19.02.2018,06:28
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Ayrılığa giden yol
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
“Çünkü ben iyi bir insanım!!” dedi kadın, söylediği sözü ironikleştiren öfkeli sesiyle…

Bir saat on beş dakika önce geldi bankaya. Her zaman yaptığı gibi, kartı olmasına rağmen kartını kullanmadan aldı sıra numarasını. Yine çok bekleyeceğini biliyordu. Bankanın içerisinde topu topu on kişi vardı. Üç gişe de açık olduğuna göre en fazla yirmi dakikada işini halletmesi gerekiyordu normalde.

 

Ama bankaların numaratörlerine kart ayrıcalığı ve önceliği getirildiğinden beri böyle olmuyordu. Çok sonra gelenler bile sizden önce ayrılabiliyorlardı bankadan. Bu yüzden, işleminizi çabuk yapabilmek için banka kartı ile numara almanız gerekiyordu. Biliyordu kadın ama içinde birşeyler bunun yanlış olduğunu söylüyordu. Nedenini bilmediği bir direnç hissediyordu ve kartını numaratörden geçirmiyordu.

 

Sözde daha iyi bir hizmet için bu sistem. Her banka kendi müşterisine daha hızlı ve kaliteli hizmet vermek istiyor. Dolayısı ile gittiğiniz her bankada hızlı ve kaliteli hizmet istiyorsanız, kartlarına da sahip olmanız gerekiyor. Bu kaliteli hizmet uğruna her kart için ödeyeceğiniz mütevazı(!) aidat ücretine katlanmanız da mecburi oluyor haliyle. Ama, “Yok, ben her karta aidat ödeyemem” diyorsanız eğer, bekleyeceksiniz “tıpış tıpış”.

 

Siz kartsız müşteriler “otobüsün arka koltuğu”’nda bekleyip kart sahibi asillerden arta kalan kısa anlarda çağrılacaksınız elbette. Hemen aklınıza kötü şeyler getirmeyin tabi. Maksat sizleri de kart sahibi yapıp aralarında görmek, otobüsün arka koltuklarından önlere doğru almak, sizleri de “hizmet” ayrıcalığından faydalandırmak. Başka ne olabilir ki…

 

Arka koltuklardan birine oturdu kadın, acele etmeden. Nasıl olsa aynı şeyler olacaktı. Önce sabırla bekleyecek, zaman ilerledikçe sinirlenmeye başlayacak, kaşlarını çatarak gözünü gişede yanan numaralara dikecek, arada bir kalkıp huysuzlanan bacaklarını sakinleştirmek için banka içinde volta atacak, o esnada da bankaya girenleri ve bekleyenleri inceleyecek teker teker.

 

İşte, şu gelen mesela: Kendinden emin yürüyüşü, tavizsiz keskin bakışları “Benim kartım var!” diye haykırıyor adeta. Kartını numaratörden geçirip,“Sırada kaç kişi var acaba?” merakını dahi hissetmeden gişelerde yanan numaralara çevirdi gözlerini. Duraksadı birkaç saniye, hemen mi yönelecekti gişeye yoksa birkaç dakika bekleyecek miydi? İkinci ihtimal biraz canını sıkmış gibiydi ki gişelerin birinde numarası yandı. Canı sıkkın yüz ifadesinin “Doğrusu da bu!” ifadesine evrilişi gözle görülür seviyedeydi.

 

Kapital kapital ayak sesleri ile yürüdü adam. Tam o esnada son zamanlarda sık sık rastlanılan o şey oldu. Yaklaşık beş dakika önce gelen asil müşterilerden biri sesini yükseltti: “Ben de kartımla numara aldım, beyefendi de. Benden sonra gelmesine rağmen nasıl benden önce ona sıra geliyor!”. Cevap son derece kibar ama net ve ikna ediciydi, her zamanki gibi. “Beyefendininki şirket kartı efendim. Bireysel kartlara göre öncelik tanıyor sistem. Bizimle alakası yok”

 

Sinirli bir keyifle güldü kadın içten içe “Al işte kartlılar bile aralarında ayrıştırılıyor. Şirket işlem hacmi ile birey işlem hacmi bir elbette bir tutulmayacak, değil mi ama”. İtiraz eden adam homurdanmayı biraz daha sürdürse de beklemeyi kabullendi. Ne de olsa büyük balık küçük balığı yutardı. Doğal eleme. Elenmemek için uyumlu olmak gerekir. Düzene, sisteme karşı gelmek demek Büyük Birader tarafından yok edilmek demektir. Sistem her zaman en iyisini bilir: “O senden daha ayrıcalıklıdır” diyorsa, öyledir. İçerlesen de, kızsan da kabullenecek, zamanla ayrılıklara, ayrışmalara, bölünmelere alışacaksın. Hatta benimseyecek, yetmeyecek içselleştireceksin.

 

Kartsız numara alanlar ki en azınlıkta olan sınıf onlar. Onların itiraz hakkı bile yok. Keza başlarda ses çıkaranlar olmuştu ama sistem onlara hadlerini öğretmiş, kartlı müşterilerin ayrıcalıklı olduğunu iyice benimsetmişti. Öncesini hatırlamıyorlardı bile. Herkesin bankaya geliş sırasına göre hizmet gördüğü, eşit hizmet anlayışı gibi birşeyin var olduğu o günleri. Ah! Onların da şöyle çok paraları olacaktı ki, bak nasıl her bankanın kartını alır, şöyle gerine gerinenumaratörün kart haznesinden kartlarını geçirip Freudyen hazla gişeye doğru yürürlerdi. Yoktu işte kartları!

 

O halde sistemin onlara biçtiği kadere, bu sınıfsal ayrıştırmada ait oldukları yere razı olmalılardı. Seçenek aramak aptallık olurdu. O asilerin işiydi.

Bankaya girdikten tam bir saat on beş dakika sonra gişede numarasının yandığını gördü kadın. Neredeyse kaçırıyordu. Numaraları takip etmekten vazgeçeli yarım saate yakın olmuştu. Gişeye doğru yürürken, bankada kendisi gibi uzun süredir bekleyen orta yaşlı bir adamın beklerken okuduğu gazeteye takıldı gözleri.

 

Kalın harflerle yazılı koca koca manşet haberler vardı gazetenin ilk sayfasında: “BARIŞ SÜRECİ ÜLKEYİ BÖLÜYOR”, “ORTADOĞUDA MEZHEPLER SAVAŞI CAN ALIYOR”, “SEÇİMLER TOPLUMU AYRIŞTIRDI”…

Dudaklarını büzdü, başını iki yana salladı kadın : “ Cık cık cık ! Tanrım biz ne zaman koptuk birbirimizden, ne oldu da bu kadar kolay “BİZ” iken “BEN-SEN” olduk, nasıl oldu da birbirimizden bu kadar nefret ettik !”…

 

-Kartınız varmış, neden kartınızla numara almadınız hanımefendi? Bu kadar beklemezdiniz”

diye sordu bankanın gişe görevlisi.

-Çünkü ben iyi bir insanım!!”

dedi kadın, içinden gelen bu önlenemez isyanın nedeninin farkındalığında olmadan.

 

Jale Yanılmaz

Jalyan70@yahoo.com.tr


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Bertolt Brecht’in 120 yaşı dolayısıyla Zeliha Berksoy müthiş bir oyun sahneye koydu: İnsan neyle yaşar?
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
En önemlisi konunun eski anlamda bir 'siyaset' tartışması olmadığını idrak etmektir.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?