24.11.2017,21:53
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Muhteşem adliye
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Ara sayılabilecek bir sokakta, birbirine dayanarak bitişik sıralanmış cinsdaşlarının arasında yerini almış, soğuk gri renginde, eski, biraz irice ama sıradan bir binaydı.

Amacından başka bir anlam yüklenmeyen, suçlu iseniz çekince, haklı iseniz güvence duygusu veren ama yine sıradan bir tabelası vardı girişinde. Üzerinde “ Bakırköy Adliyesi” yazıyordu. 

Yaklaşık 18 yıl kadar önce, şimdi rahmetli olan babamın ağır ceza savcısı olarak görev yaptığı adliye idi. Bazen ziyaret bazen de gereksinim duyduğum resmi evrakı temin etmek için ama her halükarda nadiren uğrardım oraya.

Binanın iç kokusu tıpkı dış görünüşü gibi eski ve soğuk olurdu ve hatta gri. Kolu bacağı sarılı halde şikayet dilekçesi dolduran, polis veya jandarma nezaretinde ellerinde kelepçe ile ifade vermeyi bekleyen ve neden orada olduğunu davranışlarından anlayamadığım onlarca insana değe değe çıkardım merdivenlerden.

En çok da eli kelepçeli, ifade vermek için bekleyenlere takılırdı gözüm. Bakışlarındaki sönük bazen de umarsız görünmeye çalışan pişmanlığı karşıladığında gözlerim, sorardı onlara kızgın hüzünle: “Birisine zarar vermiş olmalısın. Bunu anlamam mümkün değil ama daha fazla anlayamadığım bir şey var: insan bunu kendisine neden yapar?”

Habil’in katli ile icazetini alan insanoğlu tarihler boyu suç işledi. Çaldı, dolandırdı, öldürdü. Ne tabiat kanunları; ne devlet kanunları; ne insanlık, ahlak, erdem ve iyilik kanunları, varlığın, varoluşun temel dürtülerinden birisi olan saldırganlığın bu yıkıcı, yok edici seçilimini yok etmeye yetmedi.

Her şeye rağmen adalet kavramına olan inancını yitirmedi insan. Haksızlığa uğradığında mahkemelere, adliyelere koştu, anlattı meramını. Savcıların, hakimlerin, avukatların yıllarca, eski tabirle dirsek çürüterek giyinmeyi hak ettikleri cüppelerinin hakkını verecekleri duygusuna yürekten bağlandı. Bıkmadan usanmadan “Adalete güveniyorum” dedi.

Kusursuz işlemedi elbet adalet. İnsanlar çoğaldıkça, ekonomik, siyasal, psikolojik, teknolojik iklimler değiştikçe suçun devinimi karşısında liyakat yetersizliğine düştü yasalar. Adalet her zaman yerini bulmasa da güvendi insan. Çünkü,ama iyi niyetle ama mecburiyetleinandığı bir şey vardı: adalet karşısında herkes eşitti.

Yıllar oldu yolum hiç düşmedi Bakırköy adliye binasının olduğu o sokağa. O yüzden bilemiyorum ne haldedir.

Ama son yıllarda görüyorum ki bütün adliyelere bir başka haller olmuş.

Koca koca, ihtişamlı binalara dönüşmüşler. Sanki şehir içinde bir başka şehir gibi. Kendi kanunları olan, sınırınızın sınırlarında sonlandığı, içine girdiğinizde acaba bir AVM’ye mi geldim tereddütü yaratan, narsist yüksek tavanları ile suçsuz bile olsanız, “vardır mutlaka bir kabahatim” hissi uyandıran tuhaf, ürkütücü, modern saraylara benzemişler. Sanırım isimlerini de bu benzeşmeden almışlar: Adalet Sarayları.

Saray denildiğinde aklıma, Cumhuriyet sonrasında, tarihimizi yansıtan müze yapılar gelmekle birlikte daha baskın olarak, yüzyıllar boyu Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olan padişahların kullarını yönettiği zevli, pahalı döşenmiş, ihtişamlı yapılar geliyor. Devşirme paşaların, kapı ağalarının, cariyelerin padişahın gözüne girmekle gözünü oymak arasında hummalı gidiş gelişler içinde olduğu, entrikaların, ayak kaydırmaların, gizli ittifakların, iktidar kavgalarının, kardeş katlinin havalarda birbirine değmeden uçuştuğu ama nihayetinde “Tiz kellesini vurun” fermanı ile padişahın son sözü söylediği, taş duvarları iğne oyası tadında oyulmuş devasa yapılar. Sanırım hepimizin aklına gelen de bu.

Neyi, ne zaman, nasıl benimsediğinizi, içselleştirdiğinizi çoğu zaman bilemezsiniz. Teknoloji, medeniyet, zenginleşme, büyüme diyerek önünüze koyarlar size sormadan. Gözünüzden, kulağınızdan girip algınızdaki ezberlere süzülürler ustalıkla. Uzağı yakın, yakını uzak ederler. Yan yana, alt alta, üst üste, iç içe, nasıl istiyorlarsa öyle bir araya getirirler bildiklerinizi, anlamazsınız bile.

Bir gün bir bakmışsınız ki kanıksamışsınızdır adaletin saray kanunlarına mahkum olduğunu. Garipsemez ve hatta öncesini hatırlamazsınız bile.

Farkında olmadan mırıldanıverirsiniz:

“Ferman padişahın, padişahım çok yaşa!”

jalyan70@yahoo.com.tr


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay