kez sekteye uğrayan ödeme güçlüğünün sirayeti ile bu kısa zaman tanıyan taahhütlerini de yerine getiremeyenlerden oluşan ve sayıları yüzbinleri bulan bu insanların, hapis cezasıyla karşı karşıya kaldıktan sonra daha da artan ekonomik, sosyal ve psikolojik debelenmelerle geçirdikleri, kaos dolu mağduriyetlere evrilen bir süreç ne yazık ki bu durum.

 

Yasalarımızda suç ne kadar bireysel olarak tanımlanmış olsa da, ailelerin diğer fertlerine yansıyan, tüm dengeleri, ilişkileri, bütünlükleri, bağlılıkları, güven ve huzuru yıkıp yok edecek kadar da acımasız...

 

Taahhüt şartlarını yerine getiremediği için hapis hükmü giyen, silinmediği gibi üzerine eklenen faiz cezalarıyla giderek artan borçlarının ağırlığı ile, matruşka bebek misali dört duvar içindeki daha küçük dört duvar arasında yaşamaya çalışan yüzbinlerce borç mahkumu ile dolu cezaevleri.

 

Bir o kadarı da dışarıda, duvarları görünmeyen cezaevleri içinde çare arama çabasında. Ticari ve şahsi itibarlarının zedelenmesi endişesi, zaman kazanıp borcunu ödeyebilme umudu veya iki yıllık yasal zaman aşımından faydalanıp cezadan kurtulmak beklentisi ile Harrison Ford’un “Kaçak” filmini solda bırakan kendi gerçek senaryolarının kayıp hayatları ile savruluyorlar.

 

Yakalanma korkusu ile ne ekonomilerini doğrultabilecek mesleki faaliyette bulunabiliyorlar, riski yüksek kayıt dışı işler dışında, ne de bu buhranlı süreçte ailelerinin, evliliklerinin, sosyal ilişkilerinin bozulmasına, dağılmasına engel olabiliyorlar.

 

Hastaneye gitmekten endişe duyarak evinde doğum yapan, hastalığı için tıbbi yardım almayarak tedavi olamayan, bayramlarda dahi evlerine gidemeyen, ailesinden uzak yaşamak zorunda kalan, bulundukları durumu fırsat olarak gören kötü niyetli başka insanların zulmüne uğrayan, borçlarını ödeyebilecekleri yerde daha da çıkmaz yollara, çıkılmaz derinliklere sürüklenen bu hayatlar çözümsüz kalmaya devam ettikçe tüm toplumu sarmalayan zehirli sarmaşıklara dönüşecek korkarım.

 

Sayıları günden güne artan bu insanlar için ne yapılabilir peki? Bu insanlar dediğime bakmayın, her ne kadar tozpembe tablolar çizilse de sessiz ilerleyen bir tsunami gibi bizi bekleyen ekonomik buhran, her an bizleri de bu durumun içerisine çekebilecek potansiyelde.

 

Bu mağduriyet silsilesini kıracak bir yasal düzenleme, kanunların, sadece işlenen suç ve kabahatleri cezalandırmakla sınırlı olmayan, aynı zamanda önleyici, koruyucu, mağduriyet giderici, uzlaştırıcıı ve en önemlisi insanlaştırıcı misyon taşıyan ruhuna pekala da uygun düşer aslında.

 

Borcunu ödeyebilmede acze düşenlerin hapsedilmeyeceği, borçların makul ödeme planları ile yapılandırılacağı bir yasal düzenleme hem alacaklıyı, hem borçluyu rahatlatan bir amaca hizmet edecek, hem de bu durumun sirayet ettiği sosyal yaralanmaları da bertaraf edecektir ki onların yıllardır seslenişleri de bu yönde. Lakin, nedenini anlamakta zorlandığım umursuz bir duyulmazlık içinde.

 

Hani atla deve mi, yoksa hukukun taşıyamayacağı bir hümanizm midir bu talep ki çözümsüzlük hala kör düğümlerle sarılmış bir yumak gibi yuvarlana yuvarlana büyüyor ve içimize akarak midemizi deliyor: o zaman, hala hala hala bilmiyoruz, bilmeyeceğiz diyesim geliyor: kelimelerin kifayetsiz olduğunu, derde düşmeden önce.

 

jalyan70@yahoo.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?