22.02.2018,17:42
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Kendi küreselleşmeni yarat
11122017-cengiz3-165615.jpg
CENGİZ HERGÜNLÜ
İlk etapta şunu belirtmek isteriz ki bizim iktisadi gelişmeler hakkında elimizden geldiği kadar araştırmaya ve incelemeye dayalı yazılarımız siyasi bir amaç ve görüş bildirme niyeti taşımaz.

Amacımız; dünya iktisadi gelişmelerinin ülkemiz ve işletmelerimiz açısından, özelikle KOBİ’lerimiz üzerindeki etkilerini sorgulamaktan ibarettir.

 

Çalışma hayatının 30 yılının büyük kısmını özellikle KOBİ’ler de geçiren biri olarak, büyük özveriyle verilen çabalara rağmen,  girişimciler ve işletmelerimiz nezdinde, ekonomik sorunların neden hep büyüyerek devam etmesi bizi araştırmaya yönlendiren konulardır. Bitmeyen ekonomik sorunların aslında Dünya Sanayi Devrimi’nden itibaren irdelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Bilindiği gibi Sanayi Devrimi İngiltere’ de başlamış, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine sıçramış; bu ülkelerin Birinci Dünya savaşına kadar ve hatta 20. Yüzyılın ortalarına kadar daha erken dönemde hızlı büyüme başarısı göstermelerine neden olmuştur.

 

Sanayi Devrimiyle birlikte aletlerin yerini makineler almış, büyük icat ve teknolojik gelişmeler bu dönemde gerçekleşmeye başlamıştır. Bunun sonucunda büyük üretim patlamaları yaşanmış, uluslar arası ticaret hızlanmıştır. Büyük şirketler kurulmuş sermaye birikimi artmıştır. Hammadde kaynakları bulma ve pazar arayışları, sanayileşen ülkeler arasında rekabete yol açmış, aynı zamanda da uluslar arası ekonomik ve kültürel ilişkilerin artmasına neden olmuştur. Sanayi Devrimi’ndeki bu gelişmeler Sosyalizm ve Liberalizm gibi düşünce akımlarının ortaya çıkmasına da neden olmuştur.

 

Sanayi gelişimini tamamlayan Hollanda, İngiltere ve Fransa gibi devletler, daha sonraki dönemlerde işsizliği azaltmak ve ekonomilerini sürekli canlı tutabilmek amacıyla dış ticaret politikalarını değiştirmeye, farklılaştırmaya başlamışlardır. Temel iktisadi amaçları; milli servetin birikimi için ithal ettiğinden fazlasını ihraç etmek yani dış ticaret fazlası vermek olmuştur.  Ülkelerindeki üretim dallarını dış rekabetten korumayı amaçlayan politikalar izlemeye başlayarak, ithalatı sınırlandırma eğilimine girmişlerdir.

 

Bu yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde ise tam karşıt politikalar izleniyor, Osmanlı yöneticilerinin dış ticaret anlayışı sadece sarayın, ordunun ve kentli tüketicilerin gereksinimlerinin karşılanması olarak görülüyordu. Ülke içindeki üretimi dış rekabete karşı korumak ve desteklemek, istihdam yaratmak Osmanlı yöneticileri için büyük bir öncelik taşımıyordu. Ticari hayat loncalar teşkilatıyla devam ediyor fakat bunlar küçük sanat ve emek yoğun zanaat kuruluşu olmaktan ileriye gidemiyordu.  Osmanlı’nın İthalatı serbest bırakmasıyla da zaten lonca teşkilatları zamanla yok olmuşlardır. Sanayi devrimiyle gelişen teknolojik yenilikleri ise çok da önemsemiyorlardı.  Osmanlı yönetimlerinin bu anlamda iktisadi kalkınmaya bir katkısı olmamış ve sermaye birikimi de gerçekleşememiştir.

 

Son 60 yılda İtalya, İspanya, Japonya ve Kore gibi az sayıda ülke, kişi başına üretim ve gelirlerinde çok hızlı artışlar gerçekleştirmişlerdir. Çin ve Hindistan gibi büyük nüfuslu ülkeler ise iktisadi büyümelerini son 30 yılda artırmaya başlamışlardır. Ancak; 19. Yüzyıl da sanayileşmeye başlayan bugünün gelişmiş ülkeleriyle,  sanayiye bağlı büyüme hızlarını ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yakalamaya çalışan gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark, son 200 yılda azalmamış aksine artmıştır.

 

Dünya ölçeğindeki genel eğilimlere bakıldığında ise yüksek gelirli ülkeler ile, gelişen ülkeler arasındaki farkın 19. Yüzyıl boyunca ve 20. Yüzyılın ortalarına kadar son 60 yıldır hiç kapanmadığı görülüyor. Kısaca soruna Türkiye olarak baktığımızda, iktisadi kalkınma açısından dünya ölçeğinde 60 yıl geriden gelmekteyiz.  O zaman tüm özverili çabalara rağmen işletmelerimizdeki ekonomik ve yatırımsal sorunların hiç bitmemesini normal sayabiliriz. 60 yıllık bir gecikmenin ülkemizi teknoloji, yatırım ve kaynak yaratmada dışa bağımlı hale getirdiği ortadadır. Tüm bu gelişmelere rağmen bilginin en önemli güç haline geldiği bu yüzyılda, bilgilenmenin ve çağdaş eğitimin önü açılmalı, teknolojiyi hazır olarak almak yerine kendimiz üretmek ve geliştirmek yoluna gitmeliyiz.

 

Kendi küreselleşmemizi yaratmak yani dünyaya örnek olabilecek teknolojileri oluşturmak ve modern Dünya’ya sunmak zorundayız. Aksi takdirde bize sunulan ile yetinmek; kullanılmış eski teknolojileri ülkemizde yasalar çıkartarak yeni gibi kullanmak ve kabul etmek zorunda kalmaya devam ederiz.

 

www.hergunlu.com

 

chergunlu@hergunlu.com

 

 


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?