24.11.2017,21:52
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Doymazsa ölür insan
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“Hiç birinizin üzülmesini istemiyorum. Bu ayki maaşımı ve kıdem tazminatımı alın. Arabamı satın ve borçlarımızı ödeyin. Banka kredisi de ben ölünce sigortalı olduğum için sonlanacaktır”

 

Bu paragraf bir intihar mektubuna ait. Üzülünmesini dahi istemeyecek kadar kendi varlığından vazgeçmesine rağmen, geride bıraktığı sevdikleri ile ilgili duyduğu kaygıdan vazgeçemedi. Zamanında yapılan müdahale ve belki de bilinçaltındaki bu kaygılı tutunuş onu hayata döndürdü ama ya dönemeyip, tutunamayıp, avuçlarımızın arasından kayıp gidenler…

Ankara’da bir belediye çalışanının, emekliliğe zorlanmasının baskısı ile intihar edişinin haberi veriliyor tam da ben bu yazıyı yazarken. Bir diğerinin ise sürgüne gönderildiği için kanser oluşu…

Gün gün, hafta hafta, yıl yıl geriye gidersek kaç kopuş, kaç vazgeçiş karşılar bizi, cevabı zor soruları ve tamamlanmamış hesaplarıyla.

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre son bir yılda 3.189, son on yılda, önceki yıllara oranla %36 artış göstererek 30.000 insan intihar yolunu seçti çözüm için.

“İntihar güçsüz insanların tercihidir” sözlerini duyar gibi oluyorum. Oysaki dualitik açmazlarla doludur intihar. İnsanın, gücünü ve güç kaybını iç içe barındıran, hayatı kendisinden mahrum bırakma cezasıdır. Doğru olmayan ama zor ve güç isteyen bir seçimdir.

Çatışmaları çözümleyebilme kabiliyeti yerine sorumluluktan kaçınmak; var olmayı bir başka gücün varlığına bağlamak; iletişim kurmak yerine yok saymak; sevmeyi, onaylamayı bir gerekçe ile özdeşleştirmek öğretileri ile yoğrulmuş toplumsal yetişme ve yetiştirme tarzımızın getirisi travmatik kişilikler, sosyal hayatın yetişilmesi zor bir hızla değişimi; ilişkilerdeki samimiyet erozyonu; boşanma oranlarındaki artış ve patolojik çatışmalar; gelir dağılımındaki adaletsizlikler; erkeğin gücünü, kadının güvenliğini tehdit eden ekonomik, sosyolojik ve psikolojik daralmalar; yenilmişlik, vazgeçilmişlik duygusu; çaresizlik çıkmazı; umutsuzluk girdabı, kişiyi manevra kabiliyetinden men ederek, etrafına bir halka çizilmiş akrep misali, kendini sokup yok etmeye sevk eden süreci güçlü bir çözüm seçeneği haline getiriyor ne yazık ki. Bir başka gücün varlığına bağımlı kişilikler yaşamla güçsüzleşen varlıklarının karşılığını ölümün gücünde buluyor, onunla güç kazanacağını varsayıyor.

Doğduğu andan itibaren kendisini gerçekleştirmeye yönelik yol alır insan. En temel ihtiyaçlarından en özel tekamülü için atar adımlarını.

Önce yaşamak, nefes almak, sonra doymak ama istikrarlı doymak ister. Barınacağı, güvende olacağı yer ister. Ne zaman ki bu ihtiyaçları karşılanır, sevmek ister sevilmek ister. Bir ailenin sevgi, onay ve sıcaklığında hem kendisine hem de çevresine güvenle yetişmek ister.

Sonra toplumda var olabilmeyi, eğitilmeyi, öğrenmeyi, öğrendikçe sosyalleşmeyi, sosyal ilişkiler kurmayı, hayatını devam ettirecek statüyü, kariyeri ister. Kendi ailesini oluşturmak, varlığını geleceğe taşıyacak çocuklara sahip olmak ister. Onlara kendilerini gerçekleştirebilme yollarını sevgi ve güvenle açmak ister.

Bununla yetinmez insan, yaptığı işte, uğraşta ustalaşmak, beslendiklerini, biriktirdiklerini, kazandıklarını başkalarına sunmak, hayata bir tohum gibi ekmek, yaratmak, üretmek ister. Zamanla ürettiklerine, hayata kattığı anlama estetik getirmek, bir sanatçı gibi işlemek ve sonunda bilgeleşip kendisini gerçekleştirmek ister.

Var olmak için her koşulda tüketmeye, tükettikçe, tükendikçe üretmek yerine daha fazla tüketmeye; bir adım önde olabilmek için adım atmak yerine önünde olanı yok etmeye; vermeden almayı, ekmeden biçmeyi, sevmeden gülmeyi, güldürmeden sevmeyi yaşamsal kabiliyet görmeye; farklılıklarla beslenip zenginleşmek yerine kendi varlığının tanıdık sığlığında debelenip güvende kalmaya sömürücü sistem ve onun sadık uşakları tarafından sinsice inandırılan insan, kandırıldığını anlamaktan bir hayli uzak.

Yürütülen ruh emici, kan emici ekonomik, politik, sosyal ve kültürel politikalar bırakın insanın kendisini gerçekleştirmesini sağlamayı, onu, karnını doyurup hayatta kalma kaygısından öte bir ihtiyaca taşımayacak kadar kasıtlı ve zulümkar.

Artık kaçımız bu yolculukta bir ivme alabilecek motivasyonda ve güçteyiz bilemem. Bilebildiğim ve söyleyebileceğim tek bir şey var:

Tekamüle giden yolda önce doymak gerekir. Doymazsa ölür çünkü insan, kimi ruhen kimi bedenen.

jalyan70@yahoo.com.tr


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye’nin ne cari açık sorunu var; ne de mali ve özel kesimin yüksek borcu… İhracat da canlanıyor, faizle enflasyon da önümüzdeki ay düşmeye başlayacak. Aylardır aynı şeyi dinliyoruz.
Diğer Yazarlar
2018’de vatandaş, belki de evim yok diye sevinecek.
Türk Siyasi hayatına yeni bir parti daha katılıyor…
Türk Silahlı Kuvvetlerine subay adayı yetiştiren toplam dört askeri liseden üçü Osmanlı Devleti döneminde, birisi de Cumhuriyet döneminde kuruldu.
Basında yer alan haberlere göre AKP İstanbul il teşkilatları, Atatürk’ün 79. ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e ziyaret organizasyonu düzenliyorlarmış!
Evet, Fenerbahçe yönetimi bile bile lades dedi.
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
KOBİ’ler de en önemli sorun, işletmelerin iyi yönetilememesidir.
PESCO, Avrupa’daki dengeleri ve Türkiye’nin durumunu nasıl etkileyecek?
İşlenen mühendislik sefaletlerinin sonuçlarını merak etmez misiniz?
“Her ölüm, sana olan küçük bir ölümdür. ‘Çanların kimin için çaldığını sorması için birini gönderme, onlar senin için çalıyor’. Her ölüm, senin ölümündür. Ağaçtan kuru bir yaprak düştüğünde bile, o senin ölümündür.” Osho
Şirketlerin kurumsal Check-Upları ve ihtiyaç analizlerini bilimsel temelli yapmak artık çok kolay